YÖK Başkanı'ndan çarpıcı açıklamalar!

Abone ol

Göreve başladığında YÖK'ün siyasetin içinde olduğunu söyleyen YÖK Başkanı, çarpıcı açıkmalarda bulundu.

2,5 yıldır YÖK Başkanlığı yapan Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan göreve geldiğinde YÖK'ün siyasetin içinde olduğunu söyledi. "YÖK'ü kendi alanına çekmek kolay olmadı" diyen Özcan Star gazetesine yaptığı çarpıcı açıklamalarda hükümetle ilişkilerini de anlattı.


YÖK'ün zihniyeti, işleyişi bakımından neyle karşılaştınız?

Zihniyet olarak da öyle. Bir defa burası yüksek kurul ama hiç bir zaman bu özelliğini koruyamamış. Kavgalar çatışmalar nedeniyle hem personel olarak hem üst kurul olarak özelliklerini yitirmiş normal bir devlet kurumu gibiyiz şimdi. Çok iyi lisan bilen elemanımız yok bizim. Özlük hakları iyi olmadığı için iyi eleman tutulamamış. Başka yüksek kurullarda olan uzmanlar bizde fazla yok. Başbakana rica ettik, 20 uzman aldık. Bilgisayar sistemimiz için bir elemanımız var, bütün işler web sayfası haberleşme herşey onun üzerinde. Şimdi 8 eleman alacağız oraya. Ayrıca kurumun geçmişi hafızası yok. Dosyalama yapan hanım işten ayrılınca herşey onunla gitmiş. Bir yandan da o işleri yapmaya çalışıyoruz.

YÖK 29 yaşında halbuki, genç bir  kurum!

Son 12 yıldan bahsediyorum ben, evveli zaten yok. Ele aldığımız konuların evvelinin ne olduğunu bilseydik, burada öyle bir sistem olsaydı iyi olurdu, burası da şıkır şıkır işleyen bir sistem olurdu.

HÜKÜMETLE ARAMIZ İYİ AMA HİÇ SORUN YOK DA DENEMEZ

Hükümetle aranız nasıl? 


Gayet iyi ama hiç sorunumuz da yok değil. Sağlık Bakanıyla, Milli Eğitim Bakanıyla teknik mevzularda anlaşamadığımız şeyler oluyor ama sonuçta iki taraf da çocuklarımız için iyi şeyler yapmak istiyor, görüş farklılılığı olsa da müzakere ediyor, uzlaşıyoruz.

Malum, darbecilerin YÖK'ü kurma amacı, üniversiteleri kontrol etmek. Dolayısıyla YÖK'ün iktidarın istekleri doğrultusunda çalıştığı, YÖK Başkanlığına iktidara yakın isimlerin atandığı iddiaları da hiç eksilmedi. Her isim payını aldı bundan, siz de. Açık yüreklilikle cevaplar mısınız; hükümetle nasıl çalışıyorsunuz, telefonlar, direktifler alıyor musunuz?

Işin aslı, buraya gelirken en çok korktuğum şey, Cumhurbaşakanımızın ya da Başbakanımızın sık sık telefon etmesi, bunun böyle, şunun şöyle yapılmasını isterim, türünden taleplerde direktiflerde bulunmasıydı. Şükürler olsun hiç böyle bir şey olmadı. Çok olgunlar. Bazen kendime soruyorum "Ben cumhurbaşkanı olsam hiç mi bir şey istemezdim YÖK'ten" diye. 


Neden hiç aramadılar sizce?


Ya bize güvendiklerinden... Belki de meselelere ve çözüme aynı paralelelikte baktığımızdan... Bazen ben soruyorum "Şunu nasıl yapalım" diye, "Hocam siz karar verin" diyorlar. Birazcık insan istiyor, şurasını şöyle yapın desinler, ilgilensinler... (gülüyor)

Bunu ilgisizlik olarak mı görüyorsunuz? 

Yok. Onlar bize sadece yüksek öğretimi kalkındırın diyorlar. Üniversite sayımız şu olsun, öğrenci sayımız artsın, akademik başarı yükselsin, dünyayla yarışsın. Fevkalade iyiler, fevkalade.

