Eski İstihbarat Daire Başkanı Orakoğlu'ndan Perinçek'e 28 Şubat sorusu! Neyi amaçlıyorsun

Abone ol

Eski İstihbarat Daire Başkanı ve Yeni Şafak gazetesi yazarı Bülent Orakoğlu, 28 Şubat iddiaları nedeniyle Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'e köşesinden tepki gösterdi. Orakoğlu, '28 Şubat’ta cuntanın FETÖ’yü ve Çiller’i hedef aldığı yalanıyla kamuoyunu yanıltan Perinçek ve diğer gazeteciler neyi amaçlıyor' diye sordu.

Orakoğlu, Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in, "28 Şubat’ta Erbakan hedef alınmadı FETÖ ve Çiller hedef alındı. Bunun ispatı o koskoca Atasagun’un imzası bulunan MİT raporudur" açıklamasına yönelik, "28 Şubat’ta cuntanın FETÖ’yü ve Çiller’i hedef aldığı yalanıyla kamuoyunu yanıltan Perinçek ve diğer gazeteciler neyi amaçlıyor?" dedi.

'Sanki ülkeyi düşmandan kurtarmış kahramanlar var'

Orakoğlu, "Karşımızda milyonlarca insanı mağdur etmiş, Türkiye’ye ekonomik olarak diz çöktürmüş, ülkemizi kamplara bölmüş, MGSB ve MASK belgelerinde PKK terör tehdidini alt sıralara indirerek Türk milletinin milli ve manevi değerlerini ve inançlarını birinci tehdit olarak üst sıraya çıkarmış, ordunun hiyerarşisini bozan cuntacılar değil de sanki ülkeyi düşmandan kurtarmış kahramanlar var." görüşünü savundu. 

Orakoğlu, "28 Şubat’ta cuntanın FETÖ’yü ve Çiller’i hedef aldığı yalanını dillendirerek kamuoyunu yanıltan Perinçek ve diğer gazeteciler cuntanın psikolojik harp söylemlerini dillendirerek neyi amaçlamaktadırlar? İyi niyetli olmadıkları açık." ifadesini kullandı. 

İşte Orakoğlu'nun dikkat çeken o yazısı;

Karşımızda milyonlarca insanı mağdur etmiş, Türkiye’ye ekonomik olarak diz çöktürmüş, ülkemizi kamplara bölmüş, MGSB ve MASK belgelerinde PKK terör tehdidini alt sıralara indirerek Türk milletinin milli ve manevi değerlerini ve inançlarını birinci tehdit olarak üst sıraya çıkarmış, ordunun hiyerarşisini bozan CUNTA’cılar değil de sanki ülkeyi düşmandan kurtarmış kahramanlar var. 28 Şubat Davası’nın Ankara 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldüğü ilk süreçte haklarında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenen sanıkların neredeyse tamamına adli kontrol şartı ve yurt dışına çıkış yasağı konularak tahliye edilmeleri kamuoyunda tepki ile karşılanmış mahkeme heyeti hakkında güvensizlik oluşmuştu. Sayıları birkaç yüzü bulan sanık yakınları tarafından tutukluların mahkeme salonuna getirilişlerinde mahkeme ile diyaloglarında kendilerine alkışlarla tezahürat yapılıyor, müşteki avukatları alenen tehdit ediliyordu.

Mahkemeye ve salona sanıklar ve sanık yakınları tamamen hakim olmuşlardı. Sanıklar mahkemede emir komuta zinciri içinde hareket ediyorlardı. Öyle ki sanıklar lehinde olabilecek bazı gerçekler duruşmalarda ağız birliği etmişçesine hiçbir sanık tarafından dile getirilmiyor, duruşmalarda ve medyaya yapılan açıklamalarda bireysel hareket edilmiyordu. Örneğin darbe sürecinde Demirel’in darbecilerle işbirliğinden rolünden hiç söz edilmiyordu. Tüm sanıklar derin yapı ile ilişkili üst düzey yetkililerce beraat edeceklerine inandırılmışlardı sanırım.

Özel Yetkili Mahkemelerin kapatılması sonrasında dava Ankara 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’ne verilmişti. Mahkeme uzun duruşmalar sonrasında 28 Şubat’ın küresel bir darbe olduğu tespiti ile aralarında Genelkurmay Başkanı, Kuvvet Komutanlarının olduğu 21 üst düzey askere darbe suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası vermişti. Dava süreci istinaf mahkemelerinde sürerken Doğu Perinçek başta olmak üzere bazı gazeteciler mahkemenin verdiği karara karşı eleştiri sınırlarını aşan bazı iddiaları çeşitli televizyon programlarında ve köşelerinde dile getirmeye devam ediyorlar. Öncelikle 28 Şubat davası sanıklarının psikolojik harekat ve harp uzmanı olmaları nedeniyle savunmada ürettikleri argümanlar davanın tanığı olan dönemin önemli siyasi aktörlerini etki altında bırakmıştı. Örneğin ‘’28 Şubat darbe değildir, Erbakan ölmeseydi bu dava açılmazdı, 28 Şubat Erbakan’ı değil Çiller-FETÖ işbirliğini hedef aldı” gibi asparagas psikolojik harp söylemleri karşısında, 28 Şubat davasına tanık olarak çağrılan dönemin önemli siyasi aktörleri Çiller ve rahmeti Hasan Celal Güzel haricindekilerin tümü, 28 Şubat darbecilerinden davacı olmamışlardı. 28 Şubat davası dönemin önemli siyasi aktörlerince kendi kaderlerine terk edildiği için FETÖ bu fırsatı kaçırmamış 28 Şubat’ı da sulandırarak darbecilerin yargılanmaları ve ceza almalarını engellemeye çalışmıştı. Başbakanlık Teftiş ve Devlet Denetleme Kurullarının, sivil ayaklarla ilgili yaptığı araştırma ve soruşturmalarda ’’paralel yargı organlarının 28 Şubat Medya’sının darbeci aktörleriyle Gezi ve 17/25 Aralık’ta ittifak halinde oldukları için 28 Şubat’ta sivil ayakların(darbecilerin)yargılanamadığı” tespiti bu açıdan önemli sanırım.

Orakoğlu'nun yazısının tamamı için tıklayın...

Günün Önemli Haberleri