Erdoğan'dan Özgür Özel'in 'savaştayız' sözlerine sert yanıt: Hayırdır beyler
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu. “Ben savaştayım, büyük bir mücadeledeyim” diyen YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel'e sert sözlerle yüklenen Erdoğan, "Hayırdır beyler, kiminle savaştasınız? Hangi düşmana karşı savaş ilan ettiniz?" ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda açıklamalarda bulundu. Erdoğan, "Bölgemizden önemli gelişmeler yaşanıyor. Hassas bir süreçten geçiyoruz" dedi. Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel'in "Ben artık savaştayım" sözlerine sert tepki gösteren Erdoğan, "Hayırdır beyler? Kiminle savaştasınız? Hangi düşmana karşı savaş ilan ettiniz? Seferberlik çıktı da bizim mi haberimiz yok? Türkiye'ye işgal edildi de biz mi duymadık?" ifadelerini kullandı.
Erdoğan, "Bu milleti düşmanlaştırmaktan ne zaman vazgeçeceksiniz? Onlara diyorum ki bu milletin kardeşliğinden artık ellerinizi çekin" şeklinde konuştu.
İşte Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları:
"BİRİKTİRDİKLERİ NE KADAR CERAHAT VARSA HEPSİNİ KUSTULAR"
Geçtiğimiz hafta İstanbul'dan Ankara'ya gelirken geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybeden Üsküdar Belediyesi Başkan Vekili değerli kardeşimiz Dündar Ziya Gültekin'e bir kez daha Mevla'dan rahmet; kederli ailesine, yakınlarına, sevenlerine ve Üsküdar halkına başsağlığı diliyorum.

Merhum Ziya Gültekin kardeşimiz; Üsküdar aşığı, şehrini ve ilçesini büyük bir tutkuyla seven, hangi mevkide olursa olsun hizmet etmekten heyecan duyan, mutluluk duyan müstesna bir insandı. Kendisi hem teşkilatımız içinde hem de Üsküdar'da sevilen, sayılan bir isimdi. Başkan vekilliği sırasında da çalışkanlığıyla, samimiyetiyle emanetin hakkını verme noktasında ortaya koyduğu gayretleriyle temayüz etmişti. Biz kendisinden razıydık, Rabbim de razı olsun.
Ziya Gültekin kardeşimizi cennetiyle, cemaliyle inşallah müşerref eylesin diyorum. Geride bizlere emanet olarak bıraktığı üç yetim evladının tek tek gözlerinden öpüyor; Cenab-ı Allah kendilerine sabır versin, metanet versin diyorum.
Dün yapılan oylamada Üsküdar Belediyesi Başkan Vekili olarak seçilen Muhammed Emin Sarıoğlu'nu tebrik ediyor, kendisinin Üsküdar halkına aşkla hizmet edeceğine gönülden inanıyorum.
Tabii burada bir üzüntümü de ifade etmek istiyorum. Bakınız, insanı insan yapan değerler vardır. Acıya saygı bunlardan biridir, empati kurmak bunlardan biridir. Ziya kardeşimizin hepimizi kedere boğan vefatından sonra özellikle sosyal medya platformlarında tek merkezden yönetildiği anlaşılan alçakça bir nefret kampanyasına şahit olduk. İnsanlıktan nasibini almamış bir güruh; hiç tanımadıkları bir insana karşı içlerinde biriktirdikleri ne kadar cerahat varsa hepsini kustular.

Bu gözü dönmüşlük öyle bir raddeye ulaştı ki taziye mesajı yayınlayarak en temel insani vazifesini yerine getiren herkese saldırdılar. Kalbi taşlaşmış, sureti dışında insanlıkla artık hiçbir alakası kalmamış bu müptezelleri de ben Cenab-ı Allah'a havale ediyorum.
Kıymetli milletvekili arkadaşlarım, biliyorsunuz bir süredir hemen her konuşmamızda siyasette artan kutuplaşmanın tehlikelerine dikkat çekiyoruz. Yeni yasama yılı açış hitabımızda da buna etraflıca değindik.
ÖZGÜR ÖZEL' SERT SÖZLER: HAYIRDIR BEYLER...?
Türkiye merkezli siyaset gütmenin, bilhassa bu dönemde ülkemiz için aslında ihtiyaçtan öte millî bir görev olduğunun altını çizdik. Ancak son üç haftada büyük bir hayal kırıklığı yaşadık.
Teessüfle belirtmek isterim ki muhalefetin bazı aktörlerinin ne böyle bir hassasiyeti ne de böyle bir gündemi var. Dünyayı ve bölgemizi hiç takip etmedikleri gibi Türkiye'ye yönelik örtülü operasyonlardan, toplumsal mühendislik projelerinden de habersizler. Kendi dar kadro çıkarları dışında her şeye gözlerini ve kulaklarını kapatmış durumdalar.
Plan deseniz yok, program deseniz yok, ülkenin sorunlarına çözüm önerisi deseniz yok... Siyasette nezaketi koruyalım deseniz, maalesef o da yok!
