Kadavradan nakille hayata tutundu

Abone ol

Yaklaşık 9 yıl önce ortaya çıkan böbrek hastalığı nedeniyle lise eğitimini yarıda bırakan 26 yaşındaki Nefiye Nayir çektiği sıkıntıyı böyle anlattı

Yaklaşık 9 yıl önce ortaya çıkan böbrek hastalığı nedeniyle tedavi görebilmek amacıyla lise eğitimini yarıda bırakan 26 yaşındaki Nefiye Nayir, beyin ölümü gerçekleşen hastadan yapılan nakille sağlıklı bir hayata yeniden kavuştu.

Lise eğitimini sürdürürken ellerinde ve dizlerindeki şikayetler üzerine doktora giden Nefiye Nayir'a eklem iltihabı teşhisi konuldu.

Yaklaşık bir yıl, bu hastalıkla ilgili tedavi gören fakat şikayetlerinin devam etmesi üzerine Samatya Eğitim ve Araştırma Hastanesine giden Nayir, burada yapılan tetkikler sonucu, eklem iltihabının, yanlış bir teşhis olduğunu, aslında böbrek hastalığı bulunduğunu öğrendi.

Böbreğinin biri yüzde 10, diğeri ise yüzde 15 oranında çalışan Nayir'in o günden itibaren 9 yıllık diyaliz serüveni başladı.

Organ Nakli Haftası dolayısıyla, organ bağışının önemini, bunun sıkıntısını uzun yıllar çeken bir böbrek hastası olarak, bir kez daha dile getirmek istediğini belirten Nayir, AA muhabirine 9 yıllık mücadelesini anlattı.

Doğru teşhis konulana kadar böbrekleriyle ilgili hiçbir şikayeti olmadığını, bu nedenle böbrek hastası olabileceğini düşünmediğini ifade eden Nayir, bu nedenle böbrek hastalığının kanserden sonra en sinsi hastalık olduğuna inandığını belirtti.

Nayir, ''Samatya Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki doktorum, daha önce uygulanan yanlış tedavi nedeniyle yalnızca böbreklerimi kaybettiğime şükretmemi, sonucun daha da kötü olabileceğini söyledi'' dedi.

Diyaliz makinesinde tedavisi sürerken, bir böbreğinin yeniden çalışmaya başlaması üzerine, doktorların da oluruyla 9 ay diyaliz tedavisine son verdiğini, böyle bir durumun, diyaliz hastalarında zaman zaman yaşanabildiğini belirten Nayir, kendisindeki olumlu gelişmenin nedenini ise moralinin yüksek olmasına bağladığını anlattı.

Nefiye Nayir, 9 ay süren sağlıklı günlerin ardından, vücudundaki değerlerin değişmesi üzerine, yeniden diyaliz makinesinde tedaviye başladığını ifade etti.

OKUL SIRALARINDAN DİYALİZ YATAKLARINA

Sağlığına kavuşması için böbrek nakli gerektiğini, öncelikle anne ve babasının, derhal böbreklerini vermek istediklerini, fakat sağlık sorunları ve kan uyuşmazlığı nedeniyle bunun mümkün olmadığını anlatan Nayir, daha sonra kadavradan nakil için Akdeniz Üniversitesi Hastanesine kayıt yaptırdığını belirtti.

Bir süre bu hastanede sıra için beklediğini, ancak netice alamayınca 2007 yılında Bahçelievler Medicana Hastanesine kadavradan nakil için kayıt yaptırdığını ifade eden Nayir, diyaliz tedavisini de yine bu hastanede sürdürdüğünü söyledi.

9 yıl süren bekleyişin ardından, 6 yıldır beyin tümörü tedavisi gören 36 yaşındaki bir hastanın beyin ölümünün gerçekleşmesi sonucu, ailenin izniyle kendisine böbrek nakli yapıldığını anlatan Nayir, sağlıklı bir hayata kavuşmanın mutluluğunu yaşadığını dile getirdi.

