Yazarlardan Hanefi Avcı bombardımanı

Abone ol

Hanefi Avcı'nın olay kitabıyla ilgili tartışmalar sürüyor. İddiaları köşe yazarları farklı açılardan yorumladı.

Hanefi Avcı'nın 'Haliç'te yaşayan Simonlar adlı kitabı gündemdeki yerini koruyor. Gülen cemaatinin devleti ele geçirdiği iddiasına köşe yazarları hemen her gün farklı açılardan yorumluyor. Destekleyen de var karşı çıkan da.. İddiaların eksik ve yanlış taraflarını dile getirenler de az değil. İşte medyada konuyla ilgili kalem oynatan yazarlardan bazıları:

Ahmet Altan (Taraf): Fethullahçılar ve Avcı

Avcı, Susurluk'un ortaya çıkmasında büyük rol oynamış, dürüstlüğü bilinen, istihbarat kökenli bir polis görevlisi, Fethullahçıların "suç" işlediğini biliyorsa, belgeliyorsa, gereğini yapıp yargıya gitmesi gerekmez mi?

Belgesiz suçlama benim kuşkulandığım bir yöntemdir.
Ama Avcı'nın iddiaları arasında beni en çok şaşırtan Fethullahçıları suçlaması değil, Hrant Dink cinayetiyle ilgili olarak, cinayetten sonra Ertuğrul Özkök'ün ısrarla işlediği tezi tekrarlayıp, bunun "bir örgüt işi" olmadığını söylemesi.

Jandarma'nın, Emniyet'in, İstihbarat'ın bu cinayeti daha önceden bilmesi, raporlar tutması, cinayeti kışkırtanlar arasında bir jandarma "muhbirinin" bulunması Avcı'ya neden bu kadar normal gözüküyor, ben pek anlamadım.
Ortadaki belgelere rağmen Dink cinayetinin ardındakileri "aklayan" Avcı, ortaya belge koymadan Fethullahçıları suçluyor.
Ben kimsenin kimseyi "inançlarından" dolayı suçlama hakkına sahip olduğuna inanmam, insanlar inançlarında özgürdür, her inançtan, dinden, mezhepten, ırktan insan da bu devleti yönetmeye talip olabilir.
Bu inancından dolayı "suç" işlerse yakalarsınız ama sadece o inancından ötürü suçlayamazsınız.

NAZİ Almanya'sında Yahudi "inancına" sahip olmak "suçlu" olmak ve cezalandırılmak için yeterliydi, ayrıca suç işlemelerine gerek yoktu.
İnsanları sadece "inançlarından" dolayı suçlayacağımız bir NAZİ Türkiyesi mi yaratacağız burada, sadece Fethullahçı oldukları için insanları "suçlu" mu ilan edeceğiz?
Ben çocukken aynı şey "komünistlere" yapılırdı, "düşüncelerinden" dolayı "suçlu" ilan edilirler ve "devleti ele geçirmeye çalışmakla" suçlanırlardı.
Bu faşizm hiç bitmeyecek mi burada?
"Devleti ele geçirmeye" çalışmak gibi suçlar uydurup, inançları ve düşünceleri "suç" kapsamına sokmaktan hiç bıkmayacak mıyız?

Ahmet Hakan Avcı'nın günahlarını sıraladı

[PAGE]

