İhsanoğlu’nun Atatürk’e bakışı!

Abone ol

Tarihçi Sinan Meydan İhsanoğlu'nun Atatürk ve devrimlerine bakışını yazdı.

Yaklaşık 15 yıldır Atatürk üzerine çalışmalar yapan tarihçi Sinan Meydan, odatv'ye yazdığı yazıda Ekmeleddin İhsanoğlu'nun Atatürk'e ve Cumhuriyet'e bakışını yazdı. 

Ekmeleddin İhsanoğlu'nun 7'sinden 70'şine kadar İslam Birliği hayaline inanan bir osmanlıcı olduğunu anlatan Sinan Meydan İhsanoğlu'nun 71'inden sonra aniden Atatürkçü gösterilmesini eleştirerek, insan 70'inden sonra değişmez dedi.

İhsanoğlu'nun kitaplarından Atatürk ve Cumhuriyet'e bakışını anlatan Meydan'a göre İhsanoğlu kitaplarında Atatürk'ten sadece bir kere söz etmiş. Orada da Atatürk'ün hilafetçiliğinden bahsetmiş.

Yazısında İhsanoğlu'nu aday gösteren muhalefet partilerini de eleştiren Meydan, "İhsanoğlu'nu aday gösterenlerin Tayyip'ten kurtulmak istediklerinden emin değilim" dedi.

İşte Sinan Meydan'ın yazısı...


YANIT ASLINDA BELLİDİR

“Cumhuriyet Devrimi’ni eleştiren İhsanoğlu, Atatürk’e nasıl bakıyor?” sorusunun yanıtı aslında bellidir! Ancak ben yine de kendi yazıp söylediklerinden İhsanoğlu’nun Atatürk’e bakışını anlatmayı deneyeceğim:

Aslında iki Ekmeleddin İhsanoğlu var!

Birincisi: 7’sinden 70’ine kadarki İslamcı-Osmanlıcı İhsanoğlu: Bu ihsanoğlu baba Mehmet İhsan Efendi’nin rahle-i tedrisinden geçmiş, El-Ezher-Ekseter ekseninde yetişmiş, İslam ve Osmanlı bilim tarihi araştırmalarına kendini adamış, İslam birliği hayaline inan, Osmanlıcı bir İhsanoğlu!

İkincisi: 71’inde aniden değişip zoraki “Atatürkçü” olan İhsanoğlu: Bu İhsanoğlu, CHP-MHP çatı adayı olduktan sonra özellikle CHP tabanından gelen “Atatürkçü değil” eleştirilerini göğüslemek için siyaseten “Atatürkçü görünmek” zorunda kalan İhsanoğlu!

“İnsan yedisinde ne ise yetmişinde de odur” diyen atalarımız, “İnsan yetmiş birinde değişir?” de dememiş hani!

ATATÜRK’TEN BİR KERE SÖZ ETMİŞ

Gerçekten de Ekmeleddin İhsanoğlu, CHP-MHP ortak cumhurbaşkanı adayı oluncaya kadar verdiği demeçlerde ve yazdığı kitaplarda Atatürk’ten neredeyse hiç söz etmemiş! Örneğin, özellikle “Beni tanımak için bakın” dediği “Yeni Yüzyılda İslam Dünyası” adlı 413 sayfalık kitabında Atatürk’ün adı, “Mustafa Kemal” olarak sadece bir yerde bir kere geçiyor.[1] Orada da Atatürk’ün “askeri dehasından” ve “üstün liderlik özelliklerinden” falan değil güya Atatürk’ün “Hilafetçiliğinden” söz ediyor. Bir önceki yazımda ayrıntılarıyla anlattığım gibi İhsanoğlu, burada kendi Hilafetçi düşüncelerine meşruiyet kazandırabilmek için Nutuk’u çarpıtıp Atatürk’ü Hilafetçi ilan ediyor.