YÖK ÜYESİ OLACAĞIM SANIYORDUM

YÖK Başkanlığına seçilmenize siz de şaşırdınız?

Hiç haberim yoktu. 6 ay kadar önce birisi YÖK üyesi olur musunuz dedi. Düşündüm, YÖK üyeliği ayda bir defa toplantıya geleceksiniz falan, sizden çok şey isteyen bir iş değildi. Olurum dedim, o zaman bir cv'nizi gönderin dedi. Gönderdim. Aradan zaman geçti, hiç ses çıkmadı. Belki de daha iyisini buldular dedim, unuttum. Sonra işte, Ilısu bölgesine gittim. Yabancı bir heyet de var. Yeniden yerleşim bölgelerini geziyoruz. Tam böyle, dik zor bir yerden geçiyoruz arabayla. Telefon çaldı, tanıdığım bir akademisyen, "Hocam galiba YÖK başkanı oluyorsun" dedi. "Bak" dedim, "zor bir yerdeyim, gırgır geçme. Haber kaynağını söyle". Söylemedi, ben de inanmadım haliyle. Ama ertesi gün bir bakanın özel kalemi aradı, bakan sizinle görüşmek istiyor, deyince, durum biraz anlaşıldı. Ertesi gün Batman'dan geldim, üstümüz başımız rezil, çamurlu. O halimle görüştüm Bakanla.

Milli Eğitim Bakanı mıydı, Hüseyin Çelik?

Yok. Bakanı tanırım pek konuşkan değildir, bir konuşkanlığı tuttu. Arada bir de YÖK ile ilgili bir şey soruyor. Anlamıyorum da ne için. Üstüm başım kirli, dinlenmemişim... YÖK'e üye olacağız, bu kadar eziyete gerek var mı, diyorum içimden. (gülüyor) Bu, gecenin birine kadar sürdü böyle. Sabah 8'de Sayın Cumhurbayakınımız bizi bekliyor deyince işin ciddiyetini anladım.

EŞİM 'SENİ YÖK BAŞKANI YAPMAZLAR' DEMİŞTİ

Evde eşiniz ne dedi?

Hiç ciddiye almadı "seni kim YÖK başkanı yapacak" dedi. Daha doğrusu aynen şöyle dedi: Bu iş çok prestijli bir iştir, talibi çoktur. Seni YÖK başkanı olarak düşüneceklerini zannetmiyorum".


Sonra, sabah nasıl oldu?

İlk kez Cumhurbaşkanımızı göreceğim, Çankaya'ya çıkacağım. Neyse gittik sabah, hakikaten Cumhurbaşkanı bizi bekliyor. Oturun dedi, bana, yüksek öğretimden ne anladığını, nasıl bir yüksek öğretim görmek istediğini anlattı. Gayet iyi bir çerçeve çizdi, süper. Konuya vakıf. Sonradan anladım ki, YÖK başkanı arama işine bir yıl öncesinden başlamışlar. 23 tane mi ne cv varmış, elemişler, iki tane kalmış.

BAŞARISIZ OLURSANIZ BEN 'KEŞKE CUMHURBAŞKANI OLMASAYDIM DERİM'

Diğeri kimmiş?


Bilmiyorum, hala da öğrenemedim. Sayın Cumhurbaşkanımız çıkarken bir şey söyledi, bu çok önemli benim için: Benim tek imzayla atadığım tek kişi YÖK Başkanıdır. Başarılı olursanız, ben başarılı olurum. Ama eğer siz başarılı olmazsanız ben keşke Cumhurbayşkanı olmasaydım derim" dedi. Çok ağır bir sorumluluk. "Ben bu yükü kaldırabilir miyim bilmiyorum" dedim. "Kaldırırıszınız, yeterki kafaya koyun çalışın" dedi.


Nasıl bir YÖK düşündüğünüzü sordu mu size?

Evet. Türk üniversetilerini dünyayla yarışır hale getirmek için ne yapmak gerekir, diye de sordu, herşeyi sordu. Yoğun, güzel bir mülakat oldu.


