George Bush'u giydiren Türk!

Abone ol

Türkiye'nin en büyük hazır giyim üreticisi Sarar'ın sahibi Cemalettin Sarar'ın başarı öyküsü sizi büyüleyecek.

Tarih 19 Nisan 1944...

Eskişehirli terzi Abdurrahman Sarar mutluluktan havalara uçacak kadar keyifli...

Çünkü...

O gün ilk defa "baba" oldu...
Allah'ım o nasıl yüce ve yüceltici bir duyguydu öyle...
O nasıl bir mutluluktu...
O nasıl da kibirsiz bir gurur kaynağıydı...
Sadece "baba" olmakla da kalmıyordu o gün Terzi Abdurrahman...

Aynı gün Eskişehir Odun Pazarı semtindeki 13 Metrekarelik "Terzi Dükkânı"nın, "Hazır Elbiseci Abdurrahman Sarar" olan adının Eskişehir Ticaret Odası'na kayıt işlemlerini de bitiriyordu...

Ve oğlu Cemâlettin'in doğduğu gün, "Eskişehirli bir Tüccar Terzi" olarak yepyeni bir ticari hayata başlıyordu...

Derken...

O "Hazır Giyimci" dükkânı hemen her gün küçük bir delikanlıyı ağırlıyordu...
Cemâlettin'i...
Küçük Cemâlettin annesinin evde pişirdiği yemekleri sefer tası ile babasının dükkânına taşıyordu...
Odun Pazarı'ndaki o küçücük dükkânına giderken bazen Eskişehir valisi Arif Özgen geçiyordu yanından, bütün forsuyla...

Ve...

Otomobilinin arka koltuğuna oturmuş her şeye hükmeden tavrıyla...

Valiyi gördükçe hayalinde birden büyüyor ve "vali" oluyordu Cemâlettin...

Sonra da o keyifle başlıyordu koşmaya elinde sefer tasıyla...

Sanki koşarsa bir an önce büyüyecek ve vali olacakmış gibi...

Ve karar veriyordu:

Okuyacak ve büyüdüğünde vali olacaktı...

Ve...

Yıllar yılları kovalıyordu...

Cemâlettin'e iki erkek kardeş geliyor bu arada...

Ve "Hazır Giyimci" dükkânına gidip gelmeler daha da sıklaşıyor...

İşi öğreniyor Cemâlettin ...

Ve seviyor da...

Bazen İstanbul'a gidip mal alıyor...

Piyasayı öğreniyor...

En önemlisi "Pazarlık" yapmayı ve başarılı bir tüccarın temel ilkesini öğreniyor:

"Para, mal satın alırken kazanılır"...

Çünkü bir malı satabileceğiniz fiyatın üst sınırı belli...

Önemli olan satın alırken en alt sınırı yakalayabilmek...

Ve işte o sırrı öğreniyor Cemâlettin Sarar...

Ve...

Artık "vali" olmayı ne düşünüyor, ne düşlüyor...

O, babasının hazır giyim işini çok büyütecek...

O işin sanayicisi olacak...

Dünyaca ünlü bir marka haline gelecek...

Sloganı bile daha yıllar öncesinden hazır:

"Sarar Bir Dünya Markası"

Rhonda Byrne, "Secret" isimli çoksatar kitabının 47. sayfasında, Lisa Nichols'ün ağzından şunları yazar:

"İlk adım istemektir. Evren'e komut verin ne istediğinizi bilmesini sağlayın; düşüncelerinize cevap verecektir."

Cemâlettin Sarar evrene komut vermişti...

"Sarar'ın Bir Dünya Markası olmasını istiyorum..."

Ve oldu...

Burada yine biraz ara verip bir tespitimi söyleyeyim...

Dikkat ettim...

Dünya ekonomisi ve üretim tüketim ilişkilerindeki radikal değişimi, gelişimi erken öngören kişi veya aile firmaları diğer rakiplerinden önce "bir adım", sonra da metrelerce önde götürmüşler yarışı...

Sona yaklaşırken arkalarına baktıklarında statükocu, gelenekçi, "babamın yaptığı işten vazgeçmem arkadaş"ımcılar hep gerilerde kalmış...

Veya atadan kalma gayrimenkulleri kat karşılığı vererek ya da satarak günümüze kadar gelebilmişler...

Ama...

Kendilerinden sonraki nesillere bırakacakları bir şey de kalmamış...

Tabii bu arada rantiyelik sürecinde çoluk çocuğa iyi eğitim verdirenler ise "varlıklı bir iş insanı ana-babası" olamamışlar ama "başarılı bir bürokrat" ya da "profesyonel" ebeveyni olmuşlar...

Cemâlettin Sarar öngörüsü yüksek olanlardan...

Ağaca baktığında dalları ve yaprakları değil; o dallardan ve yapraklardan görünmeyen gökyüzünü gören bir öngörü sahibi hem de...

Ve işte o yüzdendir ki baba Abdurrahman Sarar'ın 13 metrekarelik terzi dükkânında (baba sarar dâhil) 3 kişi ile başlayan yolculuk bugün 5.000 kişinin çalıştığı Küresel ekonominin giyim sektöründeki önemli bir aktörlüğüne sıçradı...

Ve...

Tanınan bir marka olmanın, ya da "Bir Dünya Markası" olmanın onuruyla birlikte yurt dışında "Korsanların" kâr kapısı oldu...

