Koronavirüsü yenen doktor ilk gönüllü plazma bağışçısı oldu

Anadolu Ajansı

Sağlık Bakanlığının koordinasyonu ve Türk Kızılayın yürütücülüğünde yeni tip koronavirüse (Kovid-19) karşı başlatılan 'immün plazma' tedavisi için ilk gönüllü plazma bağışçısı, koronavirüsü yenen Dr. Kürşat Demir oldu.

Türk Kızılay Genel Başkanı Kerem Kınık'ın katılımıyla Türk Kızılay Orta Anadolu Bölge Kan Merkezinden yapılan canlı yayında, gönüllü bağışçı Demir'den plazma alma işlemi gerçekleştirildi.

Kınık, bu esnada yaptığı açıklamada, tedavi sürecine ilişkin bilgi verdi. Vücudun, koronavirüsle karşılaşınca, hastalığı yenmek için ona karşı antikor oluşturmaya başladığını anlatan Kınık, bağışıklığı iyi çalışan bireylerde bu antikorlarla beraber yaklaşık yüzde 98 oranında hastalığın yenildiğini kaydetti.

Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) onayı ve Sağlık Bakanlığının yayınladığı rehber doğrultusunda, bilimsel çerçevede iyileştikten 14 gün sonra hastadan plazma alma işlemine başladıklarını belirten Kınık, plazmadaki antikorların üç hafta yüksek seviyede seyrettiğini, ardından azalma eğilimine girdiğini ifade etti. 

"Bir iyileşmiş kahraman, 6 hastanın kahramanı olabilir"

Kınık, "Dolayısıyla plazma verecek olan vatandaşlarımızın bu zaman aralığına dikkat etmesi gerekiyor. İyileştikten sonra 14'üncü günde başlıyoruz. Sonrasında her hafta birer ünite, yani 400'er mililitre olacak şekilde toplam üç kez bu plazmaları alabiliyoruz. Bağışçılarımız bir seferde verdiği plazmayla iki hastaya şifa olabiliyor. Üç kere verildiğinde ise bir iyileşmiş kahraman, 6 hastanın da kahramanı olabilecek" bilgisini paylaştı.

Plazma bağışçısı Dr. Demir'in de toplamda üç kez plazma bağışında bulunacağını aktaran Kınık, vatandaşlardan destek beklediklerini vurguladı.

Türk Kızılay Genel Başkanı Kınık, Demir'den alınacak plazmaların önce laboratuvar testlerine tabi tutulacağını ardından da Sağlık Bakanlığınca durumu ağır, en hızlı müdahale edilmesi gereken hastaya ulaştırılacağını söyledi.

"Günde 750 bağışçımızdan plazma alabilecek durumdayız"

Kınık, kimlerin bağışta bulunabileceğine ilişkin, "Öncelikle kişinin hastalığı geçirmiş ve iyileşmiş olduğunun kanıtlanması gerekiyor. Sağlık Bakanlığımız bu hafta itibarıyla 400 civarında iyileşmiş olan hastamızın bilgilerini bizlerle paylaştı. Bunun dışında farklı üniversite eğitim hastanelerimizde de 'plazmaferez' kapasitesi olan merkezlerde de hastalar bu bağışlamayı yapabilecek. İyileştikten sonra üzerinden 14 gün geçmiş olması gerekiyor. Kan verebilecek özelliklerdeki, sağlıklı, kilogramı iyi, hepatit, HIV gibi rahatsızlıkları olmayan bağışçılarımızın kanlarını alacağız" dedi.

Sadece hamile kadınlardan, olumsuz etki oluşmaması için plazma alınamayacağını aktaran Kınık, şöyle konuştu:

"İstanbul, Gaziantep, Trabzon, İzmir, Ankara, Adana, Bursa, Samsun, Antalya ve Denizli olmak üzere toplam 10 ilimizde, 13 noktada şu anda plazma alımını başlattık. Vakaların en çok görüldüğü ve bu anlamda iyileşme oranlarının en fazla görüldüğü illerimiz. Bu illerimizde 4'er mobil TIR'ımız hastalarımızın ayağına gidecekler. Şu an iyileşmiş hasta sayımız az ama önümüzdeki haftadan itibaren bu, geometrik olarak artacak. Testler arttıkça semptom göstermeden iyileşen vakaların da tespiti yapılabilecek. Dolayısıyla hem hastanede tedavi gören hem farkına varmadan iyileşmiş hastalarımızla ilgili büyük bir havuz önümüzdeki haftalarda oluşacak. Şu anda Kızılay olarak günde 750 bağışçımızdan plazma alabilecek durumdayız. Ülke genelindeki eğitim araştırma hastaneleri ve üniversite hastanelerimizle birlikte baktığımızda Türkiye'de yeteri kadar plazma alabilme kapasitesi var. Bu kapasiteyi istediğimiz anda artırabiliriz."

"Bu tamamlayıcı bir tedavi"

Kerem Kınık, Kovid-19'u yenen vatandaşlara şu çağrıda bulundu:

"Sağlıklı, iyileştikten sonra 14 gün geçmiş olan ve kan verme şartlarını haiz bütün kahramanlarımızı cephede savaşmakta olan diğer Kovid-19 hastalarımızın da kahramanı olmaya davet ediyoruz. Birer hafta arayla, toplam 3 kez plazmalarını alacağız. Bir hasta 6 insana şifa olacak. 6 insanı ölümün kıyısından hayat tarafına doğru çekebilecek. Şunu vurgulamak istiyoruz; bu tedavi bir mucize değil. Bu, tamamlayıcı bir tedavi. Bizim 1890'lardan beri antibiyotik çağı öncesinde tıpçıların uyguladığı, SARS'ta, MERS'te, H1N1, Ebola'da kullanılmış olan bir metot. Yani bizim aslında 100 yıldır bildiğimiz bir tedavi."