İşte 28 Şubat iddianamesi

Abone ol

Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilen "28 Şubat" iddianamesinin 15 günlük değerlendirme süresi doldu.

28 Şubat iddianamesinde, Refah Partisi' nin 1994'teki yerel seçim başarısının ardından Türk Silahlı Kuvvetleri ( TSK ) içinde bir grubun askeri müdahale için harekete geçtiği, partinin bir yıl sonraki genel seçimlerde de en fazla oyu alması ve hükümette yer alması üzerine, askeri müdahale düşüncesine sahip bu yapılanmanın parti ve halk üzerinde psikolojik harekat yürüttüğü ifade edildi.

TMK'nın 10. maddesiyle görevli Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesinin "28 Şubat iddianamesi" üzerindeki değerlendirme süresi sona erdi. Ancak mahkemenin, iddianamenin kabul kararını yarın yazacağı kaydedildi.

TMK'nın 10. maddesiyle görevli Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili'nin hazırladığı bin 309 sayfalık iddianamenin iki cilt haline getirildiği, bunların cezaevindeki sanıklara tebliğ edileceği bildirildi.

İddianamede dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, Genelkurmay İkinci Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir, tutuklu MHP Milletvekili emekli Korgeneral Engin Alan ve eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz'ün yanı sıra şu isimler sanık olarak yer aldı:

"Çetin Doğan, Erol Özkasnak, Muhittin Erdal Şenel, Kenan Demir, İlhan Kılıç, Yıldırım Türker, Çetin Saner, Kamuran Orhon, Vural Avar, Hayri Bülent Akkaya, Hikmet Köksal, Ahmet Çörekçi, Teoman Koman, İdris Koralp, Fevzi Türkeri, Çetin Dizdar, Hakkı Kılınç, Mustafa Bıyık, İbrahim Selman Yazıcı, Abdurrahman Yavuz Gürcüoğlu, Serdar Çelebi, Mustafa Babacan, Orhan Nalcıoğlu, İsrafil Aydın, Cevat Temel Özkaynak, Eser Şahan, Sedat Arıtürk, Erdoğan Öznal, Ayhan Cansevgisi, Orhan Yöney, Ersin Yılmaz, Köksal Karabay, Doğan Temel, Mehmet Başpınar, Fuat Büyükcivelek, Hüsnü Dağ, Oğuz Kalelioğlu, Metin Yavuz Yalçın, Mustafa Özbey, İsmail Ruhsar Sümer, Şevket Turan, Metin Yaşar Yükselen, Ahmet Ziya Öztoprak, Şükrü Sarıışık, Aslan Güner, Ahmet Atalay Efeer, Refik Zeytinci, Yücel Özsır, Cengiz Koşan, Kurtuluş Öğün, Altaç Atılan, Aydan Erol, Mustafa Hakan Bural, Yahya Kemal Yakışkan, Adem Demir, Mehmet Şinasi Çalış, Ertuğrulgazi Özkürkçü, Yahya Cem Özarslan, Ziya Batur, Bahattin Çelik, Yüksel Sönmez, Salih Eryiğit, Ruşen Bozkurt, Mehmet Faruk Alpaydın, Osman Bülbül, Ümit Şahintürk, Ahmet Dağcı, Veli Seyit, Seyfullah Sönmez, Ünal Akbulut, Aydın Karaşahin, Hamza Özaltun, Sezai Kürşat Ökte, Cengiz Çetinkaya, Ahmet Aka, Alican Türk, Osman Atilla Kurtay, Tevfik Özkılıç, Mustafa Kemal Savcı, Berkay Turgut, Arslan Daştan, İsmail Hakkı Önder, Ahmet Nazmi Solmaz, Necdet Batıran, Mehmet Ali Yıldırım, Metin Keşap, Celalettin Bacanlı, Mustafa Köseoğlu, Mehmet Cumhur Yatıkkaya, Mustafa İhsan Tavazar, Abdullah Kılıçarslan, Lokman Ekinci, Erkan Yaykır, Mehmet Aygüner, Erdal Ceylanoğlu, Ergin Celasin, İzzettin İyigün, Cemal Hakan Pelit ve İzzettin Gürdal."

