'Erdoğan Zillullah-ı fi'l-alem sanıyor!'

Abone ol

HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen bugün düzenlediği basın toplantısında bir seçim hükümetinde HDP'li bakanların yer alması ihtimaline ilişkin değerlendirmelere tepki gösterdi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ayhan Bilgen, kendilerine ulaşan bilgilere göre AKP 'nin amacının Meclis'te HDP'nin olmadığı bir seçim hükümeti kurmak olduğunu söyledi.

Bilgen, "Muhtemelen Pazartesi günü MHP görüşmesi ile birlikte başka bir takvim işliyor şu anda. Bize ulaşan bilgilere göre ayın 21’inde Meclis’i olağanüstü çağırıp, MHP’nin yandan çarklı desteğini bir şekilde sağlayıp HDP’siz bir hükümet formülü bulabilirlerse, bu takdirde Türkiye ’yi adı ne olursa olsun HDP’nin dışlandığı bir hükümetle, HDP’nin yok sayıldığı bir hükümetle seçime götürmeyi başaracaklar, bunu deneyecekler" dedi. Bilgen, "Eğer koalisyon kurulursa ya da bir azınlık hükümeti kurulursa, ya da AKP temsilcilerinin ifade ettiği gibi 18 tane MHP milletvekili o gün hasta olur, yurt dışında bulunur ve Meclis’e gelmezlerse, HDP’siz bir süreç seçime kadar planlanmış, organize edilmiş olacak" diye ekledi.

Halkların Demokratik Partisi Sözcüsü Ayhan Bilgen, HDP Genel Merkezi’nde bir basın toplantısı düzenledi. “Kaybettiğimiz süre ve insanlarımız ve geldiğimiz noktaya bakın ki bir başbakan 35 gün içerisinde sadece keşif çalışmaları yapmayı başardı" diyen Bilgen, "Ve aslında galiba savaş üstü seçim stratejisine sadece zaman kazandırmış oldu. Biz başından beri bu sürecin bir sivil darbe süreci olduğunu ifade ettik, bir saray darbesi ile karşı karşıya olduğumuzu söyledik. Ve bugün de yeniden bir kez daha siyasete dönüş çağrısı yapıyoruz. Geriye kalan süreyi de heba etmeden bu ülkeye büyük bir haksızlık, bize oy veren seçmenlerin iradesine saygının gereği olarak hem sorunların siyasal zeminde çözülmesi, barış ve demokratik kurallara, geleneğe dönüş çağrısı yapıyoruz” dedi.

KİMİN SIRÇA KÖŞKTE OTURDUĞUNU HERKES BİLİYOR

Cumhurbaşkanının son birkaç gündür sözlerini özellikle hatırlatma ihtiyacı duyduğunu ifade eden Bilgen, “Çünkü eğer mekan ve zaman algısını kaybetmemişse sayın cumhurbaşkanı, hâlâ kendisini garip gurabanın temsilcisi, fakir fukaranın savunucusu görmüyorsa ve bulunduğu mekanın farkındaysa, oturduğu yerin farkındaysa, söz başlarken HDP’ye hakaret etmeden önce ‘sırça köşklerinde oturanlar’ cümlesini kurarken herhalde şaka yapıyor olmalı. Çünkü kimin sırça köşkte oturduğunu, HDP’lilerin de nerede yaşadığını kendisi de gayet iyi biliyor. Bu ülke de net biçimde biliyor” şeklinde konuştu.