Kusura bakmasınlar ama bu tavır doğru bir tavır değildir, sorumlu bir tavır değildir. Türk demokrasisi için tehlikeli olduğu kadar marazi de bir tavırdır. "Benim menfaatim olacaksa isterse bu ülke batsın, bitsin, kaosa girsin" tavrı son derece bencilce bir tavırdır; Türkiye üzerine operasyon hayalleri kuran çevrelere cesaret veren bir tavırdır. Üç kuruşluk siyasi ikbalini vatandaşı olduğu ülkenin, mensubu olduğu milletin felaketine bağlamak egoist bir zihin dünyasının tezahürüdür.
Yirmi dört yıl boyunca ülkenin ayağına ne zaman taş değse umutlandılar. Yirmi dört yıl boyunca Türkiye'nin sıkıntılarından rant devşirmeye çalıştılar. Yirmi dört yıl boyunca tüm umutlarını ülkenin ekonomik, siyasi ve sosyal olarak zayıflamasına, böylece iktidarın kan kaybetmesine bağladılar. Dikkat edin, bugün de aynı ham hayali kuruyorlar.
Şimdi değerli kardeşlerim, geçenlerde bir tanesi çıkmış, şuursuzca "Savaştayız" diyor. Hırsı aklını esir almış bu zata sormak lazım: Hayırdır beyler, kiminle savaştasınız? Hangi düşmana karşı savaş ilan ettiniz? Seferberlik çıktı da bizim mi haberimiz yok? Türkiye işgal edildi de biz mi duymadık? Türkiye işgal edilmediğine, seferberlik çıkmadığına göre nereden aklınıza esti bu savaş söylemi?
Bakınız, yirmi dört yıl boyunca bu ülkenin başına çok ciddi sıkıntılar geldi. Ülkemize aba altından sopa gösterenler oldu. Boylarına postlarına bakmadan Türkiye'yi alçakça tehdit edenler oldu.
"BU MİLLETİN KARDEŞLİĞİNDEN ARTIK ELLERİNİZİ ÇEKİN"
Türkiye'yi içeriden çökertmek için Gezi olayları gibi nice dümen çevirenlere, "Muhalefeti destekleyip iktidarı devireceğiz" diyeninden dergi kapakları üzerinden mesaj verenine kadar nice saldırıyla karşılaştık. Bunların hiçbirinde sesiniz çıkmadı. Türkiye'yi tehdit edenlere, Türkiye'yi karıştırmak isteyenlere karşı bir kez olsun bu dili kullandığınızı görmedik; hatta gittiniz onlardan yardım dilendiniz, el açtınız, etek öptünüz! Şimdi çıkmış, utanmadan "Savaştayız" diyorsunuz.
Allah aşkına, siz ne dediğinizin, lafınızın nereye gittiğinin farkında mısınız? Bu milleti düşmanlaştırmaktan ne zaman vazgeçeceksiniz? Sorumlu, sağduyulu siyaset yapmayı ne zaman öğreneceksiniz?
Onlara diyorum ki: Bu milletin kardeşliğinden artık ellerinizi çekin! Bölerek, ayrıştırarak, ötekileştirerek varacağınız hiçbir yer olmadığını artık kabul edin. Açık söylüyorum, böyle sorumsuz bir söylem olmaz. Sürekli hakaret ederek, sürekli insanları tahrik ederek siyaset yapılmaz. Çünkü siyaset aklına geleni söyleme değil; sözünü ölçerek, tartarak ifade etme sanatıdır. "Efendim, ben ona buna bakmam, istediğimi söylerim" derseniz, o zaman istemediğinizi işitirsiniz! Dahası, sadece kendinize, sadece siyaset kurumuna değil, bu ülkeye ve millete de kötülük etmiş olursunuz.
Burada şunu da dikkatinize getirmek isterim: Bunların siyasetsizliği siyaset hâline getirmeleri sadece söylemlerle sınırlı değildir. Aynı ciddiyetsiz tavrı fon tartışmalarında da görüyoruz. Dedikodular üzerinden insanların izzetiyle, itibarıyla oynuyorlar.
Bakın, milletin malına el uzatmak ne kadar büyük bir suçsa aynı şekilde namuslu, şerefli, onurlu insanlara mesnetsiz şekilde yolsuzluk ithamında bulunmak da o kadar büyük bir suç, o kadar büyük bir şenaattir.
Bundan daha fenası ise foyan ortaya çıktığı hâlde işi pişkinliğe vurmaktır. Hem elinde bilgi, belge olmadan kabine üyelerimizi itham edeceksin, önüne gelene iftira atacaksın, devletin kurumlarını töhmet altında bırakacaksın; insanlar millete hizmete ayırması gereken vakti senin iftiralarını, senin bühtanlarını belgeleriyle yalanlamaya ayıracak, sonra da çıkacaksın yüzün kızarmadan, hiçbir mahcubiyet duymadan işi pişkinliğe vurup kulağının üstüne yatacaksın...
Biz buna eyvallah demeyiz! İftira siyasetine, "Çamur at, izi kalsın" siyasetine teslim olmayız. Kimse kusura bakmasın; iftira atmanın, insanların izzetiyle oynamanın, insanları töhmet altında bırakmanın faturası pişkinlik olamaz.