Ahmet Hakan (Hürriyet): Hanefi Avcı'nın 7 küçük günahı 

Türkiye “Her taşın arkasında bir şey” aramanın “milli spor” olduğu tuhaf bir ülkedir.
“Her taşın arkasındakiler” dönemsel olarak değişir: Bazen “içimize sızan komünistler” olur taşın arkasındakiler, bazen “masonlar” olur, bazen “dönmeler”, bazen “dinciler”.
Ama değişmeyen tek şey, “her taşın arkasında bir şey” arama eylemidir.
Eğer böyle bir memlekette...
Siz çıkar da “Her taşın arkasında cemaat var... Az bile söyledim... Sadece büyük taşların değil, küçük taşların altında da cemaat var” derseniz...
Şu türden zararlara yol açarsınız:
-  BİR: Olayları gizil güçlerle açıklama alışkanlığını gıdıklamış olursunuz.
-  İKİ: “Cemaat” adlı neresinden tutulacağı belirsiz bir heyula yaratmış olursunuz.
-  ÜÇ: Başı sonu belirsiz bu heyula ile herkesi korkutup sindirirsiniz.
-  DÖRT: Potansiyelini olduğundan çok daha büyük gösterdiğiniz yapının, egemenlik alanını genişletir ve pekiştirirsiniz.
-  BEŞ: “Her şeyi tanzim eden bir cemaat var” fikriyle hem bireysel, hem toplumsal mücadelenin şevkini kırarsınız.
-  ALTI: Sayısı hiç de azımsanmayacak olan “güce tapanlar topluluğu”nu cemaatin kucağına itmiş olursunuz.
-  YEDİ: Büyük ve soyut bir hedefe işaret ederek, istemeden de olsa asıl somut hedeflerin durumdan yırtmasını sağlamış olursunuz.

Yılmaz Özdil'i Simon'un hikayesini anlattı

[PAGE]

Yılmaz Özdil (Hürriyet) : Simon

Madem bu kadar yalayıp yuttular, sizin bir türlü bulamadığınız kitabı... Simon kim? Var mı yazan? Neden Haliç’te yaşıyor? Okudunuz mu tek satır bununla alakalı? Kitabın her satırını incelediğini öne süren arkadaşlar, bismillah, kitabın adı birader, niye bahsetmiyorlar?
*
Okumadılar mı yoksa?
*
Buyrun...
*
“Simon” cemaatçi değil aslında, kod adı “Simon” olan üst düzey bi PKK’lı... Bekaa’da örgütün sözde mahkemesinde başkanlık yapmış... Ve, aşna fişne yaparak, militanların kafasını karıştırdığı iddia edilen, özbeöz kız kardeşi hakkında “idam” kararı vermiş.
*
“Simon”u yakalayan Hanefi Avcı, “gerçekten bu suçu işlemiş miydi?” diye sorduğunda ise, “asla” cevabını vermiş... Yani, kız kardeşinin isnat edilen suçu işlemediğinden kesinlikle emin olduğu halde, sırf örgüt istiyor diye, haklıyı savunmak yerine, kalemini kırmış.
*
Bu davranış biçimine “Simonlaşmak” adını koymuş Hanefi Avcı... Sadece illegal örgütlerde değil, başta Emniyet teşkilatı olmak üzere, körü körüne itaatin hâkim olduğu, grup menfaati için körü körüne itaat istenen her yerde “Simonlar”ın var olduğu sonucuna ulaşmış.

Ruşen Çakır kitapta eksik bulduğu şeyi söyledi?

[PAGE]

Ruşen Çakır (Vatan): Hanefi Avcı ile 90 dakika

Kimi çevreler Avcı’nın bu kitabı hükümetle koordineli bir şekilde yazdığına inanıyor veya inanmak istiyor. Avcı yayında böyle bir durumun söz konusu olmadığını belirtti ki benim de izlenimlerim o yönde. Hatta anladığım kadarıyla kitabın referandum kampanyasına denk gelmesi AKP çevrelerini epey rahatsız etmiş ve bunun ardında bir bit yeniği aramaya sevk etmiş. Sırf bu nedenle bile hükümetin Avcı’nın çağrılarına cevap vermeyeceği düşünülebilir. Fakat Avcı’nın medya ablukasının kırılmış olması ve kitabın gördüğü yoğun ilgi hükümetin tam anlamıyla kayıtsız kalmasına izin vermeyeceğe benziyor. Hele Avcı elinde olduğunu söylediği bazı belgeleri açıklamaya başlarsa iş iyice kızışabilir. Örneğin cemaatin Emniyet sorumlusu olduğu söylenen kişi hâlâ ortaya çıkıp “bütün bunlar iftira” demedi.

