Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan "fon krizi" açıklaması: Meseleyi süratle çözüyoruz
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM'de 28. Dönem 5. Yasama Yılı Açılış Programı'nda açıklamalar yaptı. Fon kriziyle ilgili konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sermaye piyasası kuralları çerçevesinde, hakkaniyet ve adaleti gözeterek kimsenin hakkını kimseye yedirmeden bu meseleyi süratle çözüyoruz. Bu konunun iktisadi güvenliğimize ve toplumsal barışımıza yönelik bir tehdit unsuruna dönüşmesine izin vermeyeceğiz." dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM'de 28. Dönem 5. Yasama Yılı Açılış Programı'na katıldı. Erdoğan TBMM'ye gelişinde resmi törenle karşılandı. Programda konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin gündemindeki fon krizine değindi.
Erdoğan, "Fon piyasasının belli bölümünde ortaya çıkan sorunun üstesinden başarıyla geliyoruz. Sermaye piyasası kuralları çerçevesinde, hakkaniyet ve adaleti gözeterek kimsenin hakkını kimseye yedirmeden bu meseleyi süratle çözüyoruz. Bu konunun iktisadi güvenliğimize ve toplumsal barışımıza yönelik bir tehdit unsuruna dönüşmesine izin vermeyeceğiz. Bu ülke ve bu millet hak ettiği seviyelere ulaşıncaya kadar çalışmaya, üretmeye, sorunlara çözüm yolları geliştirmeye devam edeceğiz." dedi.
BAHÇELİ VE DEM PARTİ'YE TEŞEKKÜR ETTİ
Erdoğan, "Terörsüz Türkiye" süreciyle ilgili olarak, "Çerçeve yasanın çıkarılması konusunda TBMM'de 467 kabul oyuyla sergilenen tarihi mutabakat aziz milletimizi, Türkiye'nin dostlarını sevindirirken Türkiye'nin hasımlarını hayal kırıklığına uğratmıştır." dedi. Erdoğan sürece destek veren MHP lideri Devlet Bahçeli ve DEM Parti'ye teşekkür etti.
"TÜRKİYE BU AYIPTAN KURTULMALI"
Erdoğan yeni anayasa mesajı verirken, "Şurası büyük tenakuzdur: 12 Eylül’ün lider kadrosu, darbeden yıllar sonra adalet önünde hesap vermiş, yargılanmış, mahkûm olmuştur. Ancak yürürlükteki anayasa, müellif olarak onların imzasını taşımaktadır. Açık söylüyorum; milletimiz buna ne layıktır, ne de razıdır. Türkiye, bu ayıptan mutlaka kurtulmalıdır." ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları şöyle:
Aziz milletim, sayın başkan, değerli milletvekilleri 28. Dönem 5. Yasama Yılı'nın bu ilk yılında sizleri hürmetle selamlıyorum. Yeni Yasama Yılı'nın ülkemiz, gönül coğrafyamız ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Yine burada bin yıldır bu coğrafyada gözlerini kırpmadan hayatlarını feda eden şehitlerimize yüce Mevla'dan rahmet diliyorum.

"DÜNYADA 2 KEZ GAZİ OLAN TEK MECLİS TBMM'DİR"
Dünyada iki kez gazilik ünvanıyla müşerref olan tek meclis Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir. Bu Meclis işgalcilere karşı kuruldu.
Bakınız; Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 1920-1923 arası tutanakları Türkiye'nin nasıl ikinci defa vatan yapıldığının en canlı şahitleridir.
Türkiye Büyük Millet Meclis dünyanın çalışma temposu en yüksek parlamentolarından biridir. Yasama faaliyetleri demokratik bir olgunlukla gerçekleştirildi. Siyasi parti ayıt etmeden Gazi Meclisimizdeki tüm milletvekillerimize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Biz iktidar partisi ve Cumhur İttifakı olarak her zaman olduğu gibi yapıcı hareket etmeye, farklı fikir ve önerilere kulak vermeye devam edeceğiz. Millî iradenin tecelligâhı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin itibarını her şeyin üzerinde tutmamız gerektiği açıktır. Yeni yasama yılında bunun yüksek hassasiyeti içinde olacağımızı bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Meclis Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş'u ve üyeleri gönülden tebrik ediyorum. 10 ay 10 gün boyunca ortaya konulan özverili çalışmalar için herkese şükranlarımı iletiyorum.
