Meleklerin cinsiyeti…

Zaman yıkılan aileleri, heder olan gençliği, tuhaflaşan Müslümanları görme ve onların dertlerine derman olma zamanı…

Mustafa Sabri Beşer msbeser@internethaber.com

Daha önceki yazılarımda “Meleklerin cinsiyeti” konusuna yazı içerisinde değinmiş ama müstakil bir yazı konusu yapmamıştım. Ancak müşahede ettiğim bazı olaylar beni bu konuda müstakil bir yazı yazmaya itti.

Fatih Sultan Mehmet, genç yaşında muazzam ordusuyla İstanbul’un kapılarına dayandığında ve fethin gerçekleşmesi an meselesi olduğu zamanlarda şehirde Hristiyan papazlar gündemden o kadar uzak bir haldeydiler ki kiliselerinde meleklerin cinsiyetini tartışmakla meşguldüler. 

Bugün maalesef ilahiyatçı, sosyolog, edebiyatçı ve alimlerimizin durumu aynen buna benziyor.

Maatteessüf ilahiyatçı, sosyolog, edebiyatçı ve alimlerimiz gündemi takip etmekten o kadar uzaklar ki yaklaşan tehlikeden bîhaber şekilde adeta fildişi kulelerinde gündemle alakası olmayan kavramlar, olaylar ve halkın anlayamayacağı süslü cümleler kurmakla meşguller.

Birbirleri aralarında ilmî açıdan kaliteli münazaralar, müzakereler yapmaktalar velakin bütünüyle gerçek gündemlerden uzak şekilde.

Biz bugün aileyi ifsat eden “İstanbul Sözleşmesi iptal edilsin” diye feryat ederken, “gençlik elden gidiyor, siyaset ve deizm gençleri esir alıyor” diye sesimizi bir yerlere duyurmaya çalışırken, “Müslümanlar dini hassasiyetlerini kaybettiler, para, makam ve kadın tuzağına düştüler” diye canhıraşane gayret gösterirken maalesef “ilahiyatçı, sosyolog, edebiyatçı, alim” olan insanlar devekuşu misali başlarını kuma gömmüş bir halde “şimdi bunun sırası değil, iktidarda Müslüman bir parti var, bunları konuşmak onlara zarar verir” deyip güya ikazlarda bulunuyorlar.

Bu kıymetli büyüklerimizin yazılarına ve sohbetlerine baktığımızda “tarihselcilik, mitoloji, alt kültür, ayna benlik, gelenekselcilik, heterojen toplum, vb.” gibi günümüzde yaşanan sıkıntılarla uzaktan yakından alakası olmayan felsefi ve dini kavramlarla dolu yazılar kaleme alıp, konuşmalar ile meşgul olduklarını müşahede ediyoruz.

Sanki gözlerine gizli bir el tarafından mil çekilmişçesine toplumun yaşadığı sıkıntıları görmemekte ısrar ediyorlar.

Sanki bir yerlerden talimat almışçasına aile ve gençliğin içinde bulunduğu dramı yazmamak konusunda ısrar ediyorlar.

Oysa ilahiyatçı, sosyolog, edebiyatçı ve alim sıfatına sahip olanların değil tamamı yarısı bile bu konularda kalem oynatmış, konuşmalar ve uyarılar yapmış olsaydı bugün ne İstanbul Sözleşmesi’ni konuşuyor olurduk ne gençleri cenderesine alıp öğüten deizm belasını ne de politize olmuş gençliğin şahsiyetten yoksun, statü kazanma arzusu ile köşe kapma yarışında olduklarını yazıyor olurduk.

Ama maalesef bugün toplum, aile ve gençlik bu musibetlerin altında ezildikçe eziliyor ve bu gidişle inanın yakın bir zamanda ne konuşacak ne de üzerine yazı yazacak aile de gençlik de kalmayacak.

Ey muhterem “ilahiyatçı, sosyolog, edebiyatçı ve alim” sıfatlarına haiz hocalarımız… Ne olur uyanın içinde bulunduğunuz ilim uykusundan?

Fildişi kulelerinizden inip halkın dertleriyle ilgilenin!

Zaman anlaşılmaz kavramların ve terminolojinin müzakere zamanı değil…

Zaman yıkılan aileleri, heder olan gençliği, tuhaflaşan Müslümanları görme ve onların dertlerine derman olma zamanı…

Bittabi ilmi konuşmalar, makaleler, müzakereler olmalı ve bunlar sistematik olarak ifa edilerek göndere çekilmeli. Hatta film festivalleri olduğu gibi ilim festivalleri dahi yapılmalı. Lakin bütün bunlar tek amaç ve gaye halinde ümmetten ve milletten uzak olmamalı/olamaz.

Sizler bizim kanaat önderlerimiz ve mihmandarlarımız olmalısınız. Size temas etmeye, yanaşmaya ve en önemlisi de zikrettiklerinizi anlamaya çalışmanın, cesaret perspektifinde zor ve imkânsız kalındığını görerek uzaklaşmamalıyız.

Toplum ve genç size gelme cesaretinin kararsızlığı içerisinde bocalamadan sizler toplumun ve dahi gençlerin her daim; aynı dili kullanan, aynı derdi paylaşan önderleri olarak yanında olmalısınız kanaatindeyim.

Sohbetlerinizi, konuşmalarınızı ya da makalelerinizi ne kadar anlaşılması zor kavramlarla süslerseniz süsleyin, ne kadar çok edebiyat yaparsanız yapın, ne kadar çok tarihin geçmiş problemlerini tartışırsanız tartışın, toplumdan ve dahi geleceğin sermayesi olan gençlerden kopuk ve bîhaber kaldığınız sürece; İstanbul fethedilirken meleklerin cinsiyetini tartışan papazlardan bir farkınız olmayacaktır.

“Bade harabül Basra” (Basra harap olduktan sonra/iş işten geçtikten sonra) yapacağınız feryadu figanların, yakacağınız ağıtların bir faydası olmayacaktır vesselam…