Son olarak Avcı’ya sorduğum işkence sorusuna değinmek istiyorum. Yayında da söylediğim gibi kitabın en büyük eksiği işkence konusuna hemen hemen hiç değinilmemesidir. Halbuki Avcı’nın meslek hayatının özellikle ilk yılları işkencenin en yaygın olduğu bir dönemdir. Buna şahsen tanık olmuş, yaşamış biriyim. Yayından önce Avcı’ya bunu belirttim ve o da bana tıpkı yayında söylediği gibi 1999’a kadar işkencenin devletin neredeyse tek sorgu metodu olduğunu itiraf etti. Avcı’nın bundan sonra işkence konusuyla doğrudan yüzleşecek bir çalışma kaleme alabileceğini belirtmesini çok önemsiyorum. Umarım Türkiye’nin işkence gerçeğinin sadece mağdurlar tarafından anlatılması geleneği de parçalar ve başka birinci elden tanıklıkların önünü açar.

Şamil Tayyar esrarengiz şahsı sordu

[PAGE]


Şamil Tayyar (Star): Esrarengiz şahıs kim?

Soru çok. Asıl cevabını merak ettiğim husus, Avcı’nın ayarını bozan telefon dinlemesidir. Hem kitabından hem televizyondaki konuşmasından anladığım kadarıyla Avcı’nın çok özel işlerinde kullandığı iki gizli telefon hattı var. Tepesini arttıran süreç, bu hatlardan birinin dinlendiğini düşünmesiyle başlıyor.

Avcı, NTV’de aynen şöyle dedi: “Benim dinleme olayım, iki tane öğrenci adına alınmış telefon, bunların isimleri kim oldukları belli ve telefon numaralarını kimse bilmiyor. Ben bile bilmiyorum. Unutmuşum. Bana bilgi veren bir kişiye vermişim diğeri de bende. Bu telefonu hiç kimse bilemez.”

Uzun açıklamanın sonunda şöyle diyor: “O numaraya bakıyorlar, o numara bire bir diğer başka bir numarayla görüşüyor sadece. Sadece görüştüğüm numarayı dinliyorlar. Beni değil onu dinliyorlar.”

Soru şu: Gizlisi saklısı olmadığını söyleyen, yasalara ve devlete kayıtsız bağlı olduğunu vurgulayan Avcı, neden sadece bir kişiyle görüşmek üzere özel bir hat kullanır?

O kişi kim?

Özel bir ilişkisi olabilir mi, bilmem. Öyle olsa, amok koşucusu gibi önüne geleni yıkıp devirmezdi diye düşünüyorum. Çünkü kendine ait sürekli kullandığı hattın dinlenme ihtimalinden böyle rahatsız değil.

Melih Aşık neler dedi?

[PAGE]

Melih Aşık (Milliyet): Avcı'yı dinlerken

Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’yı dün NTV’deki canlı yayında izledik.
Dürüst, açık sözlü, birikimli, güvenilir bir bürokrat izlenimi verdi bize.
Onu iyi tanıyan arkadaşımız Nedim Şener:
- Polislik mesleğinin vicdanıdır o, diyor...
Fethullah Gülen cemaatinin devleti ele geçirdiği iddialarının yer aldığı “Haliç’te Yaşayan Simonlar” adlı kitapla ilgili olarak iktidar basını bir haftadır: “Avcı istediği makama getirilmeyince intikama yöneldi, amacı CHP’den milletvekili olmak” gibi güdümlü yayınlar yapıyor. İktidar partisinin tavrı da farklı değil... Başbakan ve bakanları ilk günden itibaren kitabın içeriğini önemsizleştirmeye çalışıyor.
İktidar her şeyi söylüyor ama bir türlü:
“Hanefi Avcı’nın iddiaları süratle inceleniyor...”
gibisinden bir mesaj vermiyor. Avcı’nın iddialarının araştırılması için ortaya bir irade koymuyor.  Hoş 8 ay boyunca uyarılarına kulak vermedikleri bir bürokratın kitabına ilgi gösterseler o da çok inandırıcı olmayabilir.
Avcı yararlı bilgiler veriyor, uyarılar yapıyor:
- Gizli dinleme ve izlemeleri ancak devletin içindeki kuruluşlar yapabilir, diyor.
Eğer birtakım özel şahıslar gizli dinleme ve izleme yapıyorlarsa devletin elindeki imkânlarla bunların ortaya çıkarılabileceğini söylüyor.
Bugün iktidarın muhaliflerini dinleyip servis yapan odakların aynı zamanda iktidarı da kayda aldıklarını, yarın onları da tuzağa düşürebileceğini anımsatıyor.
Acaba iktidar bunlara kulak veriyor mu?

Fehmi Koru'dan eleştiriler

[PAGE]

Fehmi Koru (Yeni Şafak): Herhalde bir bildiği var

Kanıtı var mı? Ya da tanıkları? Yok.

Zihninin nasıl çalıştığına dair bir örnek: Bir ildeki savcının görevi olmayan işlere bulaştığını kabul ediyor; birilerini zor duruma düşürmek için kumpas kurduğunu da... Savcının bunu yaparken bölgedeki üst düzey askeri yetkiliyle elele verdiğini de biliyor.

O savcının örgütlü hukuk-dışı davranışlarına itiraz etmiyor da bir başka il savcısının onu durdurmak için devreye girmesine karşı çıkıyor.

Daha da kötüsü, müdahalede 'Cemaat'in parmak izini arıyor...

Acaba?

Eskiden çok sık sorduğu 'Acaba?' sorusunu hiç sormuyor Hanefi Avcı. Yoksa Hrant Dink suikastını âdi bir sokak çetesine mal eder miydi? Danıştay saldırısını başörtüsü yasağını protesto eden bir avukatın yalnız başına gerçekleştirdiğine inanmamızı bekliyor. Ergenekon ile Susurluk arasında geçmişte kendisinin sağladığı zihin açıklığıyla kurulabilen bağlantıyı da görmezden geliyor.

Niçin? Gerçekten bilmiyorum.

Herhalde kendisi biliyordur.

Gülay Göktürk'ün tepkisi neye oldu?

[PAGE]

Gülay Göktürk (Bugün): Avcı'nın kitabı

Avcı bizi bütün bunlara inandırabilir.

Ama Ergenekon'un düzmece olduğuna inandıramaz.

Koca bir bavul dolusu orijinal belgeyle ispatlanmış bir Balyoz Davası'nın, dava safahati boyunca bütün belgeleriyle ve ayrıntılarıyla ortaya dökülmüş bir Hrant Dink Davası'nın, siyasi tarihimizin en büyük provokasyonlarından biri olan Danıştay Davası'nın, düzinelerce savcının yıllarca üzerinde çalışıp çuvallar dolusu belge inceleyerek hazırladıkları Ergenekon İddianameleri'nin, hepimizin birlikte dinlediği dehşet verici telefon kayıtlarının, tutulan günlüklerin, kaleme alınan andıçların bilirkişi raporlarıyla teyit edilen ıslak imzaların "cemaatin tezgâhı" olduğu gibi absürt bir iddiaya kimseyi inandıramaz.

Ergenekon denen olay, birkaç emniyetçinin düzenleyeceği birkaç sahte belgeyle ne doğrulanabilecek ne de çürütülebilecek kadar büyük ve kapsamlı bir fenomendir. Öyle ki, Ergenekon'a tezgâh demek, Türkiye siyasi tarihinin uzunca bir bölümüne "tezgâh" demekle aynı şeydir. Kimler tarafından, hangi saiklerle ortaya dökülmüş olursa olsun; bu ortaya dökülüş sırasında ne gibi usulsüzlükler yapılmış olursa olsun, sonuçta varlığı inkâr edilemez bir biçimde karşımızda duran bir suç örgütü var. Bu örgüt bir kez ortaya çıkmışsa, tekrar yeraltına inemez, yok olamaz, görünmez hale gelemez.

Dolayısıyla, Hanefi Avcı'nın bu kitabı Ergenekon Davası'nı zayıflatamaz.

Günün Önemli Haberleri