Doktorların bu hastalığını üşütmeye, duygusallığa ve strese bağladıklarını belirten Nefiye Nayir şunları ifade etti:

''Okul sıralarından, diyaliz yataklarına uzanan bir hayat. Hastalığımı öğrenmemden bir gün önce okula gidiyordum ve tedavim için eğitimimi yarım bırakmak zorunda kaldım. Doktor olmak için çok çabalıyordum. Matematiğim çok kötüydü, düzelteceğim diye üniformamla sabaha kadar ders çalışırdım. Doktor olmak yerine, doktorların eline düştüm. 9 yıl idrarımı yapmadan yaşadım. 9 yıl diyaliz makinesine bağlı yaşadım, ama hiç psikolojik tedavi görmedim. Kendi kendimi tedavi etmeyi biliyorum. Nakil sonrasında adeta yeniden doğdum. Bu süreçte en büyük destekçim, ailem, arkadaşlarım ve doktorlarım oldu. En çok gezemediğim için şikayet ediyordum, şimdi bol bol geziyorum.''

''Organ bağışı, insana verdiğiniz ikinci bir hayat. Çünkü bir insana yaşam, nefes bağışlıyorsunuz'' diyen Nayir, şunları söyledi:

''Artık organ bağışı konusunda bilinçlenelim. Bu konudaki örneklerden birisi benim, ne kadar değiştim. Yemem, içmem, gezmem değişti. Yaşadığım müddetçe, bana böbreğini bağışlayan insana dua edeceğim. O bana bir yaşam armağan etti, ben de onun için yaşıyorum. Organ nakli bekleyen hastalar olarak biz, kaybettiğimiz bir şeyi bulduğumuz için ona iki kere bakıyoruz.''

-''Kadavradan nakil yüzde 30 oranında''-

Nefiye Nayir'in naklini gerçekleştiren Bahçelievler Medicana Hastanesi Organ Nakli Bölüm Başkanı ve genel cerrahi uzmanı Prof. Dr. Hasan Taşçı da tedavisi mümkün olmayan hastalıklar nedeniyle görev yapamayacak derecede hasar gören organların yerine, canlı veya ölüden alınan yeni, sağlam organın konularak hastanın tedavi edilmesine organ nakli denildiğini anımsatarak, tıp alanında 20. yüzyılın en büyük gelişmelerinden birinin organ nakli olduğunu söyledi.

Vücutta bir organ iflas edip işlevini yerine getiremez hale gelirse ve o organın yerine getirdiği fonksiyon bir şekilde yerine konulamazsa hastanın hayatını kaybedeceğini belirten Taşçı, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Ülkemizde ilk organ nakli 1975 yılında ikizler arasında oldu. Çünkü ikizler arasında tam doku uyumu mevcut. Diğer durumlarda vücudun organı reddetme ihtimali daha yüksek. Bu dönemden sonra da kan grupları ve doku uyumu kavramı ortaya çıktı. Bir de vücudun organı reddetmesini önleyen bazı mekanizmaları bastıran ilaçlarda, gelişmeler oldu ve bu ilaçlar kullanılarak vücudun takılan organa reaksiyonu azaltıldı. Türkiye'de şu an dünya standartlarında organ nakilleri yapılıyor.

Ancak, Avrupa ülkelerinden geride olduğumuz en önemli konu ise nakillerin beyin ölümü gerçekleşmiş hastalardan yapılıyor olması. İspanya, Fransa, Almanya gibi birçok ülkede organ nakillerinin yüzde 80'i beyin ölümü gerçekleşmiş kadavradan yapılıyor. Bizim ülkemizde ise kadavradan nakil yüzde 30 oranında. Bu nedenle kadavradan yapılan organ nakil sayılarının arttırılması gerekmektedir. En önemli etken toplum bilincinin arttırılmasıdır.''

TÜRK TOPLUMUNUN KAYGISI

Türk toplumunun organ bağışındaki en önemli kaygılarından bir tanesinin dini olduğunu belirten Taşçı, ancak, Diyanet İşleri Başkanlığının, organ bağışının günah değil sevap olduğu konusunda fetva yayınladığını dile getirdi.