ATATÜRK'Ü KİTAP YAZARKEN UNUTMUŞ 

İhsanoğlu, cumhurbaşkanı adayı olduktan sonra verdiği her demecinde “Tarihi bir kişilik!” diye “yüceltmeye” çalıştığı Atatürk’ü, 413 sayfalık kitabını yazarken adeta unutmuş gibi! Kitabında dünden bugüne Halifeliği, İslam birliğini, İslam dünyasının sorunlarını ve çözüm yollarını anlatırken bir kere bile Atatürk aklına gelmemiş! Çünkü İhsanoğlu’nun fikir ikliminde 70 yıl boyunca Atatürk’ün pek bir yeri olmamış. Bu nedenle İhsanoğlu, önce İslam dünyasındaki ilk antiemperyalist mücadeleyi veren, Haçlı emperyalizmini Anadolu yaylasına gömen, sonra Müslümanların uzun yıllardır unuttukları (akıl+bilim=muasırlaşma) denklemini yeniden hayata geçirip tam bağımsız ve çağdaş bir ülke kuran, bu başarılarından dolayı bütün bir İslam dünyasının takdirini kazanan; Selahattin Eyyübi’yle, Şeyh Ahmet Sünüsi’yle yan yana resmedilen, Hindistan’dan Suriye’ye camilerde adına hutbeler okunan, “İslamın Son Savaşçısı” diye adına şiirler yazılan Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’yla ve Cumhuriyet Devrimi’yle bütün sömürülen, geri kalmış mazlum/Müslüman milletlere bağımsızlık ve çağdaşlık modeli olduğu gerçeğini görmezden gelmiştir. Bütün bir İslam dünyasının belli bir dönem Atatürk Türkiye’sini “model” ülke olarak gördüğünü bilmezden gelmiştir. Daha da önemlisi İhsanoğlu, bugün bir taraftan kan, ateş ve gözyaşı içinde kalan, diğer taraftan mezhep çatışmalarına sahne olan, terör yuvasına dönen ve daha da kötüsü hurafelerin/akılsızlığın bataklığına yuvarlanan İslam dünyasının tek kurtuluş yolunun, Atatürk’ün emperyalizme karşı “tam bağımsızlık”, geri kalmışlığa karşı “çağdaşlaşma” formülü olduğunun farkında değildir!

ZORAKİ ATATÜRKÇÜ

“Modern Türkiye ve Osmanlı Mirası” adlı makalesinin ve “Yeni Yüzyılda İslam Dünyası” adlı kitabının satır aralarında Atatürk’ten söz etmeksizin Cumhuriyet Devrimi’ni eleştiren İhsanoğlu, çatı adayı olduktan sonra hakkındaki “Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı” iddialarının artması üzerine Cumhuriyet gazetesinden Utku Çakırözere verdiği röportajda[2] Atatürk karşıtı olmadığını söylemek istemiş, ancak -bana soracak olursanız- başaramamıştır!

İhsanoğlu, “Atatürk karşıtı olmadığının” kanıtlamak için “Türkiye Cumhuriyeti kurumlarında, hatta adında bizzat Atatürk yazılı kurullarda üstlendiğim görevlere baksınlar…” diyor. Ben de baktım. Baktım ve bakın en gördüm:

İhsanoğlu’nun görevler üstlendiği -adında Atatürk yazan- o kurum “Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu (AKDTYK)”dur. İhsanoğlu, o kurumun asil üyeliğini yapmış… Peki ama bu kuruma üye olması İhsanoğlu’nu gerçekten Atatürkçü yapar mı?

Her şeyden önce bu kurum (AKDTYK), Atatürk’ün kurduğu Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu’nun özerkliğinin -Atatürk’ün vasiyetine aykırı olarak- yok edilip devlete bağlanmalarıyla oluşan bir 12 Eylül kurumudur. 12 Eylül’ün “Kenanist Kemalistleri” Amerikancı-İslamcı ideolojiye uygun bir Atatürk kurgulamak için 2876 sayılı kanunla 17.8.1983’te bu kalabalık isimli AKDTYK’nu kurmuştur. Öyle ki, geçtiğimiz yıl Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bir Atatürk karşıtı olan Mümtazer Türköne’yi bile bu kuruma atamıştır. AKDTYK, bugün Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı Necip Fazıl’ın adına ödül dağıtan, Kurtuluş Savaşı’nın işbirlikçi padişahı Vahdettin’i anmak için sempozyum düzenleyen bir kurumdur[3]. “Adında Atatürk olan” bu kuruma üye olduğu için İhsanoğlu’na Atatürkçü diyecek kadar saf değiliz doğrusu!

Cumhurbaşkanı adayı olduktan sonra, “Atatürk’ü, Cumhuriyet realitesini ve kazanımlarını inkâr etmek tamamen yanlıştır. “ diyen İhsanoğlu, daha önce yazdığı kitabında/makalesinde Atatürk Devrimlerinden bazılarını alabildiğince eleştirdiğini unutmuş gibidir!