Sizin YÖK'e yoğun ilginizin sebebi ne?

Benim birebir bir ilgim yok, ben ODTÜ'de öğretim görevlisi olarak çalışan, saha araştırmasına çok düşkün olan, zaman zaman piyasadaki hemen hemen tüm şirketlere yardım etmiş biriydim.

Ama sorunlar ve çözümler konusunda Cumhurbaşkanını ikna edecek derece bir ilgi yoğunluğu olmuş, bu nasıl oluştu, bunu merak ediyorum.

Ama akademisyen olduğunuz için içinde yaşadığınız YÖK'ü iyi biliyorsunuz, tüm öğretim görevlilileri gibi.

NEREDEN BAŞLASAM DİYE ÇOK DÜŞÜNDÜM

Peki, YÖK'ü, sorunları, çözümleri biliyordunuz. Herşey çok kolay mı oldu göreve başlayınca?

Zorluk şuydu: Nereden başlayacağım? Sorunları biliyorsunuz, kontenjan sorunu var, kalite sorunu var, öğretim üyesi bulma zorluğu var... ama hangisinden başlayayım nasıl başlayayım çok önemli.

Önceliklerinizi nasıl belirlediniz?

Genel kurulda iki üye eksikti, genel kurul toplanamıyordu. Yürütme Kurulu hiç yoktu. Teziç hoca hiç kullanmamış yürütme kurulu.


E, işler nasıl yürümüş?

Bütün yükleri genel kurula aktarmış, genel kurulun da işi çok ağırlaşmış. Halbuki biz bütün işleri yürütme kurulunda halledip genel kurula hülasasını getiriyoruz. Bilgilendirip hocaları, oylarını alıyoruz. O öyle yapmamış. Yürütme Kurulu da olmayınca ben buraya bir, bir buçuk ay, sabah geldim akşam gittim. O sürede, bütün imzaları ben atacağım dedim ve iki ay boyunca ilgili ilgisiz tüm evrakları okudum, imzaladım. Sistemin, müessesenin nasıl işlediğini görmek için. Bu arada eğitim komisyonuyla konuştum, vakıflarla konuştum, genel sekreterle, hukuk müşaviriyle günlerce konuştum. Işi öğrenmeye çalıştım ama kafamın arkasında hep "Bunlar buranın günlük işleri. Bir şekilde yürür ama nereden başlamalı" diyordum. Sınavda bir sakatlık var, 180 dakikada tüm hayatınız belli oluyor haliyle çok stresli, böylece kontenjan artırımından başlayalım, dedim.   Öncelikler kristalize olmaya başladı. Cumhurbaşkanı Genel Kurulda eksik olan iki üyeyi atadı. Sonra Teziç hoca yapmadıysa da biz yapalım, kanun da yazıyor çünkü dedim, Yürütme Kurulunu kurduk, yürüttük ama orada muhaliflerimizle ilgili sorunlar oldu.

ÇARKI BİZ DÖNDÜRDÜK

Ne gibi?

Onlar yer almak istemediler, bizim de sayımız yetmiyordu. Üniversiteden gelen 7 kişiden iki kişiyi yanımıza çekmek çok zor oldu. Bir tavırdı tabi onlarınki. Onlar da haklıydı. Rica ettim ikisi razı oldu. Bir sürü konuşmalar yaptık, uzlaştık. Böylece yürütme kurulunu kurmak mümkün oldu. Böylece çark dönmeye başladı, makine çalıştı. Sonra ilk sene çok genel kurul yaptık. Biz iki buçuk yılda 60 genel kurul yaptık, Teziç Hoca 4 yılda 40 küsur kere toplanmış kurulu. Biz sistemi çalıştırdık, o mekanizma çalışmazsa iş yapamıyorsunuz, karar veremiyorsunuz, bu iki kurul iyi çalışınca işler dönmeye başladı. Ben de tek adam olmaktan kurtuldum. Çünkü yürütme kurulunda benim dışımda 8 tane daha beyin var, genel kurul da iyi, ilgili arkadaşlar çalışıyorlar. Yükümü aldılar üzerimden, hiç bir şeye öyle eskiden olduğu gibi YÖK başkanı tek başına karar vermiyor. Teziç hoca dominant biriymiş, biz öyle yapmıyoruz, ben sorumlulukları da yetkileri de yayıyorum. Böylece daha doğru kararlar verdiğimize inanıyorum.

