YAZARLAR

Bülent Arınç'a kızmalı mı, alkışlamalı mı?

Kimse de çıkıp demiyor ki, “Sorumlusu olduğunuz dönemdeki medyada, Ergenekon soruşturmalarından başlayarak kumpas günlerinde haksızlığa uğrayan insanlara da ambargo uygulanıyordu. Kimse size sesini duyuramıyordu.”

Arınç’ın medya açıklamaları üzerine yazmayı düşünmüyordum.Gazeteciler.com’da “alkışlar”köşesine girince yazmam lazım oldu.

Arınç diyor ki, “Bana bir zamanlar sorumlu olduğum TRTve Anadolu Ajansı’nda (ve diğer yandaş medyada) ambargouygulanıyor.”

Bu saptamayı ne zaman yapıyor? Sorunu kendisi yaşamayabaşlayınca.

Kimse de çıkıp demiyor ki, “Sorumlusu olduğunuzdönemdeki medyada, Ergenekon soruşturmalarından başlayarak kumpasgünlerinde haksızlığa uğrayan insanlara da ambargo uygulanıyordu.Kimse size sesini duyuramıyordu.”

Başkalarının sorunlarına kör ve sağır olacaksın, kendibaşına gelince ağlayacak ve bir de bunun için alkışalacaksın.

Arınç işi biliyor vesselam.

Üstelik tam da seçim öncesi bu tür açıklamalar, sözünmuhatapları için çok şey demek oluyor.

Davutoğlu/Erdoğan partilerini parçalanmaktan korusa biledemezler mi “Bir şeyin şüyu vukuundanbeterdir?”

İKİ “EYVALLAHSIZ”GAZETECİ, İKİ SÖYLEŞİVE DÜŞÜNDÜKLERİM

Geçen hafta iki söyleşi yaptı iki “emekçi”gazeteci.

“Emekçi” vurgusunu sınıfsal anlamdakullanmıyorum, sadece gerçekten emek vererek işlerini yapmalarıkastım.

Biri Ertuğrul Özkök’tü. Beyaz Tv’de, OsmanGökçek’in karşısına çıktı.

Diğeri Fatih Altaylı’ydı. Habertürk’te, KemalKılıçdaroğlu’nun karşısına çıktı.

Biri geçmişte yaptığı gazeteciliği olumlamadığım ama bugünküduruşuna hayran olduğum kişiydi: ErtuğrulÖzkök.

Diğeri, geçmişte yaptığı gazeteciliği çok olumladığım ama sonyıllardaki halini olumlamadığım kişiydi: FatihAltaylı.

Her ikisi de beğenin, beğenmeyin yakın medya tarihimizde büyükalanlar kapsayan gazeteciler.

Özkök daha stratejik. Eskiden politik olarak kullandığıstrateji, bugün bir yaşam şekline dönüşmüş.

Samimiyeti, açık sözlülüğü, hatalarını kabullenişi, yani bugüngeldiği nokta bende hayranlık uyandırıyor.

Onun bu “yaşam stratejisi” müthiş bir gösteri.Ancak. Sadece. Kafaca güçlü adamların gerçekleştirebileceği bircesaret gerektiriyor.

Beyaz Tv’de Osman’ın karşısına çıkıp, genç bir adamın heyecanlıve keskin ifadeleriyle mücadele etmek. Bunu yaparken de sempatikolabilmek.

Kalbinin ve beyninin önemli bir kısmını(hepsini değil) ortaya sermeyi göze alabilmek.

Maddi ve manevi olarak yükselinebilecek bir“eyvallahsız” duruş. Asla olamayacağım ama çokimreneceğim bir ruh hali.

Fatih Altaylı’nın duruşu da “eyvallahsız.”

Ki, kendime çok yakın buluyorum onun duruşunu.

Maddi yeterliliklerimiz arasında uçurumlar olsabile. Bana yaptığı yanlışları asla unutmayacak olsam bile,onun “eyvallahsız” haliyle kendiminkinibenzetiyorum.

Onda da, bende de “strateji”nin “s”si yok.Gelişine yaşıyoruz.

Altaylı nasıl içinden geldiği gibi yazıp, davranıyorsa bende deaynen öyle.

