Nizamülmülk dersi zamanıdır!..

Tarih milletlerin aynasıdır !..Büyük Selçuklu Devleti'nin başında büyük bir bela vardı. Girdiği savaşları yeniyor, düşmanı perişan ediyordu. Kılıçla fiziki düşmanı yeniyor dağıtıyordu. Fakat bir düşman vardı ki bunla mücadele edemiyordu!..Sultan Alparslan da, Melikşah da "Nizamülmülk" de bu sorunu aşmak için çok düşünüyorlardı.!..

Osman DİYADİN o.diyadin@hotmail.com

Nizamülmülk’ü hatırladınız mı?
Şimdi nereden çıktı diyenleriniz vardır…
Hatırlamakta çok ama çok fayda var...

Bakın bu  büyük milletin tarihini okumak öyle bir aydınlık ki  bu şanlı tarih bu milletin aydınlık yarınları için  iyi kulanıldığı zaman bir klavuz gibidir…

Selçuklu Devletinden Türkiye Cumhuriyeti Devletine  kadar geçen süreçte bu millete bu devlete öylesine güzel yönetim ve şer cephelerine karşı yapılması gereken öylesine miraslar kalmış ki  hepsi birer derstir…
Üstat Mustafa Güldağı’nın “ Tarihten bugüne oynanan oyunların perde arkası…Coğrafi ve Zihinsel işgalin Arka Planı ; KUŞATMA” kitabını okudunuz mu bilmem…
Muhteşem bir eser…
Kitap’ta yer alan ”Muhteşem savunma kalkanı” başlıklı yazıyı sizlerle izni ile  sizlerle paylaşmak istiyorum…
Çok ama çok şey anlatıyor…
Gelin okuyalım…

***
Tarih 1063 yılını gösteriyordu.
Büyük Selçuklu Devleti'nin başında büyük bir bela vardı. Girdiği savaşları yeniyor, düşmanı perişan ediyordu.
Kılıçla fiziki düşmanı yeniyor dağıtıyordu. Fakat bir düşman vardı ki bunla mücadele edemiyordu. Sultan Alparslan da, ondan sonra gelen Melikşah da ve vezirleri "Nizamülmülk" de bu sorunu aşmak için çok düşünüyorlardı.
Özellikle Nizamülmülk, Müslümanların da devletin de geleceğini yok edip bitirecek olan bu sorunu aşmak için geceli gündüzlü çözüm arayışına girdi.
Peki bu kadar büyük olan bu sorun neydi?
O halde anlatacaklarımı atlamadan dikkatlice okuyun.
 
Büyük Selçuklu Devleti fiziki düşmanı okla, kılıçla, mızrakla yeniyordu ama Güney'den gelen "Şİİ" tehlikesi ve Batı'dan gen "Yunan akımlarına" karşı çok savunmasızdı.
Özellikle Şii ve Batınilik tehlikesi gitgide büyük bir sorun halini alıyordu.
Şiiler Selçuklu Devleti'nin içine ajanlarını sızdırıp Şiiliği yayıyorlardı.

Şii propaganda gittikçe artıp etkili oluyordu.
Batı'dan gelen "akılcılık" akımları ise hadis ve ayetlerin inkâr edilmesine sebep oluyordu. Bu tehlikeye karşı kılıç, kalkan ve okla set çekilemezdi. Bunun önüne "ilim" ile geçilecekti. 
Nizamülmülk, ilim adamları ve danışmanları ile yaptığı istişare sonucu gelen tehlikeye karşı büyük ilim merkezleri kurma kararı aldı.
 
Bunların adı bildiğiniz gibi "Nizamiye Medreseleri"
Bu ilim yuvalarıyla Şiilik, Batınilik ve Yunan akımlarına karşı destansı bir mücadele verilecekti.
Nizamiye Medreseleri'nde yetişen ilim ehli Şiilik, Batınilik ve Yunanların sapık fikirlerini öyle çürüteceklerdi ki bu sapkın fikirlerin yayılması bir anda duracaktı.