ÜNİVERSİTELER ÖZERK OLSUN İSTİYORUZ

Göreve geldiğinizden bu yana yapmaya çalıştığınız şey ne? Üniversiteleri YÖK'ten bağımsızlaştırmaya mı çalışıyorsunuz?


Üniversiteleri, YÖK’den bağımsızlaştırmak değil de daha özerk üniversiteler haline getirmek istiyoruz. Bildiğiniz gibi üniversitelere verilecek özerklik 2547 sayılı kanunla sınırlıdır. Kanunun sınırları içerisinde kalarak bunu yapmak zorundayız. Buda herzaman istediğiniz şekilde hareket etmenizi olanaksız kılmaktadır. Bir örnek vermek gerekirse YÖS sınavını kaldırıp yabancı ülkelerden öğrenci kabulü için şartların ve kontenjanların belirlenmesi işini üniversitelere bıraktık. Yine doçentlik için minimum şartları belirleyip daha fazla şart istendiği takdirde bunların tespiti için üniversitelere yetki verildi. Pek çok konuda aynı şekilde hareket edip üniversiteyi daha özerk hale getirmek istiyoruz. Bütün bunlar bir anlamda üniversitelerin YÖK’ten bağımsız hale gelmesi anlamına gelebilir. Bizimde sonunda gelmek istediğimiz hedef budur.


Nihai hedefiniz bu mu?

Nihai hedefi sadece ‘daha fazla özerkliğe’ indirmek yanlış olur. Biz, kendi öğrencisini kendisi seçen, verdiği eğitimin kalitesinin akredite edildiği, araştırma ve yenilik faaliyetleri dünyanın iyi üniversiteleri ile mukayase edilen, yüksek öğretimde iyi olan ülkelerden öğrenci çekebilen, bütçesinin en az dörtde biri kazandığı projelerden oluşan üniversiteler yaratmak amacındayız. Bu üniversitelerin aynı zamanda öğrencilerini birer dünya vatandaşı olacak şekilde yetiştirmelerini görmek isteriz. 

TARTIŞMALAR NORMAL, REKTÖR SEÇİM SİSTEMİ YANLIŞ

Türkiye'de rektör seçimleri her zaman tartışma konusu olmuştur. Şu anda da öyle?

Tartışmalar kaçınılmazdır. Çünkü rektör seçim sistemimiz hatalıdır ve bu yüzden her zaman eleştirilere neden olacaktır.


Mevcut, işleyen yöntemin sorunu ne?

En önemli sorun öğretim üyelerinin iradesinin yanında YÖK’ün ve Cumhurbaşkanının iradesini aynı anda yansıtma iddiasını taşımasıdır. Bu üç irade bir şekilde çakışmazsa ciddi probler ortaya çıkabilmektedir. Bunun yanında bir rektör adayında aranacak niteliklerin tanımlanmış değildir. Bu durum bütün profesörleri potansiyel rektör adayı yapmaktadır.


Rektör yerine profesyonel yöneticiden bahsetmiştiniz daha önce. Bu bir çözüm olabilir mi? Bunu açıkladığınızda nasıl karşılandı, bunun için nasıl bir çalışmanız var?

Profesyonel yöneticilerin rektör olması fikri dışarıdaki uygulamaları bilenler

için yeni bir fikir değildir. Bu uygulama A.B.D.’lerinde çokça kullanılmaktadır. Uygulama ülkemiz içinde iyi bir çözüm olabilir ancak öğretim üyeleri de dahil olmak üzere pekçok kimse bu fikre sıcak bakmamaktadır. Çünkü alışılmışa uymamaktadır. Bu nedenle biraz soğuk karşılandı diyebiliriz. Bu konuda çok ciddi bir çalışmamız yok sadece tartışıyoruz.