İddianamede, Refah Partisi'nin 1994 yerel seçimlerindeki başarısının ardından Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içinde bir grubun askeri müdahale için harekete geçtiği ifade edilerek, bu nedenle ilk olarak askeri darbeye karşı çıkabilecek personelin ordudan ilişiğinin kesilmesini sağlamak amacıyla faaliyette bulunulduğu anlatıldı.

Refah Partisinin bir yıl sonraki genel seçimlerde en fazla oyu alması ve koalisyon hükümetinde büyük ortak olması üzerine, askeri müdahale düşüncesine sahip bu yapılanmanın parti ve halk üzerinde psikolojik harekat yürüttüğü kaydedilen iddianamede, Batı Çalışma Grubu (BÇG) adıyla faaliyet yürüten yapılanmanın, 28 Şubat kararlarının alınmasını sağladığına yer verildi.

ASKER SİYASET İLİŞKİSİ

İddianamenin değerlendirme ve sonuç bölümünde, modern devlette asker-siyaset ilişkisi üzerinde duruldu.

Asker kişilerin, mesleki görevlerinin gereği olarak devlete yönelik tehlikenin sürekli olduğunu düşündükleri ve tehlikenin aciliyetini vurgulama gereği duydukları ifade edilen bölümde, ancak bu görüşlerde öznel bir yargının mevcut olduğu kaydedildi ve "Bu nedenle çoğu zaman tehdit olmasa dahi devletin güvenliğine yönelik tehditler olduğuna inanırlar" denildi.

Bölümün devamında şu değerlendirmelerde bulunuldu:

"Askeri düşünce astlık-üstlük ilişkisi nedeniyle sınırlıdır. Siyasi düşüncenin ise sınırları belirlenmemiştir ve daha katılımcı düşüncelerle sağlanmıştır. Çağdaş demokrasilerde bir subayın siyasi yargısı, devlet adamlarının siyasi yargılarına oranla daha tercih edilir değildir. Devlet adamının yüksek düzeyde siyasi erdem sahibi olduğu bir gerçek olarak kabul edilmelidir. Asker devlet adamına fikrini beyan ettikten sonra geri çekilmeli ve karar verilen işte elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmalıdır.

Asker kişilerin yasama ve yürütmeye karşı görevleri genel hatlarıyla şu şekildedir: Askerler temsili görevleri kapsamında, askeri güvenliğin sağlanması açısından gerekli görülen hususlar hakkında devlet yetkililerine bilgi verirler. Ayrıca danışmanlık görevleri kapsamında devletin hem ulusal hem de uluslararası alandaki askeri hareketlerini incelenip, olumlu ve olumsuz yönlerinin tespitiyle rapor edilerek, devlet görevlilerine sunulması gerekmektedir. Ancak bu görevlerini yerine getirirken yetki alanlarındaki sınırlar içinde kalıp, kendi askeri kanaatlerinin tam aksi yönünde olsa dahi devletin askeri güvenliğini ilgilendiren yönde alınan kararları uygularlar. Kısacası siyasi ve sosyal alanda seçilmiş kişilerce belirlenen hedefin, en iyi şekilde gerçekleşmesi için mücadele ederler ve askeri imkanlarını da bu belirlenen amaçlara ulaşılmasını sağlamak için tahsis ederler.

Yasalara uygun olmadığını düşündüğü emirde ise adli makamların o konudaki yargısını elde etme imkanı varsa bu yolu seçebilir. Ancak sonrasında belirlenen yargıyı kabul etmek zorundadır. Şayet devleti yöneten hükümet usulünce yönetime gelmişse, hükümetçe verilen emirler, açıklanan bu istisnalar dışında, görüşüne tamamen aykırı da olsa yerine getirilmelidir."

İDDİANAMEDEN...

