Türkiye'nin son yıllarda artan stratejik etkisi, uluslararası yayın organı Eurasia Review'de yayımlanan kapsamlı bir analizde ele alındı. Değerlendirmede, Ankara'nın NATO içindeki konumunun değişen güvenlik ortamıyla birlikte daha kritik hale geldiği belirtilirken, önümüzdeki 10 yıla ilişkin dikkat çekici öngörülere de yer verildi.
Abone olAnalizde, geçmişte Türkiye'nin NATO açısından öneminin büyük ölçüde Avrupa, Asya ve Orta Doğu'nun kesişim noktasındaki coğrafi konumuyla açıklandığı hatırlatıldı. Ancak Rusya-Ukrayna Savaşı'nın ardından bu yaklaşımın değiştiği ifade edildi.
Değerlendirmeye göre Türkiye, artık yalnızca Türk Boğazları'nı kontrol eden bir ülke olarak değil; askeri kapasitesi, savunma sanayisindeki ilerlemesi ve diplomatik girişimleriyle İttifak'ın güvenlik mimarisini şekillendiren aktörlerden biri olarak öne çıkıyor.
KARADENİZ'DEKİ KONUMU ÖNE ÇIKTI
Analizde, Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırısının ardından Karadeniz'in Avrupa güvenliği açısından yeniden stratejik önem kazandığı belirtildi. Enerji hatları, ticaret yolları ve deniz güvenliğinin NATO planlamasında ön plana çıktığına işaret edilirken, Türk Boğazları'nın kontrolünü elinde bulunduran Türkiye'nin bu süreçte benzersiz bir konuma sahip olduğu vurgulandı.
Ankara'nın Montrö Sözleşmesi'ni uygulayarak savaş gemilerinin geçişine ilişkin aldığı kararların da bölgesel istikrar açısından önemli bir örnek oluşturduğu ifade edildi.
NATO'NUN EN BÜYÜK GÜÇLERİNDEN BİRİ
Eurasia Review analizinde, Türkiye'nin NATO'nun ikinci büyük daimi ordusuna sahip olduğuna dikkat çekildi. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sınır ötesi operasyonlar, terörle mücadele, barışı koruma faaliyetleri ve NATO görevlerinden elde ettiği tecrübenin, İttifak'ın caydırıcılık ve hızlı müdahale kapasitesine önemli katkı sunduğu değerlendirildi.
Mevcut güvenlik ortamında operasyonel deneyimin, yalnızca personel sayısından daha büyük önem taşıdığı görüşüne yer verildi.
SAVUNMA SANAYİSİNE VURGU
Analizde, Türkiye'nin son yıllarda yerli ve milli savunma sanayisine yaptığı yatırımların stratejik değerini artırdığı ifade edildi.
Baykar, TUSAŞ, Roketsan ve ASELSAN'ın geliştirdiği sistemlerin yalnızca Türkiye'nin savunma kapasitesini güçlendirmediği, aynı zamanda NATO'nun ortak savunma kabiliyetine de katkı sağladığı belirtildi.
Özellikle insansız hava araçları, elektronik harp sistemleri ve hassas güdümlü mühimmat alanlarında elde edilen ilerlemenin, Türkiye'yi modern savaş teknolojilerinde öne çıkan ülkeler arasına taşıdığı kaydedildi.
DİPLOMATİK DENGESİNE DİKKAT ÇEKİLDİ
Analizde Türkiye'nin, Rusya-Ukrayna Savaşı boyunca hem Kiev hem de Moskova ile diplomatik temaslarını sürdürebilen az sayıdaki ülkeden biri olduğuna dikkat çekildi.
Bu yaklaşımın Karadeniz Tahıl Girişimi gibi uluslararası girişimlerin hayata geçirilmesinde önemli rol oynadığı belirtilirken, Ankara'nın farklı bölgesel aktörlerle iletişim kurabilme kabiliyetinin NATO açısından stratejik avantaj sağladığı ifade edildi.