"BİRİNCİ VAZİFEMİZ MİLLETE HİZMET ETMEKTİR"
Siyasetçiler olarak birinci vazifemiz emanetini taşıdığımız aziz milletimize hizmet etmektir. Şahsım dahil hepimiz milletin sorunlarına, dertlerine çözüm bulmakla mükellefiz. 1 ay sonra 24. yıl dönümüne kavuşacağımız iktidarlarımız boyunca kesintisiz bir şekilde biz hep bunu yapmanın mücadelesi içinde olduk.
Milletimize verdiğimiz sözü bir kez daha tuttuk. Asrın inşasını tamamladık. Hak sahibi kardeşlerimize teslim ettik.

FON KRİZİYLE İLGİLİ AÇIKLAMA
Fon piyasasının belli bölümünde ortaya çıkan sorunun üstesinden başarıyla geliyoruz. Sermaye piyasası kuralları çerçevesinde, hakkaniyet ve adaleti gözeterek kimsenin hakkını kimseye yedirmeden bu meseleyi süratle çözüyoruz. Bu konunun iktisadi güvenliğimize ve toplumsal barışımıza yönelik bir tehdit unsuruna dönüşmesine izin vermeyeceğiz. Bu ülke ve bu millet hak ettiği seviyelere ulaşıncaya kadar çalışmaya, üretmeye, sorunlara çözüm yolları geliştirmeye devam edeceğiz.
"SİYASETTE REKABET OLACAKTIR"
Bizim ülke ve toplum olarak en büyük zenginliğimiz çeşitliliğimiz ve renkliliğimizdir. Tarih içinde farklılıklar birbirlerine köklü bir saygı geliştirmiştir. Günümüzde siyasetin çözüm üretmesi gereken konuların başında yapay kutuplaşma yer alıyor. Siyasette tabii ki rekabet olacaktır. Fakat bunun kutuplaşma yoluyla çatışmaya götürülmesi siyasetin varlık sebebiyle uyuşmaz.

Ne Türkiye'nin ne de Türk milletinin artık kaybetmeye tahammülü yoktur. Hiç kimsenin de Türkiye'ye ve Türk milletine kaybettirmeye hakkı yoktur. Türkiye'de salt iktidar karşıtlığı üzerine kurulu cephe siyasetinin raf ömrü dolmuştur. Küresel ve bölgesel gelişmeler, yeni bir siyaset tarzını mecbur kılmaktadır. Ya kutuplaşmayı merkeze alan eski siyaset tarzıyla yola devam edeceğiz ya da asgari müşterekte buluşmayı esas alan yeni siyaseti Türkiye'ye hakim kılacağız.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE
Çerçeve yasanın çıkarılması konusunda TBMM'de 467 kabul oyuyla sergilenen tarihi mutabakat aziz milletimizi, Türkiye'nin dostlarını sevindirirken Türkiye'nin hasımlarını hayal kırıklığına uğratmıştır.
Türkiye'nin parçalanması hiçbir zaman mümkün değildir. Son 42 yıldır terörle mücadeleye odaklanan Türkiye, hem gencecik evlatlarını toprağa vermiş hem de kaynaklarından olmuştur. Terör bugün bitme noktasına gelmiş.

Terörsüz Türkiye sürecine destek veren Sayın Devlet Bahçeli'ye bir kez daha teşekkür ediyorum. Sürecin kazasız, belasız bugünlere gelmesinde çok kıymetli katkıları olan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubuna aynı şekilde teşekkürlerimi iletiyorum.
Gerek Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunda, gerekse Çerçeve Yasanın kabulünde yapıcı tutum sergileyen siyasi parti gruplarına da teşekkür ediyor, desteklerinin bundan sonra da devam etmesini bekliyorum. Çerçeve Yasa’da da vazedildiği gibi, bir izleme süreci vardır. Gerekli adımlar atıldığında, ilgili kurumlarımız da gerekeni yapacaktır. İşte burada, tam da biraz önce ifade ettiğim millî mutabakat daha bir anlam kazanacaktır.