Toplumun taşıdığı bir diğer endişe konusunun ise organlarını bağışlayan insanların herhangi bir kaza durumunda beyin ölümü gerçekleşmeden organlarının alınacağı konusu olduğunu vurgulayan Taşçı, ''Ancak böyle bir şey mümkün değildir. Beyin ölümü 7 hekim tarafından onaylandıktan sonra organların alınmasına karar verilmektedir'' dedi.

Taşçı, organ bağışı yapmak isteyen ailelerin en büyük çekincesinin ise verilen organların ardından, yakınlarının ahirete yarım ve organlarından yoksun gideceği yönündeki inanışı olduğunu ifade etti.

TÜRKİYE'DE ORGAN BAĞIŞ NAKİLLERİNİN BAŞARI ORANI

Prof. Dr. Hasan Taşçı, bir organ nakli yapıldığında, yüzde 80-90 başarı oranı, yüzde 10-20 oranında organ veya hasta kaybının söz konusu olabileceğini söyledi.

Takılan organın reddedilmesine, damar problemleri olmasına ve organın çalışmamasına bağlı birçok komplikasyon sonucu organın kaybedilebileceğine dikkati çeken Taşçı, bu oranların gelişmiş ülkeler için de geçerli olduğunu, nakledilen organın 10 yıl sağ kalması konusunda Türkiye'nin Avrupa ülkeleriyle eşit seviyede bulunduğunu ve bazı merkezlerde daha iyi sonuçların da alınabildiğini kaydetti.

Böbrek naklinin çok önemli olduğunu vurgulayan Taşçı, ''Çünkü hasta, diyalizde kalırsa, yaşayacağı zaman ile nakil olduktan sonraki ömrü arasında fark var. Nakil olduktan sonra hasta tamamen normal yaşantısına ve konforlu hayata dönüyor. Böbrek nakli, hastaları kalp yetmezliğinden de koruyor. Çünkü diyalizdeki hastalar kalp yetmezliği yüzünden kaybedilebiliyor'' diye konuştu.

KİMLER ORGANLARINI BAĞIŞLAYABİLİR?

Bir kişinin organını bağışlayabilmesi için 18 yaşını doldurmuş ve akli dengesinin yerinde olması gerektiğini anlatan Prof. Dr. Taşçı, şu bilgileri verdi:

''Bunun dışında bir üst yaş sınırı yoktur. Dördüncü derece akrabaya kadar organ bağışı mümkündür. Eş ve eş yakınları da verici olabilir. Çıkan son kanunda, Etik Kurulun onayından geçmesi şartıyla, kan bağı olmayan, ancak arkadaşlık ve duygusal bağı olanlar da organını bağışlayabilir. Beyin ölümü gerçekleşmiş kadavrada ise vücutta enfeksiyon ve yaygın bir kanser hastalığı olmaması gerekiyor. Bu konuda bir istisna, sadece beyin cerrahisini ilgilendiren kafa içi kanserli hastaların organlarının alınabiliyor olması. Organını bağışlayan bağışçının beyin ölümü gerçekleşmesi durumunda organları alınmadan önce yine de yasal varisçilerinden onay alınması gerekmektedir.''

Dünyada ve Türkiye'de en çok böbrek nakillerinin yapıldığını belirten Prof. Dr. Hasan Taşçı, her kurumun bir Organ Nakil Koordinatörünün bulunduğunu, organlarını bağışlamak isteyen birinin, kendisine en yakın sağlık kuruluşuna giderek, organ bağış formunu ve kartını doldurarak organlarını bağışlayabileceğini hatırlattı.

Organ alacak hastaların, öncelikle kan grubu ve doku grubu uyumuna, yaş, boy, kilo gibi kriterlere ayrıca tıbbi aciliyet durumuna göre belirlendiğini anlatan Taşçı, cins, ırk, din, zengin-fakir ayrımı yapılmadığını ifade etti.

Günün Önemli Haberleri