Sonuçta. Aynı insanlar, Fatih’i bir gün sevip bir gündövüyorsa, yani kimseye yaranamıyorsa bende de öyleoluyor.

O da umursuyor değil, ben de.

Kılıçdaroğlu’nun karşısında bacaklarını yayarak oturuşu elbettekaba bir tavır. Ne var ki medyanın bu döküntülüğü içinde o kadarsakil de kaçmıyor.

Birinin diğerine tavır öğretebilmesi için onun üzerindebir tavra yükselmesi gerekir. Altaylı’nın karşısında hadbildirecek biri yoksa, bu Altaylı’nın suçu değil.

Kemal Beye yaptığı “Şanlıurfa’da sizi tanıdılarmı?” esprisine gelince.

Ben sevdim. Fazlasıyla doğru ve ince bir espri. Kılıçdaroğlu dabunu kaldırabilecek kadar medeni biridir.

Altaylı, başına gelenleri umursamayacak kadar cesur, bir kadınlakahve içemeyecek kadar da eşi Hande’den korkan biri. Güzel olan dabunu kabullenmiş olması.

Belki bendeki problem, hayatımda o kadar korkacağımbirinin olmamasıdır. Kim bilir.

Gönül istiyor ki, çok da uzak olmayan bir gelecekte. Özkök veAltaylı birlikte bir gazete ya da dergi çıkarsınlar. Ben de durumatanık olayım. Kesin çok eğlenirdim.


ZEKA, YETENEK VEHOŞNUTSUZLUKLARI

Güzel bir oturum oldu. ODTÜ’de. Emrehan Halıcı’nın başkanıolduğu Türkiye Zeka Vakfı ile ODTÜ işbirliğinde gerçekleşenkongrede yaklaşık bin kişilik bir kalabalığa konuştuk.

Oturum başkanı Prof. Dr. Ziya Selçuk, tümzarafeti ve beyefendiliğiyle, incelikli esprileriyle güzelhasletlerin öneminin altını çizdi.

Murat Menteş mütevazılıkta devleşti. O kadarki, kendi aramızda gerçek mi, oynuyor mu tartışması bileyaptık.

Menteş konuşmasında, yazarlığa çocukken bir inşaatta bulduğukitapları hurdacıya satamayınca okumak zorunda kalmasıylaaçıkladı.

Ona göre yazar olması rastlantıydı.

Cevap verdim, “Kaos teorinde rastlantı diye bir şeyyoktur.”

İki saat boyunca tüm salon hem güldük, hem düşündük.

Oturum sonrasında. Gazi Üniversitesi, İletişim Fakültesi’ndenbir öğrencinin “Sizi canlı olarak, karşımızda görmek bizimiçin çok güzeldi” demesine şaştım kaldım.

Bu iltifattan çok utandım. Halbuki. Düncelerineönem verdiğimiz biri bazen sandığımızdan daha yakın biryerlerdedir.

Öğrenciye teşekkür edip, fakültesinden metroya atlayıp, Cebecidurağında indiği her zaman beni canlı görebileceğini, bunun önemlibir şey olmadığını söyledim.

Ve bu küçük diyalog bir kez daha, kiminin sıradansayacağı küçük şeylerin kimi için önemli olduğunuhatırlattı.

Yaptığımız, düşündüğümüz, yazdığımız her şeyin bir yerlerdemutlaka bir karşılığı var..


AKLIMDA KALAN

Çetin Altan’ın ölümü üzerineyazılanlar: Bizim kültürümüzde ölenin ardından kötükonuşulmaz. Cenazelerde yapılan son yalakalıkla, “iyibilirdik” der toprağa veririz. Yine de. Çetin Altan’ınölümünün ardından ona dizilen övgüler. O övgüleri dizenlerin, buülke ve hali hakkında zerre fikirlerinin olmayışı. Yüzeysellikleri,iki yüzlülükleri falan. Mide bulandırıcı. Neymişefendim, “hayal ettiği ülkeyi görememiş”miş. İyide, o ülkeyi göremeyişine kendi yetiştirdiği iki oğlunun yaptığıbüyük katkılara neden kimse değinmiyor acaba? Bu nedangalak ruh hali ki, medyanın aklı başında isimlerini bile elegeçirebiliyor? Moda deyimle, bu neyin kafası?

Yorumlar3 yorum