Bakınız, yeni yasama yılımız, tarihimizdeki ilk yazılı anayasa olan Kanun-i Esasi’nin ilanının 150’nci yıldönümüne tesadüf ediyor. Anayasal devlet girişimlerimiz biraz daha geriye gidiyor. Devlet kudretini hukukla sınırlama tecrübemiz ise bu girişimlere nispetle çok daha eskidir. Adalet, eşitlik, iyilik ve insanlık değerleri üstünde yükselen devlet töremiz; modern anlamıyla bir toplumsal sözleşmeden, bireyleri hukukun gücüyle birbirine bağlayan bir anayasadan başka bir şey değildir.
Son iki asırda bu hakikati, modern anayasal devlet fikriyle buluşturma teşebbüsleri, başarılı-başarısız pek çok sonuç doğurmuş; tartışma ve arayışlarsa hiçbir zaman hız kesmemiştir. Kanun-i Esasi’nin üstünden geçen 150 yıla rağmen, yeni anayasa bahsi Türk siyasetinin önünde bir “imtihan kâğıdı” olarak halen duruyor. Milletin sözü ve mührünü taşıma bahsinde, tarihimizdeki bütün anayasa tecrübelerinde, teknik veya siyasi, kusurlar, eksikler bulunabilir.
Ancak darbe ürünü olan son 70 yılın iki anayasası, varoluşsal bir krizle mefluç doğmuştur. Devlet ile toplum, birey ile devlet arasındaki sözleşme, silah ve süngünün gölgesi altında imzalanmıştır. Her darbenin kendi siyasal meşruiyetini oluşturma çabası ise anayasaları sürdürülebilir bir vesayet düzeninin yol haritası haline getirmiştir.
"DARBE ANAYASALARI..."
Burada şu gerçeği özellikle dikkatinize sunmak istiyorum… Darbe dönemi anayasaları, kuvvetler ayrılığının uygulanmasından ziyade sandıktan çıkan iktidar gücünün zapt-u rapt altına alınmasına odaklanmıştır. Milli egemenliğin ve milli iradenin bürokratik oligarşiyle nasıl sınırlandırılacağını tasarlamıştır. Yönetim istikrarını temin etmek yerine, millet egemenliği üzerindeki vesayet araçlarının istikrarını sağlamıştır. Hak ve özgürlükleri kuvvetlendirmek yerine, “anayasa”yı “ama yasak” lafzına dönüştüren istisnaları genişletmiştir.

Devlet ve millet arasındaki birliğin, bütünleşmenin ahdî temeli olamamış; ne yazık ki, gerilimleri ve tarihi çelişkileri derinleştirmiştir. Hasılı; siyaset mühendislerine, kaos tüccarlarına, toplumu ve devleti kriz üzerinden terbiye etmeye yeltenenlere kariyer kapıları açmıştır. Darbe anayasalarının kurduğu vesayet mimarisi, sivil siyasetin önünde yeri gelmiş gerçek bir engel olmuş, yeri gelmiş kullanışlı bir mazerete dönüşmüştür.
"EN KAPSAMLI DEĞİŞİKLİKLER BİZİM DÖNEMİZDE YAPILDI"
Değerli milletvekilleri, Bu vesayetçi sistemden kurumsallaşmış bir demokrasiye geçişte önemli mesafeler aldığımız inkâr edilemez. Toplum hayatının ihtiyaçları, zaman içinde pek çok değişikliği, revizyonu, reformu kaçınılmaz kılmıştır. Gururla ifade etmek isterim ki, en kapsamlı değişiklikler de bizim dönemimizde yapıldı. Bununla birlikte, demokrasi tecrübemizi fasılalara bölen müdahalelerin mirasını reddeden sivil bir anayasa ihtiyacı ise henüz karşılanamadı.
Üstelik, bugüne kadar yapılan revizyonlarla ortaya çıkan tablo, bütünlüklü bir anayasal mimariye ihtiyacı daha da arttırmıştır. Hepsinden önemlisi; köklü değişikliklerle yapısal kusurlarından geniş ölçüde arındırılan mevcut anayasamızın, hala darbe döneminin tortularını, izini, etiketini taşımasıdır.
Şurası büyük tenakuzdur: 12 Eylül’ün lider kadrosu, darbeden yıllar sonra adalet önünde hesap vermiş, yargılanmış, mahkûm olmuştur. Ancak yürürlükteki anayasa, müellif olarak onların imzasını taşımaktadır. Açık söylüyorum; milletimiz buna ne layıktır, ne de razıdır. Türkiye, bu ayıptan mutlaka kurtulmalıdır.
