Ey Türkiye! Abdelli'ye vefa borcunu öde!

Abone ol

Türk Edebiyatı’ndan ve düşünce dünyasından onlarca eseri Arapça'ya yaptığı çevirilerle tanıdığımız Abdulkadir Abdelli’yi hayata gözlerini yumdu.

Türkiye’de ikamet eden Suriyeli gazeteci-yazar Adnan Abdurrezzak Türkiye’ye büyük hizmetleri olan bu şahsiyeti yazdı.

Ey Türkiye, Abdelli’ye Vefa Borcunu Ödeme Sırası Sende!

2 Mart’ta bir sabah aramızdan ayrılan değerli büyüğümüzden bahsedeceğim bugün. Çevirmen, ressam ve yazar Abdulkadir Abdelli’den (1957-2017) bahsedeceğim. Üç aydır kanser ile mücadele ediyordu. İstanbul ve Adana’da kendi imkânlarıyla tedavi oldu. Lakin ecel saati gelip çattı. Arkasında Türkçeden Arapçaya yaptığı seksen kitaptan fazla eser bıraktı. Türk Edebiyat’ından birçok roman, öykü, dizi film ve sinema filmini Arapçaya aktardı. Ayrıca Türkiye gündemini takip eden birçok Suriyeli aydın ve basın mensubu için pusula işlevini gördü.

Abdelli, İdlib’de doğup büyüdü. Ciddi ve verimli bir yazar olarak tanındı. 1979’da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Akademisi’nden (Mimar Sinan Üniversitesi) lisans ve yüksek lisans derecesi aldı. 1985 de Türk edebiyatından çeviriler yapmaya başladı. 1989 Aziz Nesin’in “Zübük” adlı romanını çevirdi. Yine Aziz Nesin’in öykülerini Arapça'ya aktararak adını duyurdu.


Bundan sonra akıcı tercümelerine devam etti. Soldan olsun sağdan olsun Türkiye edebiyatını temsil eden herkesten çeviriler yaptı. Kendi tecrübesini çeşitli edebiyat ve tiyatro romanı ve araştırmaya dayalı tarih kitapları ile zenginleştirip özelleştirdi. Yeteneği ile bazı Türk yazarlar tarafından tercih edilir oldu. Öyle ki büyük yazarlar romanlarının tercümesini sadece Abdelli’ye teklif ediyorlardı.

Nobel Ödüllü Orhan Pamuk’u Arapçaya çevirmeye “Benim Adım Kırmızı” ile başladı. Bu romanın çevirisini Pamuk’a ait altı roman takip etti. Ayrıca Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Fakir Baykurt’un bazı eserlerini çevirdi. Öte yandan Haldun Taner’in “Keşanlı Ali Destanı”nı Arapçaya kazandırdı. Ayrıca Türk edebiyatından seçme öykülerin de çevirisini gerçekleştirdi.

Abdelli güçlü kalemiyle Suriye devriminin her zaman yanında durdu ve halkının isteklerini savundu. Türkiye’yi ise hep ikinci memleketi olarak gördü, hatta kalbinde İstanbul Şam ile yarışıyordu.

2012’de Türkiye ile Suriye arasında kurduğu o muhteşem tercüme köprüsünü devam ettirmek için Türkiye’ye geldi. Türkiye’nin sadece tarihini ve edebiyatını, kültürünü Araplara nakletmedi, ekonomi ve siyaset alanında da Türk ve Arap halklarını birbirleriyle tanıştırdı. Uluslararası alanda Türkiye’nin tezlerini destekleyici yazılar yazdı.

Değerli Abdelli Türk kültürünü Araplara hoş gelecek bir tatta sundu. Arap siyasetçilerin ve milliyetçilerinin bıraktığı olumsuz Türkiye ve Osmanlı imajını ve birçok tarihsel hataları düzeltmeye çalıştı. İki taraf arasında bağ kurmak için öyle metinler seçiyordu ki bazı Türklerin Araplar hakkındaki yanlış fikirde olduklarını gizlemeden Araplara Türk kültürünü yansıtıyordu. Ancak hastalık iki millet arasında edebi ve sosyal bağ kurmaya çalışan bu çınarı aramızdan aldı.

Uluslararası ve bölgesel sorunlara karşı Türkiye’nin izlediği siyasi tutumu açıklamak için son üç yıldır yazdığı makaleler ve tercümeleriyle büyük bir çaba gösterdi. Tabii kırk senedir geliştirdiği tecrübeleriyle okuyucularına rehber oldu. 

Ankara’da Gazi Üniversitesi’nde eğitim görevlisi olarak da çalışan Abdelli’nin ardından bıraktığı sayısız eserler ve Türkiye adına yaptığı çalışmalardan sonra, temennimiz odur ki Türkiye Cumhuriyeti’nin bu büyük ilim adamına bir vefa borcu olarak adını yaşatır ve ailesini unutmaz.

Üzülerek söylemeliyim ki yazarın cenaze merasimi Türkiye toprağında olmasına rağmen Türk kardeşlerimizin katılımı yok denecek kadar azdı. Sadece Gazi Üniversitesi’nden arkadaşı öğretim üyesi Mehmet Hakkı Suçin ile şair ve sanatçı arkadaşı Süreyya Filiz vardı. Siyasi camiadan ve eğitim kurumlarından herhangi resmi bir katılım olmaması acımızı boğazımıza düğümledi.

Türk kültürüne büyük faydaları olmuş Abdelli’nin bütün Suriyelilerden daha fazla barınma ve vatandaşlığı hak ettiğini düşünüyorum. Sanırım Türk kanunlarına göre Türkiye’de beş yıl yaşadığı için bu hakkı yürürlüğe koymak zor olmasa gerek. Kendisine vatandaşlık verilmiş olsaydı tedavi sürecinde ağır mali külfetlere katlanmaz, insanlardan hastalığı için yardım talebinde bulunmak zorunda kalmazdı.

Şimdi böyle bir engin şahsiyet vefat ettikten sonra ailesine Türkiye tarafından vatandaşlık verilmesi bir borç değil midir? Üniversite düzeyinde eğitimlerini sürdüren dört çocuk bırakmış olan Usta’nın evlatlarının, babalarının bıraktıkları mirası taşıyabilmeleri için önlerindeki engelleri kaldırmak gerekmez mi?

Günün Önemli Haberleri