Çoğunluğun üzerinde anlaştığı nokta seçimlerin üniversiteye çok zarar verdiği ve bu nedenle kaldırılması veya daha az bölücü bir şekle sokulması gerektiğidir. Bu yapılabilir ve rektörlerin bir kurul tarafından seçilmesi sağlanabilir. Önümüzdeki aylarda YÖK’ün bu konudaki çalışmaları sona erecek ve kamuoyu ile paylaşılacaktır. 


YÖK üniversiteden gelen 6 aday arasından 3 adayı seçip Cumhurbaşkanına yollamaktadır. 3 adayı belirleme işlemi bir seçim marifetiyle olmaktadır. Bu arada seçimde oy kullanan YÖK üyelerine adayın bilimsel çalışmaları, idari tecrübesi ve yurtdışı faaliyetleri ile ilgili ve varsa aday ile ilgili şikayetler ile inceleme ve soruşturma sonuçları hakkında kısa bilgiler verilmektedir. Adayın üniversitesi ile ilgili görüşleri ise standart bir soru kağıdı ile elde edilmekte ve bütün üyelere dağıtılmaktadır. Bazı üyelerin siyasi görüşleri nedeni ile listeye alınmaması ise söz konusu değildir.

Son yapılan seçimlerden birinde YÖK tarafından vekaleten görevlendirilen adayın liste dışı kalması YÖK’e yöneltilen iddianın ne derece asılsız olduğunu göstermektedir.


Ergenekon tutuklusu öğretim görevlileri için nasıl bir işlem uygulanıyor?

YÖK’de öğretim elemanları ile ilgili inceleme ve soruşturmalar öğretim elemanı ile ilgili olarak YÖK’e ulaşan bilgilerle sınırlı olarak yapılmaktadır. YÖK’e ulaşmayan ancak Ergenekon soruşturması nedeniyle ortaya çıkan bir durum olursa soruşturma başlatıyoruz.

KATSAYIDA ADALET DEĞİL MAKUL ÇÖZÜM SAĞLANDI

Çok uzun süren bir tartışmadan, çekişmeden sonra- nihayet katsayı da sulh oldu. Adalet yerini buldu mu?

Varılan çözüme tam adaletli demek zor ancak adaleti belli ölçüde sağlayan makul bir çözüm demek daha doğru olacaktır. Önceleri öğrencilerin aşmaları hiç mümkün olmayan bir katsayı barajı vardı. Şimdi bu baraj çalışkan öğrenciler tarafından aşılabilir bir duruma getirilmiştir. Yeni sistemin faydalarının gözlemlenmesinden sonra katsayı tamamen kaldırılabilir. En büyük faydanın meslek liseli öğrencilerin kalitesinde gözleneceği beklenmektedir. Buda ülkemizin çok ihtiyaç duyduğu teknik elemanların kalitesinin yükselmesi anlamına gelecektir. 

ÜNİVERSİTE-SANAYİ İŞBİRLİĞİ YAPMAK ZORUNDA

Özellikle meslek liseleri konusunda sanayiinin ara eleman talepleri var. Bu konuya nasıl bakıyorsunuz?

Önce ‘ara’ eleman tabiri yerine ‘teknik’ eleman tabirini yeğlediğimizi belirtmek isterim. Daha önceki sorunuza verdiğim cevapta değindiğim gibi bizim katsayı meselesinde bu derece ısrarlı olmamızın yegane nedeni, ülkemizin çok ihtiyaç duyduğu teknik elemanların kalite sorununa çözüm bulmaktı. Katsayı ile yapılan iyileştirme meslek lisesi mezunlarına üniversite kapısını aralamaktan ibarettir. Bu aralama sayesinde pekçok öğrenci meslek liselerine yönlenecek, üniversiteyi kazanmak için çalışarak niteliklerini arttıracaklardır. Kazandıkları takdirde ülkemiz çok iyi yetişmiş mühendislere, kazanamadıkları takdirde ise çok kaliteli teknik elemanlara sahip olacaktır. Bu ise ülkemiz için gerçek anlamda çok önemli bir kazanımdır. Bu şekilde ülkemiz ekonomisinin ihtiyaç duyduğu nitelik ve nicelikte teknik eleman temin etmek mümkün olacaktır.