İhsanoğlu, “Fransa için Napolyon, ABD için George Washington neyse Türkiye için de Atatürk odur.”diyor. Ancak Atatürk’ü, Washington ve Napolyon ile karşılaştırıp “Atatürk de onlar gibidir!” demek, ya Atatürk’ü bilmemek ya da bilip de bilmezden gelmektir! Çünkü ne Napolyon ne de Washington yarı bağımlı, geri kalmış, savaş yorgunu dağılan bir imparatorluktan önce bir kurtuluş savaşı, sonra bir uygarlık savaşıyla bağımsız ve çağdaş bir devlet kurmuştur. Bunu başaran sadece Atatürk’tür. Bu nedenle, Atatürk’ün Türkiye için taşıdığı anlam ve önem, Napolyon’un Fransa için, Washington’un Amerika için taşıdığı anlam önemden çok ama çok fazladır.

NE REDDELİM NE KUTSAYALIM 

İhsanoğlu Atatürk’e bakışını, “Ne reddedelim ne kutsayalım!” diye özetliyor. “Türkiye’de Atatürk meselesi gündeme geldiğinde yapılan şu: Bir kesim onu yargılıyor ve tamamen reddediyor. Bir kesim ise yarı Tanrı misali kutsuyor. Ne kutsamalı ne de reddetmeliyiz. Türkiye’nin bu tartışmaları çoktan aşmış olması lazım. Cumhuriyet’in 100. yılında tarihimizi objektif ve rasyonel olarak ele alabilmeliyiz.”

Bu yaklaşım tarzı ilk bakışta “makul, dengeli” bir yaklaşım olarak görülebilir. Ancak gerçek hiç de böyle değildir. İhsanoğlu’nun, “Bir kesim onu yargılıyor ve tamamen reddediyor. Bir kesim ise yarı Tanrı misali kutsuyor.” cümlesi, “örtülü Atatürk karşıtlığının” en güzel yoludur. İhsanoğlu’nun dediği gibi “bir kesimin onu yargılayıp tamamen reddettiği” doğru, ancak başka bir kesimin “yarı Tanrı misali onu kutsadığı” kocaman bir masal! Bu ülkede hiçbir zaman hiç kimse Atatürk’ü “yarı Tanrı misali” kutsamamıştır. Örneğin hiç kimse Atatürk heykellerinin önüne geçip onlara tapınmamış, hiç kimse Anıtkabir’i türbe olarak görüp, çaput bağlamamış, Atatürk’ten yardım dilenmemiştir. Bu ülkede Anıtkabir’e çaput bağlayan, Anıtkabir’e gidip “çocuğunun sınav kazanması için” Atatürk’ün ölüsünden yardım dilenen tek bir Allah’ın kulunu görmedik, ama türbelere, yatırlara gidip çaput bağlayıp ölülerden yardım dilenenleri; türbeleri, yatırları “yarı Tanrı misali kutsayanları” çok gördük… Gerçek şu ki, bu ülkeyi önce “kurtaran” sonra yeniden “kuran” Atatürk’e gereken saygıyı göstermenin ötesinde “Yarı Tanrı misali” onu kutsayan –aklı başında- bir Allah’ın kulu bile yoktur. “Tek yol gösterici akıl ve bilimdir” diyen, “Ölülerden medet ummak medeni bir heyeti içtimaiye için şindir” diyen Atatürk’ü “yarı Tanrı misali kutsayan” varsa o zaten Atatürk’ü hiç anlamamış demektir. 12 Eylül’ün “Kenanist Kemalistleri”nin çabalarıyla ortaya çıkan heykel-gardırop Atatürkçüleri bile Atatürk’ü “yarı Tanrı misali” kutsamamıştır. Üstelik Atatürk, kendini “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” olarak gören ve “yarı Tanrı misali kutsallık” atfedilen sultan/halife “şirk düzenini”, Saltanat Putunu yıkmıştır. Saltanat Putunu yıkan adamı/Atatürk’ü putlaştırmak abesle iştigaldir ve – 1930’larda birkaç aşırı yazardan başka- bu hiçbir zaman olmamıştır.

Bu ülkede “Atatürk’ü kutsamaktan” değil, kendi çirkinliklerini, yanlışlıklarını “Atatürk” adının arkasına gizlemekten, “Atatürk istismarından” söz edilebilir.