Başka hiçbir gerekçesi olmasa dahi, üstüne bastığımız zemine düşen bu gölgeyi kaldırmak, sistemi bu lekeden arındırmak, harekete geçmek için yeterli bir nedendir.
Bu yönüyle yeni ve sivil bir anayasa hedefi, Türk demokrasisinin rüştünü ispat mücadelesidir. Millet egemenliğinin kalpgâhı olan bu Gazi Meclisimiz, her dönem ve her koşulda anayasa yapmaya ehildir, yetkilidir.
Fakat sahip olduğu siyasi çeşitlilik hasebiyle içinde bulunduğumuz dönem, bir anayasa teşebbüsü için belki de en ideal dönemdir.
Bu Meclis, Türkiye’nin milli ve hayati meseleleri söz konusu olduğunda müzakere ve uzlaşma kapasitesinin sağlamlığını zaten göstermiştir.
Bilhassa “huzura, demokrasiye, kardeşliğe kalkan 467 el” ile sivil siyaset, vesayetin ördüğü psikolojik duvarları yıkmış, önyargıları tuz buz etmiştir.
Bunu Türk demokrasisi adına, milletimizin gelecek umutları adına tarihi bir kazanım, büyük bir başarı olarak görüyoruz. Temennimiz; bu başarının, gündelik çekişmelere kurban edilmeden, Türk siyasetinde yeni bir dönemin müjdecisi olmasıdır.
"YENİ ANAYASADA KUTUPLAŞMA SİYASETİ OLMAYACAK"
Burada şunun da altını çizmek istiyorum: Türkiye’nin ufkunu genişletecek yeni bir anayasa, kutuplaşma siyasetinin değil, “mutabakat içinde rekabeti” esas alan yeni siyasetin eseri olacaktır. Bunu başardığımızda, devlet ve millet arasındaki köprüleri daha sağlam şekilde kurmuş oluruz. Bunu başardığımızda, güçlü devlet–özgür toplum idealini, birini diğerine tercih etmeden birlikte yaşatmanın yolunu açmış oluruz. Bunu başardığımızda, hem hukuku anlamlı kılacak bir demokratik zemine, hem de demokrasiyi koruyacak bir “üstün hukuk mantığı”na kavuşmuş oluruz.
Bunu başardığımızda, kazanımlarımızı kalıcılaştırır, çoğulcu demokrasiyi kurumsallaştırır ve gerçek anlamıyla halkın yönetimine dönüştürürüz. Toplumu, kontrol altında tutulması gereken bir tehdit alanı olarak gören vesayetçi anlayışın reddi bunu gerektirir.
Siyaseti ve toplumu; refahın, ilerlemenin, gelişmenin dinamik gücü olarak kabul eden demokratik bir anayasa anlayışı da bu sayede yeşerir. Sesi, milletin sesiyle hemâvâz olanların bu süreçte korkacağı, çekineceği bir tartışma olamaz, olmamalıdır.
Demokraside, hiç kimse hakikat tekeline sahip değildir. Her düşünce kıymetli, her öneri değerlidir. Her fikirden, her özgün tekliften istifade edilmelidir. Diğer taraftan, milletimizin yeni bir anayasa özlemi de üretilmiş korkuların, vehimlerin esiri haline getirilmemelidir. Anayasanın yürürlükteki ilk dört maddesiyle ilgili tavrımız zaten bellidir. Türkiye Yüzyılına yakışır yeni ve sivil bir anayasa için kolları sıvamak herkes için gerçek bir samimiyet sınavıdır.
Milletimizin bu büyük özlemini gidermek üzere siyasi partilerimizin, taahhütlerine uygun olarak harekete geçmelerinde fayda görüyorum. İçinde bulunduğumuz yasama yılının Türkiye’nin imkân ve fırsatlarını geliştiren bir anayasa yılı olmasını diliyorum. Bu duygularla bir kez daha Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 28’nci Dönem 5’inci Yasama Yılının hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Milletvekillerimize bu yeni yasama yılında yapacakları çalışmalarda Cenabı Allah’tan muvaffakiyetler niyaz ediyorum. Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum."