Terörizmle mücadele ederken teröre destek verir hale mi geldik?

Tamer DURAN tamerduran@internethaber.com

12 Yılı aşkın süredir Türkiye Cumhuriyetini yöneten siyasi iradenin sık sık dile getirdiği bir söylem var;

“Artık bölgemizde söz sahibi ülke haline geldik!”

Kulağa pek hoş gelen bu söylemi, insanın neredeyse havada kapıp yiyesi geliyor değil mi?

Geliyor gelmesine de, birileri erken davranıp kapıveriyor hemen “yedirmezuk” diyerek...

Havada kapma yarışının şaşkınlığını üzerimizden daha atamamışken, meydanlarda yüksek volümlü hoparlörlerden “dünya lideri…” anonsları çınlıyor!

TV’lerden yapılan canlı yayınlarla duymayan Sağır Sultan’ın dahi kulakları çınlatılıyor!

Dünya Lideri…

Havada kapılası nur topu gibi bir dünya liderimiz olur da kapışma yaşanmaz mı?

Önceki kapışmadan galip çıkan topluluk aldığı dopingin etkisinden olsa gerek, dünya liderini de havada kapıveriyor!

Dünya liderinin üzerinden büyük bir yük daha kalkmış oluyor. Böylece kışkırtma, bölme, kutuplaştırma çalışmalarına daha fazla zaman ayırabileceğinin hesaplarını yapmaya başlıyor.

Artık AKP kurmayları ve başbakan susmuş halkın %45’i konuşuyor;

Çoğu zaman %45’e de gerek kalmıyor. 3 – 5 Kişi bir araya geldi mi tamamdır. Konu hemen açılıveriyor tabi.

“Bölgemizde söz sahibi olduk, dünyayı yönetmemiz ise an meselesi…”

Konu siyaset olur da AKP’nin hizmetleri (!) konuşulmaz mı?

Esnaf Mehmet Emmi, Bağ-Kur borcu tavan yaptığı için kendisi de dahil, eşi ve çocukları devlet hastanelerinden sağlık hizmeti alamıyor. “Varsın olsun” Diyor Mehmet emmi ve hükümetin sağlık alanında yaptığı reformları (!) anlata anlata bitiremiyor!

Hayatında sadece askerlik yaptığı yıllarda köyünden çıkmış olan 70’lik Hasan Çavuş, duble yolları gözleri ışıldayarak anlatıyor!

Hasat mevsimi geldiğinde harcı borcunu ödemeyeceği için narenciyesini toplamayıp yerle yeksan oluşunu buğulu gözlerle izleyen Abdullah Emmi de önemli bir toplumsal yaraya parmak basıyor. Onu asıl kahreden CeHaPe zihniyetinin 3. Köprüye karşı olan tutumuymuş meğer! 

Beş m2’lik merdiven altından bozma çay ocağında hayata tutunmaya, çoluk çocuğuna ekmek götürmeye çalışan Haluk’un derdi ise bambaşka; O çılgın projenin hayata geçeceği günü iple çekiyor!

En çok da Taksim’de AKP’yi protesto eden Gezi’cilere kızıyor.

O’da modaya uymuş protestoculara “Gezi Zekâlılar” diye hitap ediyor!

“Cam, çerçeve kırarak ülke ekonomisini çökertecekler” diye de bir hayli endişeli! Çözümü de bulmuş kendince;

“Hele bir iki tanesini Taksim Meydanı’nda sallandır, bakalım bir daha öyle bir şey yapabilirler mi.” Diyor!

Bu kadar tezatlığın bir arada yaşandığı dönemde tezatlığın sorumlusu ne esnaf Mehmet Emmi’ler ne Haluk’lar ne de yaşı kemale ermiş Abdullah Çavuşlar değildir elbet.

Onlar niteliksiz siyasetçilerin akıl dışı uygulamalarının ceremesini en ağır şekilde ödeyen saf ve temiz insanlardır ve talan politikalarının birer sonucudurlar!

Şayet mücadele edilecekse bu saf ve temiz insanları her konuda istismar eden, halkı birbirine düşman kılmak için elinden geleni ardına koymayan siyasetçilerle mücadele edilmelidir.

Çünkü halkın ve ülkenin ve hatta Müslümanlığın en acımasız dış güdümlü düşmanları onlardır.

Asıl mücadele edilmesi gerekenler; adına “Akil Adamlar” dedikleri bir takım insanlar aracılığıyla PKK terör örgütünü ve onun elebaşı olan bebek katili Abdullah Öcalan’ı Kürt halkının lideri konumuna taşıyan siyasetçilerdir!

Asıl mücadele edilmesi gerekenler; IŞID gibi Müslüman kafası kesip, Müslüman kadınlara tecavüz eden katiller sürüsünü terör örgütü olarak telaffuz edemeyip, izlediği yerleşik konumlanma stratejisi nedeniyle neredeyse kutsamaya kalkan akademisyen ve sözde aydınlardır!

Asıl mücadele edilmesi gerekenler, Laikliğin içinin boşaltılması halinde nelerin yaşanabileceğini halkın gözünden kaçıran, teröristleri silahlandırıp Müslüman kıyımına girişen ve bu katliamı kutlu yol olarak adlandıran isimlerdir.

Asıl mücadele edilmesi gerekenler, terörist grupları sevk ve idare ederken devlet yönettiğini zanneden zavallılardır!