İhsanoğlu’nun seslendirdiği, “Atatürk’ün yarı Tanrı misali kutsandığı” iddiası Atatürk’e saldırmak isteyen Atatürk karşıtlarının yarattığı bir algıdır. Bu algı üzerinden bu ülkede yıllardır “örtülü Atatürk düşmanlığı” yapılmaktadır.

İhsanoğlu’nun,“Cumhuriyet’in 100. yılında tarihimizi objektif ve rasyonel olarak ele alabilmeliyiz” cümlesi ise 2023’te Cumhuriyeti tasfiye etmeyi planlayanların sıkça kurduğu “Tarihimizle yüzleşelim!” cümlesini çağrıştırıyor. Bildiğiniz gibi bu cümleyi kuranlar eksik, yanlış bilgilerle sadece Cumhuriyet tarihinin Atatürklü ve İnönülü yıllarıyla yüzleşebiliyor. Cumhuriyet’in kuruluşundan öncesi ve sonrası söz konusu olduğunda ne “yüzleşmeden” ne “objektiflikten” ne de “rasyonaliteden” söz eden yok…

KEMALİST OLMAK ZORDUR

Yüzüncü yıl 2023’te Türkiye Cumhuriyeti’nin iki temel önceliği olacaktır: Bunlardan biri laiklik, diğeri tam bağımsızlıktır. Sorulması gereken soru şudur: “İhsanoğlu, Türkiye’nin bu iki önceliğinden hangisine ne kadar sahip çıkabilir?”

ABD ve Suudi Arabistan etkisinde bir “kukla” örgütün/İKT genel sekreterliğini yapmış, Osmanlı hayranı, Cumhuriyet Devrimi’ne atadan dededen karşı, laikliği yeterince içselleştirememiş İhsanoğlu’nun önceliğinin “laiklik” ve “tam bağımsızlık” değil “Ilımlı İslam” ve “Yeni Osmanlıcılık” olduğu açıktır.

“Ne? O zaman Tayyip’e mi oy verelim? Tayyip mi tam bağımsızlığı laikliği savunacak?” diyenleri duyar gibiyim? Bu soruyu bana değil “bu İhsanoğlu”nu aday gösterenlere sorun lütfen!

Meseleyi “Tayyip’ten kurtulmaya” indirgemek de meseleyi anlamamaktır! Mesele bir kişiden/Tayyip’ten kurtulmak değildir; mesele 65 yıllık Karşı Devrim’den, bir zihniyetten kurtulmaktır. Ayrıca İhsanoğlu’nu aday gösterenlerin “Tayyip’ten kurtulmak istediklerine” de şüpheliyim!

Bir de “Tayyip’ten kurtulacağız” diye İhsanoğlu’na sarılanlar bana, Kurtuluş Savaşı başlarında “Yunan işgalinden kurtulmak için İngiliz veya Amerikan mandasına girelim!” diyen mandacıları hatırlatıyor! Dahası Yunan işgali karşısında ne yapacağını şaşıran ve Yunan işgalinden kurtulmak için İngilizlere sarılan Vahdettin’i çağrıştırıyor! Ancak Atatürk’ü Atatürk yapan hem Yunan işgaline hem de her türlü mandaya başkaldırmasıdır. O, sonunda “tam bağımsızlık” olmayan her türlü “ehven-i şer kurtuluş çaresine” hayır demiştir. “İyi de nasıl kurtulacağız? Paramız yok, silahımız yok, ordumuz yok! Sen deli misin?” diyenlere verdiği yanıt çok kısadır: “Bulunur!” Nitekim Anadolu’ya geçmiş, Kuvayı Milleye-Müdafaa-i Hukuk örgütlenmeleri çerçevesinde verdiği olağanüstü mücadeleyle “tam bağımsızlığı” gerçekleştirmiştir. Bizim Atatürk’ten öğrendiğimiz, koşullar ne kadar kötü görünürse görünsün, “ehven-i şer kurtuluş çarelerine” hayır deyip kendi kurtuluş seçeneğini/ kendi kurtuluş çaresini yaratmaktır. Bu nedenle Kemalist olmak, Kemalistçe düşünmek zordur. Atatürk rozeti takmakla, Anıtkabir ziyaretiyle, sarı saçlım mavi gözlüm türküsüne duygulanmakla Kemalist olunmaz!

Günün Önemli Haberleri