İşte "stratejik, psikolojik savaş" diye buna denir.
Bazen ordunun yapamadığını "eğitim kurumları" yapar. 
Nizamülmülk ilimle savaşacak talebeler yetiştirecek bir baş müderris aramaya koyuldu. Öyle ya, baş müderris öyle donanımlı ve örnek öncü olmalıydı ki mücadele kesintiye uğramadan devam etsindi.

Aramaya koyuldu.
Çok okuyan, birçok alimden ders almış, Batı ve Doğu'nun inançlarını iyi bilen, vaazları etkili olan bir gençten söz ettiler.
Nizamülmülk bu gencin bulunduğu yere kadar gitti. O genci bulup Nizamiye Medresesi projesini ve amacını anlattı.
Ve büyük mücadele için genci en büyük Nizamiye Medresesi'nin başmüdürü yaptı.
Genç, yetiştirdiği talebelerle, yazdığı kitaplarla Yunan akımlarına, Şii-Batıni faaliyetlere ve fikirlere darbe vurdu, engel oldu.
Peki bu genç kimdi?
Tabi ki de "İmam Gazali'den" başkası değildi.

İlk Nizamiye Medresesi Bağdat'ta açıldı.
İslami ilimlerin yanı sıra tıp, astronomi, matematik, felsefe, tarih gibi ilimler de öğretildi. İslami ilimlerin yanında bu ilimleri de öğrenen talebeler sapkın Yunan akımlarının karşısında çelik gibi sert durdular.

Devlet, Nizamiye Medreseleri ile bir kalkan gibi çevrilmişti.
Muazzam bir savunma kalkanı oluşturulmuştu. 
Nizam-ül Mülk, Nizamiye Medreseleri ile özellikle Şiilik ve Batıniliğin önüne ciddi set koydu.
Nizamiye Medresesi'nin hocaları ve öğrencileri özellikle "Şii-Batıni Komitenin"önüne ciddi engel koyunca Nizamülmülk'ü "öldürme" kararı aldılar.
Çünkü Nizamülmülk, Şii-Batiniler ile çok uğraşıp onları tasfiye etmişti.
Peki öldürme işini kim yapacaktı?
"Şii-Batıni Komiteye" bağlı en büyük suikast örgütlenme olan "Hasan Sabbah'ın" lideri olduğu "Haşhaşiler" yapacaktı.
Ve Nizamülmülk, 1092'de Hassan Sabbah'ın bir fedaisi tarafından öldürüldü.
Savaş bu boyutlara gelmişti. 

Peki mücadele durdu mu?
Hayır.
Selçuklu' dan sonra Nizamiye Medreseleri örnek alınarak köylere kadar medreseler açıldı. Abbasiler, Osmanlı ve birçok İslâm devleti, Nizamiye Medreselerini örnek alarak buna benzer medreseler açtı.
Başta Osmanlı her yeri medrese ile kuşatıp ilmi set oluşturdu. 
Şimdi de bu savunma kalkanına o kadar çok ihtiyaç var ki. Bugün de Doğu’dan ve Batı'dan gelen inanç ve fikir akımlarıyla ayet ve hadisleri tahrif etmek istiyorlar.
Çelik gibi ilmi savunma kalkanlarına ihtiyaç var. 
Savaş büyük.
Mücadele edeceğiz.
Durmak yok…

***
Evet sevgili okurlar Güldağı’nın yazısı bu cümlelerle bitiyor…
Diyeceğim şu ki Selçuklu’ dan bugüne bu topraklar üzerinde oynanan oyun aynı…
Değişen sadece yöntemler…
O nedenle Nizamülmülk ve İmam Gazali örneği çok ama çok önemlidir….
Bu topraklar üzerindeki oyun bitmeyecektir…

Nizamülmülk,Nizamiye Medreseleri,İmam Gazali  ders alınması noktasında çok ama çok önemli birer örnektir..