HABERİN DEVAMI İÇİN DİĞER SAYFAYA GEÇİNİZ...

[PAGE]

28 Şubat iddianamesinde, Batı Çalışma Grubunun (BÇG) izine 10 Nisan 1997'ye kadar hiçbir resmi belgede rastlanmadığı belirtilerek, "Soruşturma sonucunda ulaşılan kanaate göre BÇG'nin 10 Nisan 1997 tarihinde kurulmasından önce de 'kriz masası grubu' adı altında faaliyete geçtiği, bu grubun 28 Şubat 1997 tarihli MGK kararlarının alınmasını sağladığı, anılan kararların oluşturduğu siyasi kaos ve basının kamuoyunu hükümete karşı yönlendirmesi sonucu BÇG'nin, hiçbir demokratik ülkede kabul edilemeyecek şekilde halkın oyları ile seçilmiş ve meclisten güvenoyu almış hükümeti cebir ve şiddet kullanmak suretiyle ıskat etmek amacıyla emir yazılmasını sağlayıp, hükümeti ıskat etme iradelerini resmileştirdikleri anlaşılmıştır" değerlendirmesinde bulunuldu.

Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki iddianamede, soruşturmanın başlama süreci anlatıldıktan sonra, soruşturma konusu yapılan dönemin üzerinden geçen sürenin uzunluğu, kamu arşivlerinde bulunan ve imha edilmemesi gereken belgelerin bir kısmının imha edilmesi, bazı kamu kurumlarının personelini koruma anlayışıyla soruşturmaya ilişkin belgelerin gönderilmesinde özen göstermemesi nedenleriyle, BÇG emrinde çalışanların tespitinde zorluklar yaşandığı kaydedildi.

Soruşturmada "delilden şüpheliye ulaşma" ilkesi doğrultusunda hareket edildiği ifade edilen iddianamede, halen, çok farklı alanlardan BÇG ile irtibatlı olabileceklere ilişkin araştırmaların devam ettiği, dönemin mali ve ekonomik analizinin yapılabilmesi için de MASAK'tan çalışma istendiği belirtildi.

Soruşturma konusu dönemde, BÇG ile irtibatlı birçok kişinin olduğuna ilişkin ihbar ve anlatım bulunduğu, bununla birlikte "delilden sanığa ulaşma" ilkesi kapsamında soruşturma kapsamında, suç tarihinde BÇG'yi kuran, kurulmasına müsaade eden, bu grup içinde çalışan, emir ve faaliyetleri doğrultusunda faaliyette bulunan asker şüpheliler ve onlarla kesin irtibatı belirlenen YÖK personeli hakkında dava açıldığı anlatılan iddianamede, "BÇG ile fiili ve hukuki irtibatı tespit edilip, delillerle ortaya konan asker veya sivil şahıslar hakkında iddianame düzenlenmeye devam edilecektir" denildi.

TSK'DAKİ BAZI KESİMLER RAHATSIZ

İddianamede, soruşturma kapsamında ulaşılan tüm bilgi ve belgelerden, 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinden sonra askeri vesayet denetiminin devletin tüm yasal organları üzerinde en üst seviyeye ulaştığı belirtilerek, bu denetimin Turgut Özal'ın başbakanlığından başlayarak, sürekli azalma eğilimi gösterdiği kaydedildi. Demokratik hukuk devleti adına olumlu bu gelişmeden TSK içindeki bazı kesimlerin rahatsız olduğu ifade edilen iddianamede, "Bazı bilgilere göre merhum Turgut Özal'ın Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra, bazı bilgilere göreyse 1994'teki mahalli idareler seçimlerinde İstanbul, Ankara, Konya ve Kayseri Büyükşehir Belediyeleri dahil olmak üzere pekçok belediyede Refah Partili adayların belediye başkanı seçilmesinden sonra, TSK içindeki bir grubun askeri müdahalede bulunmak için harekete geçtiği, bu kapsamda öncelikle yapılacak askeri müdahaleye karşı çıkabilecek TSK personelinin ordudan ilişiğinin kesilmesini sağlamak amacıyla faaliyette bulundukları anlaşılmıştır" değerlendirmelerine yer verildi.

Refah Partisi'nin, 1995'teki milletvekili genel seçimlerinde en çok oyu alıp, kurulacak muhtemel koalisyonun büyük ortağı olacağının anlaşılması üzerine, askeri müdahale düşüncesine sahip bu yapılanmanın, aktif biçimde her türlü argümanı kullanarak, Refah Partisi'ne ve halka karşı açıkça psikolojik harekat yürüttüğü kaydedilen iddianamede, şöyle denildi:

"Gayri resmi olarak hangi tarihte oluşturulduğu tespit edilemeyen ve faaliyetlerini BÇG adı altında yürüten bu yapılanmanın 28 Şubat kararlarının alınmasını sağladığı, ancak 10 Nisan 1997'ye kadar hiçbir resmi belgede bu yapılanmanın izine rastlanılmadığı, 10 Nisan 1997 tarihli 'Batı Çalışma Grubu Oluşturulması' konulu belgede daha önce oluşturulan bir yapılanmadan bahsedildiği, bazı mağdur ve tanıkların da 28 Şubat 1997'den çok önce BÇG adı altında yapılanmanın bulunduğunu, TSK içinde bazı subay ve astsubayların BÇG subayı olduklarını açıkça ifade ettikleri anlaşılmıştır.

Soruşturma kapsamında elde edilen delillerden BÇG'nin fiilen hangi tarihte faaliyete geçtiği tespit edilememiştir.

Dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir imzalı 4 Nisan 1997 tarihli 'Çalışma Grubu Oluşturulması' konulu belgede özetle, 'irticanın, oluşturduğu tehdit açısından iç güvenliğin önüne geçtiği ve ülkenin bir numaralı sorunu haline geldiği, bu maksatla Genelkurmay Harekat Başkanlığı koordinatörlüğünde bir çalışma grubu oluşturulacağı, bu çalışma grubunun diğer (J) Başkanlıklarının uygun göreceği personelin katılımı ile her gün toplanacağı' ifade edilerek, bu şekilde BÇG ilk defa resmi bir belgede yer almıştır."

HEDEF DYP'Yİ ÇÖKELTMEK

İddianamede, söz konusu belgenin özel oturum notları bölümünden şu kısımlar aktarıldı:

"AMAÇ: Bugünkü ortamda öncelikli hedef DYP'nin çökertilmesi, dolayısıyla hükümetin derhal iktidardan çekilmesini sağlayıcı önlemleri almaktır.

-DYP’nin hükümetteki oy potansiyelini kırmak örtülü yapılmalıdır.

ACİL TEDBİRLER: Hükümetin, RP’nin yumuşak karnının tespiti;

-Menfaat çatışması yaratmak,

-Söylenenler ve yapılanlar arasındaki çelişkiler,

-Ahlaki anlayışlarının çürüklüğü

DYP Liderlerinin sağladığı menfaatler,

-DYP liderinin düşürülmesi,

-Liderden kurtulmanın parti için kazançlı olacağı,

YAŞ/TSK’nın kararlılığını göstermek,

-MGK kararlarında taviz vermemek, takipçisi olmak,

-TSK içinde irticaya karışmış olanları ayıralım,

-TSK’nın yumuşak karnını kuvvetlendirmek,

-Aracı kullanalım,

-Dini konularda bilgilendirme, polemiğe girmeden”

İddianamede, söz konusu belgede BÇG'nin çalışma şekli ve kimlerden oluşacağı gibi bilgilere de yer verildiği aktarılarak, böylece BÇG'nin resmi olarak kurulmasının temellerinin atıldığı belirtildi.

7 NİSAN TARİHLİ TOPLANTI

Bu emirden sonra 7 Nisan 1997'de Genelkurmay Başkanlığı İnönü Salonu’nda saat 15.00’te başlayan, Genelkurmay 2. Başkanlığı tarihçesinde "general/amiral toplantısı" olarak geçen Çevik Bir başkanlığında toplantı yapıldığı bildirilen iddianamede, toplantıya, “Genelkurmay J Başkanları (J-7 hariç) Yıldırım Türker, Çetin Saner, Çetin Doğan, Kamuran Orhon, Vural Avar, Hayri Bülent Alpkaya; Kuvvet ve Jandarma Genel Komutanlığı Harekat Başkanları, Şükrü Sarıışık, Altaç Atılan, Hakkı Kılınç; Daire Başkanları Ayhan Cansevgisi, Fevzi Türkeri, Orhan Yöney, Ersin Yılmaz, Köksal Karabay, Doğan Temel, Mehmet Başpınar, Kadri Özer (ölü), Kenan Deniz, Aslan Güner, Metin Yavuz Yalçın, Hüsnü Dağ, Oğuz Kalelioğlu, Mustafa Özbey, İsmail Ruhsar Sümer, Şevket Turan, Ahmet Atalay Efeer, Metin Yaşar Yükselen, Ahmet Ziya Öztoprak; Genelkurmay Genel Sekreteri Erol Özkasnak, Özel Kuvvetler Komutanı Engin Alan, Genelkurmay Adli Müşaviri Erdal Şenel, Hava Kuvvetleri İstihbarat Başkanı Yücel Özsır, Hava Kuvvetleri İstihbarat Başkanlığında görevli Cengiz Koşal'ın” katıldığı kaydedildi.

İddianamede, şöyle denildi:

"Toplantının konusu, icra ediliş tarzı, katılımcılar ve tarihçeden Genelkurmay karargahı ve karargaha bağlı birliklerde görevli general ve amirallerin tamamının toplantıya katılmasının planlandığı, toplantının amacının BÇG’nin resmi olarak hayata geçirilmesi için ortak irade oluşturma, resmileştirilecek grubun TSK içinde etkin bir şekilde faaliyet gösterebilmesi için Genelkurmay karargahı ve bağlı birliklerde görevli general ve amirallerin desteğini alma olduğu anlaşılmaktadır."

"Toplantı tutanağına göre, toplantıya katılanların hükümeti cebir ve şiddet uygulamak suretiyle ıskat etmek amacıyla bir grubun kurulması konusunda fikir birliği içinde oldukları, oluşturulacak gruba etkin bir işbölümü içinde destek vereceklerini ifade ettikleri" vurgulanan iddianamede, şüpheli Çevik Bir'in, toplantıyı, "Bu tarihi bir toplantıdır. Aynı frekanstayız. Mutluyum. Ülke Cezayir ve İran olmayacak. Öncelikle hükümetin devamını önleyecek, demokratik müesseseleri devreye sokacak çalışmalar yapılmalıdır. Daimi teşkilatlanma zorundayız" ifadeleriyle özetlediği belirtildi.

Sanık Çetin Doğan'ın da toplantıda BÇG'nin kurulduğunu söylediği ifade edilen iddianamede, hükümeti cebir ve şiddet kullanmak suretiyle ıskat ve çalışamaz hale getirme suçunun sadece Genelkurmay karargahı ve bağlı birliklerde görevli general ve amirallerle sınırlı kalmadığı, Kuvvet Komutanlıklarında ve Jandarma Genel Komutanlığında görevli en üst rütbeli subayların da bu suça iştirak ettiği savunuldu. İddianamede, bu şekilde askeri müdahale sürecine TSK'nın tüm unsurlarının katılımının amaçlandığı kaydedildi.

-"Hükümeti ıskat etme iradelerini resmileştirdikleri..."

İddianamede, 10 Nisan 1997 tarihli "Batı Çalışma Grubu Oluşturulması" konulu emirdeki, "Daha evvel teşkil edilen kriz masası grubu, çalışmalarına aşağıdaki esaslara uygun olarak devam edecektir" ifadesine dikkati çekilerek, bundan BÇG resmi olarak kurulmadan önce benzer bir yapının aynı faaliyetleri "kriz masası grubu" adıyla yürüttüğünün anlaşıldığı aktarıldı.

İddianamede şunlar kaydedildi:

"Soruşturma sonucunda ulaşılan kanaate göre BÇG'nin 10 Nisan 1997 tarihinde kurulmasından önce de 'kriz masası grubu' adı altında faaliyete geçtiği, bu grubun 28 Şubat 1997 tarihli MGK kararlarının alınmasını sağladığı, anılan kararların oluşturduğu siyasi kaos ve basının kamuoyunu hükümete karşı yönlendirmesi sonucu BÇG'nin, hiçbir demokratik ülkede kabul edilemeyecek şekilde halkın oyları ile seçilmiş ve Meclis'ten güvenoyu almış hükümeti cebir ve şiddet kullanmak suretiyle ıskat etmek amacıyla emir yazılmasını sağlayıp, hükümeti ıskat etme iradelerini resmileştirdikleri anlaşılmıştır."

-"Hükümet ve topluma karşı gayri nizami harp..."

BÇG'nin çalışma şekline ilişkin bilgiler verilen iddianamede, grubun, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, Kuvvet Komutanları ve Jandarma Genel Komutanın bilgisi dahilinde Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Bir'e bağlı olarak çalıştığı ifade edildi.

Bir'in 6 Mayıs 1997 tarihli "Batı Harekat Konsepti" konulu emrinde "Hükümetin, hedefi İslam devleti kurmak olan irticai bir yapılanma olarak görüldüğü, hükümet ile ne şekilde mücadele edileceğinin genel esaslarının belirlendiği" kaydedilen iddianamede, oluşturulan rapor ve istihbarat ağı ile toplumun bütün kesimlerinin takibe alındığı, toplanan bilgilerin belirli bir sistematik içinde BÇG tarafından arşivlendiği, böylece TSK'nın hiyerarşik yapısından bağımsız istihbarat havuzu oluşturulduğu iddia edildi.

Bir imzalı 27 Mayıs 1997 tarihli "Batı Eylem Planı" başlıklı belgede de Anayasa ve kanunlarda TSK'nın görev ve yetkileri içinde bulunmayan pek çok yasadışı faaliyetin yapılmasının planlandığı belirtilen iddianamede şunlar yer aldı:

"Batı Eylem Planında belirlenen bazı faaliyetlerde Özel Kuvvetler Komutanlığı ile Psikolojik Harekat Dairesi Başkanlığının icra makamı olarak belirlenmesi karşısında TSK'nın gayri nizami harp unsurlarının barış zamanında Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile toplumu oluşturan tüm bireylere karşı kullanılmasının planlandığı anlaşılmaktadır.

Batı Eylem Planında sıkça vurgulanan, kamuoyunun yönlendirilmesi amacıyla soruşturma konusu yapılan dönemde yazılı ve görsel basında sıkça kullanılan Fadime Şahin, Ali Kalkancı ve Müslüm Gündüz olaylarının da psikolojik harp unsurları olarak kullanılması planlanmış ve süreçte söz konusu unsurların kullanıldığı belirlenmiştir."

Planı doğrultusunda icra edilen "irticayla mücadele" konulu brifinglerin kamuoyunu yönlendirme faaliyetlerinden biri olduğu kaydedilen iddianamede, "9 Nisan 1997 tarihinde yapılmaya başlanan bu brifingler başta TSK personeli, askeri hakim ve savcılar, yüksek mahkeme üyeleri ve basın mensupları olmak üzere pek çok kişiye verilmiştir. Bu brifinglerde Refahyol Hükümeti 'irticai faaliyetlerin odağı' olarak gösterilmiş, brifingler TSK'nın, kanunlara uygun olarak ülkeyi yönetmekle görevlendirilmiş Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı gövde gösterisi haline dönüştürülmüştür" değerlendirmesinde bulunuldu.


Günün Önemli Haberleri