Siz sanayi ile üniversite işbirliğini mi savunuyorsunuz?

YÖK’te gerçekleşmesini arzu ettiğimiz ve bu uğurda çalıştığımız konulardan en önemlisi üniversite-sanayi işbirliğidir. Bu işbirliği olmaksızın bir ülkenin gelişmesinin mümkün olmadığına inanıyoruz. Mesleki ve teknik eğitimin yeniden yapılandırılması projesi bu amaç için başlatılmıştır. Burada yapılmak istenen teknik okullarla sanayiyi yakınlaştırmak ve bu sayede teknik okullardaki müfredatı sanayinin ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirmek, öğrencilerede öğretimleri sırasında uygulama yapma fırsatını tanımaktır. Meslek Yükselokullarındaki her programa o işkolunda faaliyet gösteren üç işadamından oluşan Danışma Komiteleri kurdurma önerimizde bu işbirliğini devamlı kılmak gayesini taşımaktadır. Ülkemiz için en önemli husus yeterli sayıda ve nitelikte teknik elemanın sanayiye kazandırılmasıdır. Yine bu amaçla mühendis yetiştiren ancak uygulamaya daha fazla önem veren Teknoloji Fakültelerinin açılmaları sağlanmıştır.

KÜRTÇE DEĞİL KÜRT DİLİ VE KÜLTÜRÜ EĞİTİMİ

Kürt enstitüsü beklentisi vardı, Artuklu Üniversitesinde Yaşayan Diller  Enstitüsü adıyla kurulan enstitüde Kürtçe eğitim kararı alındı. İsimle ve alanla ilgili bir sıkıntı oldu mu, eğitim-çalışmalar ne aşamada, bölüm gelecek için ne vaadediyor? Başka hangi diller var gündeminizde?

Kürtçe eğitim tabirini düzeltmekte fayda var. Mardin Artuklu Üniversitesinde yapılmak istenen Kürt Dili ve Kültürünün bilimsel şekilde araştırılması ve öğretilmesidir. Bildiğiniz gibi YÖK’e Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümü açılması teklifi gelmişti. Biz aslında Şarkiyat veya Şark Dilleri Enstitüsü açmak isteyen Rektörümüze sadece Kürtçeye ait olmayan ama ülkemizin o bölgesinde kullanılan bazı dilleride içine alan Türkiyede Yaşayan Diller Enstitüsü adı altında bir enstitü önerdik. Bu geniş bir şemsiye enstitü olup altı çok farklı dillerle doldurulabilir. Kürtçe talep eden Artuklu Üniversitesinde henüz bir Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü yoktu. Aynı şekilde Farsça ve Arapça Bölümleride yoktu. Şimdi bu bölümler ve yanında Süryani dilini öğretecek bir bölümde açılmak üzeredir.

HARÇLARI BİZ DEĞİL BAKANLAR KURULU BELİRLİYOR

Öğrenci harçlarıyla ilgili nasıl bir çalışmnız var, eğitimin parasız olması bir hayal mi Türkiye'de?

Geçen sene yanlış hatırlamıyorsam örgün eğitimde en yüksek harç yıllık 591 TL idi.  Harçlardaki artışlar Bakanlar Kurulu tarafından belirlenmektedir. YÖK, kendisine sunulan üç teklifden birini Bakanlar Kuruluna tavsiye niteliğinde bildirmektedir. Çoğunlukla harçlardaki artışlar enflasyon kadar hatta enflasyonun biraz altında belirlenmektedir.

ÇOCUKLAR UMARIM YENİ SINAV SİSTEMİNİ BEĞENMİŞTİR

Üniversite yerleşirme sınav sonuçları 15 Temmuz'da açıklanacak. Sınava giren öğrenciler bu satırları okuyacaklar: Onlara hitaben ne demek isterseniz; buyrun:

Yeni sınav sistemini beğendiklerini ümit ediyorum. Biz bu konuda öğrencileri, velileri, öğretmenleri ve dershaneleri içine alan bir saha araştırması yaptırıp bu kesimlerin sınav sistemi ile ilgili görüşlerini öğrenmek amacındayız.