MUHTARLARDAN İSTİHBARAT İSTEMEK VATAN CEPHESİ KURMAYA BENZİYOR

Bilgen, muhtarlardan istihbarat isteyen Erdoğan’ı şu sözlerle eleştirdi: “Son muhtarlar toplantısı, daha önce de defalarca şahit olduğumuz gibi ne yazık ki bize çok kötü şeyler hatırlatıyor. Muhtarları ihbarcı, ispiyoncu pozisyonuna taşımaya çalışan bu söylem tıpkı çok partili hayata yeni geçtiğimiz dönemdeki Vatan Cephesi kurmak ve bu Vatan Cephesi’ne dahil olan isimleri radyodan okutmak gibi bir şey. Kimin düşman olduğunu, kimin hain olduğunu, kimin hangi mezhepten olduğunu, hangi etnik kökenden olduğunu tespit görevi muhtarların değildir. Ülke güvenliğinin sorunları da bu görevi demokrasiye insan haklarına uygun yapmakla mükelleftirler.”

UTANMADAN BARIŞ İSTEMEYE DEVAM EDECEĞİZ

Ayhan Bilgen, ardından da Erdoğan’ın HDP için söylediği, “utanmadan barış istiyorlar” açıklamasına cevap verdi: “Yine sayın cumhurbaşkanı ‘utanmadan barış istiyorlar’ cümlesini kullanmış. Evet, barış hiç utanmadan ve ısrarla istenecek bir şey. Ama galiba utanması gerekenler barış isteyenler değil. Utanması gerekenler her gün 3-5 çocuğumuzu kaybederken, Meclis’in tatile girmesini tercih eden ve bir komisyonun kurulmasını bile bu ülkeye çok görenlerdir. Biz utanmadan bıkmadan usanmadan barış istemeye devam edeceğiz.”

ERDOĞAN KENDİSİNİ ZİLLULLAH-I Fİ'L-ALEM SANIYOR

HDP Sözcüsü, sözlerini şöyle sürdürdü: “Arkasında Allah’ın olduğunu iddia eden bir cumhurbaşkanımız var. Ve başkanlığı HDP sengelleyerek Türkiye Cumhuriyeti’nin 2023 vizyonunun engellenmesine katkı sunduğu için de HDP’nin neredeyse ülkeye ihanet ettiğini düşünen bir Cumhurbaşkanı var. Demek ki başkanlık sistemi Allah’ın emri. Dolayısıyla Sayın Cumhurbaşkanı da Zillullah-ı fi’l-alem sanıyor kendini. Zillulah’ı fi'l-arzeyn sanıyor kendini. Yani arzın ve Allah’ın alemdeki gölgesi sanıyor. Hata yapmaz günah işlemez mutlaka en doğruyu kendisi bilir, eleştirilemez ve karşı çıkılamaz bir pozisyonda görüyor kendi. Bu durumda bizim seçim işleriyle hükümet kurma prosedürleri ile uğraşmamıza gerek yok. Geriye kalan süreyi bence Sayın Cumhurbaşkanı pusulaları şimdiden bastırsın. Çünkü etrafında çok güvenebileceği kimse de kalmadı. Korumaları ajan çıktı, en yakınındaki insanlar hain çıktılar. Otursun eline mührü de alsın pusulalara bir bir bassın. Hem kendisi bassın hem kendisi saysın. Çünkü sayılırken de hile olmaması sağlamanın başka bir teminatı yok. Ne zaman kendisi kazandığına inanırsa o zaman ülkenin de yeniden seçim yapmasına ihtiyaç kalmayacaktır herhalde.”

DAVUTOĞLU SADECE KEŞİF YAPMAKLA GÖREVLENDİRİLDİ

Koalisyon çalışmaları konusunda Başbakan Ahmet Davutoğlu’nu eleştiren Bilgen, “Sayın başbakanın konumu da hükümet kurma yetkisiyle görevlendirilmiş bir pozisyon değil, sadece keşif yapma görevi verilmiş bir pozisyondur. Dolayısıyla hükümeti kurma yetkisi olmadığı gibi görevi iade yetkisinin de olmadığını geldiğimiz noktada çok net biçimde görüyoruz. Oysa Türkiye’deki teamüller, dünyadaki koalisyon kuruluş süreçlerinin örnekleri, en azından Cumhurbaşkanının ifadelerinde karşılık bulduğu gibi, siyasi ahlakın gereği ‘bu işi ben yapamadım olmuyor’ deyip görevi iade etmek yönünde tezahür etmeliydi. Ama oyuncağını bir kere kaptırınca bir daha alamayacağını düşünen bir çocuk pozisyonunda Sayın Davutoğlu. Görevi iade edersem bir daha bu koltuğa oturamam kaygısı endişesi taşıyor" diye kaydetti.