Çünkü bilhassa Çinli emek ve değer hırsızları, ucuz emek ve kumaş harcayıp üzerine "Sarar" marka etiketini de basıp "korsan" üreticilik yaptı uzun süre...

Elbette o ürünleri Türkiye'ye sokamadılar ama Sarar'ın çok tutulduğu bazı Avrupa pazarlarına bir ara girmeyi başardılar...

Sarar yönetimi bu korsan belâsı ile epey uğraştıktan sonra önünü alabildi gibi...

"Gibi" diyorum çünkü küresel markaların korsan sorunu her zaman olacaktır...

Bana sorarsanız, bir Türk sanayicisinin markasının "korsan" üretimi, bir yazarımızın romanlarının "korsan" yayıncıların "gelir kapısı" haline gelmesi gibi "onur verici" ama sadece biz Türkler için...

Oyun yazarı ve üretici firma için ise çok büyük "Pazar ve haliyle gelir kaybı"...

Çünkü markayı üretenin kazanması gereken geliri, o markanın değerinden, kalitesinden istifade ederek bir takım yasadışı kişiler çalıyorlar...

Neyse...

En azından şimdilik Sarar, korsan sorununu çözmüş görünüyor...

Çünkü korsan önlendikçe ciro daha da artıyor aynen son yıllarda olduğu gibi...

Bu arada unutmadan söyleyeyim...

ABD'nin Obama'dan önceki başkanı George Bush'un üzerinde gördüğünüz elbiseler de SARAR'dı...

Ve bizzat kendi SARAR'dan giyinmeyi istiyordu...

Çünkü SARAR'ın kalıplarını çok beğeniyordu...

Ne diyordum?..

Baba Abdurrahman Sarar'ın 13 Metrekarelik terzi dükkânından başlayan yolculuk bütün haşmetiyle devam ediyor...

Bugün, Eskişehir Organize Sanayi Bölgesinde 90.000 metre kare araziye kurulu 3 fabrika ile Eskişehir – Kütahya yolu üzerinde kurulu 55 bin metre kare alana kurulu Sarar Basma – Boyama – Ev Tekstili Fabrikaları ve İstanbul Bomonti'deki Sarar Hazır Giyim Fabrika ile bir "Giyim Devi" haline geldi Sarar...

Henüz yol bitmiş değil...

Sadece yeni bir istasyona geldiler...

Yolculuğun hedefine şu andaki Sarar kardeşlerin torunlarının, torunlarının torunları ve daha ilerisi karar verecekler...

Sarar Giyim Fabrikalarını ilk kez 2004 yılı Mart ayının son haftasında gezdim...

Yedi yıl önce...

Eskişehir Organize sanayideki 3 fabrikanın yanında yer alan "makine üreten makineler bölümü" çok dikkatimi çekmiş ve beni heyecanlandırmıştı...

Yani...

Sarar, bilgisayarlı otomatik kesme makinelerini, bilgisayarlı buhar ütü tesislerini hep fabrika içindeki o "mini fabrika" da üretiyordu.

Avrupa'dan 2 milyon Dolardan aşağı fiyata satın alınamayacak bilgisayarlı kesme tesisi 250 bin dolara mal edilmişti...

Aynı şey "ütü tesisi" için de geçerliydi...

Eveeet...

Bu kadar genel bilgiden sonra geleyim "Özel Bilgi"ye...

"Özel Bilgi" dediğim de "Cemâlettin Sarar"...

Yani üç kardeşin yaşça en büyüğü...

Sanayiciliğe giden yoldaki "ilk kaptan" deyin, "ilk pilot" deyin, "ilk makinist" deyin; ne derseniz deyin ama "düşüm peşime diyen" lider O...

Kardeşler de ağabeylerinin hem yardımcıları, hem sağ ve sol kolları hem de en yakın takipçileri...

2005 – 2009 yılları arasında Eskişehir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanlığı da yapan Cemâlettin Sarar; fabrika arazisinin içindeki mütevazı bir evde yaşıyor eşiyle birlikte...

Fabrikalardaki işi sabah saat yedide başlıyor...

Çalışanları o karşılıyor her sabah sürekli gülümseyen gözleriyle ve "Günaydın" diyerek...

"Değerleriniz nedir?" diye sorarsanız alacağınız cevap hazır:

"Kalite, Çözümcülük, Dürüstlük, Güvenirlik, Eğitim, Esneklik, İnsana Saygı, Müşteri odaklılık, Sorumluluk, Sürekli Gelişim, Yaratıcılık, Yarışmacı Olma ve Takım Çalışması..."

Ve...

Siz, Sarar Şirketler Grubu Onursal Başkanı Cemalettin Sarar'la ilgili bu yazdıklarımı okurken büyük ihtimalle O, görevini kardeşi Celaleddin Sarar'ın oğlu Ali Emre Sarar'a devretmiş olacak...

Kendisi ise "Grubun Onursal Başkanı" olarak yine her sabah işine gidip gelecek...
Demek ki "başarılı olabilmenin bir diğer koşulu da gerektiğinde makamdan vazgeçebilmek"miş...

Darısı, başarılı olmak isteyen herkesin başına...
Ve tabii SARAR Giyim'in yeni ve genç CEO'su Ali Emre Sarar'a başarı dileklerimle...

Aslı Saygıner

Günün Önemli Haberleri