Bir atasözü vardır: Anne babalar çocuklarının tahtını yapar da bahtını yapamaz diye. YÖK başkanı olarak üniversite sayısını, kontenjanı, akademik kadroyu artırıyorusunuz fakat; diplomalı işsizlerin sayısı azımsanmayacak kadar çok. Ne diyorsunuz?

YÖK Başkanı olarak benim grevim talep eden her Türk vatandaşına yüksek eğitim imkanı sağlamaktır. Mezuniyet sonrası iş bulmalarını sağlamak benim görev tanımımda yok. Ancak isteyene yüksek öğretim hakkı tanırken bunu iş bulmanın kolay olduğu alanlarda yapmak benim görevimdir. Ülkenin ekonomisine bağlı olarak istihdam imkanlarının değişeceği herkesin malumudur. Yüksek eğitimli bir nüfus eğitimsiz bir nüfusdan her şart altında iyidir diye düşünüyorum.

YÖK BAŞKANLIĞINA ALIŞMAK HİÇ KOLAY OLMADI

Hocalığı özlüyor musunuz?

Çok özlüyorum. YÖK Başkanı olduktan bu yana geçen süre içerisinde en çok özlediğim ders vermek ve öğrencilerimle birlikte saha araştırması yapmaktır.

Üniversitelilerin yazıp çizgidiği sözlüklerde öğrencileriniz sizden hep büyük sevgi ve 'kıyak hoca' değerlendirmesiyle bahsediyor.

Bulunduğunuz pozisyona ve yerleşik bürokrat algısına-tipolojisine dair daha farklı cümleler kurmak gerekiyor. Uyum kolay oldu mu sizin için? Ne yaşadınız, yaşıyorsunuz?


YÖK Başkanlığına uyum hiçde kolay olmadı. Ben düşündüğünü olduğu gibi söyleyen bazan en son söylenecek olanı en önce söyleyen bir yapıya sahibim. Aksi gerekmedikçe herkesin anlayacağı halk dilini kullanırım. YÖK başkanlığı ise bin defa düşünüp bir defa konuşmayı gerektiren bir makam. Zaman zaman sadece bana ait olan düşüncelerin medya mensupları tarafından YÖK’ün resmi görüşleri gibi takdim edildiğini görmek beni üzmüştür.  Şimdi bu gibi şahsi düşüncelerimi paylaşırken baştan bir kaç kez bu görüşlerin sadece bana ait olduğunu ve kesinlikle YÖK’e mal edilmemesi gerektiğini vurguluyorum.

YÖK’de başladığımda YÖK siyasetin tam içinde konuşlanmışdı ve bilimsel faaliyetlerinden çok hükümete karşı çıkışlarıyla gündeme gelmekteydi. Bu benim için çok rahatsız edici bir durumdu ve YÖK’ü gerçek faaliyet alanından uzaklaştırmışdı. YÖK’ü siyaset dışına çıkarmak kolay olmadı. Eski alışkanlıklar gereği daima YÖK’le hiç alakası olmayan ama tamamen siyasi sorularla karşılaşıyordum. Şimdi bu durum eskiye kıyasla çok iyi bir noktaya geldi.

LİBERALİM, CEMAATİM YOK

YÖK ve iktidarla kurulan bağlantı nedeniyle YÖK başkanları her zaman tartışma konusu olmuştur, sizin için de islamcı, dindar, liberal, cemaatçi gibi bir dolu şey söylendi. Affınıza sığınarak sormak istiyorum: Siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Bu zor bir soru. Yukarıda sayılan kavramların birisine oturmam mümkün değil. Liberal kavramı daha uygun gibi geliyor. Hiçbir cemaatle bağlantım olmadığını bilmenizi isterim. Cemaatlere karşı da değilim. Dinimi her müslüman gibi yaşamak isterim.

Günün Önemli Haberleri