AMAÇLARI HDP'SİZ BİR HÜKÜMET KURMAK

Bilgen, ardından Meclis’te kurulması muhtemel hükümetle ilgili şu iddiada bulundu: "Muhtemelen Pazartesi günü MHP görüşmesi ile birlikte başka bir takvim işliyor şu anda. Bize ulaşan bilgilere göre 21’inde Meclis’i olağanüstü çağırıp, eğer MHP’nin yandan çarklı desteğini bir şekilde sağlayıp HDP’siz bir hükümet formülü bulabilirlerse, bu takdirde Türkiye’yi adı ne olursa olsun HDP’nin dışlandığı bir hükümetle, HDP’nin yok sayıldığı bir hükümetle seçime götürmeyi başaracaklar, bunu deneyecekler. Bunun anayasaya uygunluğu, yasal zemini, siyasi teamüldeki yeri ile ilgili hiçbir inandırıcı işaret yok. Çok somut bir durum ile karşı karşıyayız. Eğer koalisyon kurulursa ya da bir azınlık hükümeti kurulursa, ya da AKP temsilcilerinin ifade ttiği gibi 18 tane MHP milletvekili o gün hasta olur, yurt dışında bulunur ve Meclis’e gelmezlerse, HDP’siz bir süreç seçime kadar planlanmış, organize edilmiş olacak. Hani karakolda doğru söyleyip, mahkemede şaşan pozisyonuna MHP devam ederse o takdirde bu aritmetik gerçekleşmiş olacak, bu planlama sonuçlanmış olacak. Bizim plaka gibi bir derdimiz yok. Ama nasıl seçimlerde 7 Haziran’da bir tek oyumuzun bile heder olmaması için gerekli duyarlığı gösterdiysek, bize verilen oyların hem Parlamento’da temsili hem de siyasal karar süreçlerinde etkin biçimde karşılığını bulma noktasında da üzerimize düşeni kararlılıkla yerine getireceğiz. Önümüzdeki günler tümüyle HDP’nin dışlanması, HDP’nin yok sayılması, HDP’li seçmenin başka bir muameleye maruz bırakılmasının seyriyle geçecek. Bütün oyun bütün hesaplar ve sanki devletin güvenliği ülkenin bölünmezliği HDP’nin 4 bakan alıp almamasına bağlıymış gibi, HDP’nin dört ismin 40-50 gün bakanlık görevi yapıp yapmamasına bağlıymış gibi bir hava oluşturuluyor. Eğer bu ülkenin güvenliği devletin bütünlüğü buraya kalmışsa zaten oturup düşünmeleri gerekiyor. Bugün aslında önümüzdeki bir haftayı bir hülleli evlilik arayışı ile geçiren bir siyasi irade ile karşı karşıyayız. İktidarın daimi ve büyük ortağı olarak, asıl ortağı olarak Cumhurbaşkanının rol oynadığı bir hükümete razı edilecek bir partner aranıyor. Yani bir sahte evlilik yapma arayışı var. Sonunda nasıl olsa iktidarı o kullanacak. Gerçek egemen gerçek güç kendisi. Dolayısıyla bu hülleli evlilik arayışında bir başka partner bulunacak mı onu da önümüzdeki günlerde görmüş olacağız. Koyun can derdinde kasap yağ derdinde pozisyonudur Türkiye’nin içine düşürüldüğü durum. Ve bütün hesaplar bütün arayışlar da HDP’nin seçimde bu oynanan oyuna tepki olarak daha büyük bir oy patlaması gerçekleştirerek sandıktan çıkmasını engellemeye dönüktür.”

MUHAMMED DE İMAM HATİPLİYDİ, BELKİ BİRİLERİ İÇİN ANLAM İFADE EDER

Ayhan Bilgen, açıklamasında ayrıca Ağrı’da hayatını kaybeden 15 yaşındaki Muhammed’e de değindi: “Bütün bu ayak oyunları içerisinde entrikalar ne yazık ki geçtiğimiz hafta içerisinde 4 tane infaz var. Bu infazlardan elbette biz, kimlik etnik köken mezhep ayrıştırması için söylemiyoruz ama belki bazıları önemser diye söylüyorum. 15 yaşındaki Muhammed İmam Hatip Lisesi öğrencisi. Mısır için gösterilen duyarlılığın hiç olmazsa bizim ülkemizde 15 yaşında infaz edilen bir çocuğun okuduğu okul da hiç olmazsa çocuk olması insan olması bir değer ifade etmiyorsa belki okuduğu okul birileri için bir anlam ifade eder. Ağrı valisinin çok özel yetkili ve yetenekli olduğunu seçimlerden beri görüyoruz, izliyoruz. Çok özel konumundan kaynaklı inisiyatif kullandığını biliyoruz. Ama mağdurlarının durumuna sessiz kalmak ve infaz edilenlerle ilgili hiçbir tepki koymamak da galiba Türkiye’deki bazı çevreler açısından ciddi bir utanç vesilesi.”

Bilgen’in son eleştirisi ise Cemevi’nde gerçekleştirilen şehit cenazesine devletin katılmaması oldu: “Bir başka utanç vesilesi de hala hayatını kaybeden asker de olsa cenazesi Cemevi’nde yapılacağı zaman devletin ona tören yapma gereği duymaması. Cemevi’nde yapılan törenlere devlet temsilcilerinin katılmamasıdır. Bizim için ne infaz edilen gencin İmam Hatipli olması, ne ölen askerin Alevi olması hiçbir şey ifade etmiyor. Ama sadece bu ayrımcılığa bu can yakıcı incitici dışlamaya dikkat çekmek için vurgulama ihtiyacı hissettim.”

REJİM DEĞİŞİRSE YENİ BİR CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ GEREKİR

Ardından gazetecilerin sorularını cevaplayan Ayhan Bilgen’e Erdoğan’ın “rejim değişmiştir” şeklindeki açıklaması soruldu. HDP Sözcüsü, şöyle konuştu: “Rejim değişikliği kavramının ne anlama gelip gelmediğini umarım sayın cumhurbaşkanı da bilerek söylüyordur. Eğer burada kastı bir yönetim modeli değişikliğiyse, rejim ve yönetim modeli farklı şeylerdir ama, kastettiği buysa, yani işte bir fiili durum var, şimdi bu fiili duruma uygun hukuk yapacağız cümleleri ise kastettiğiniz şey, o zaman başka tartışmalar başlar. Çünkü bu cumhurbaşkanı bu anayasanın tarifi üzerine seçildi. Aldığı oylar bugünkü Anayasa üzerinden aldığı oylardır. O zaman yeniden bir cumhurbaşkanlığı seçimi gerekir. Çünkü kendisini bu anayasa ile sınırlı görmeyen, bu anayasayı aşan yetkiler kullanma hakkını kendinde gören bir Cumhurbaşkanının her şeyi tartışmalı hale gelir. Biz ortada bir tane anayasa olduğunu biliyoruz. Ve bu Anayasa’da da Cumhurbaşkanının sorumsuz devam ettiğini biliyoruz. Sembolik yetkilerini kullanırken de bütün toplumun uzlaştığı yetkileri sadece kullanabileceğinin farkında olması gerektiğini hatırlatıyoruz.”

Günün Önemli Haberleri