Dünyayı, 20’nci yüzyıl artığı bu "moruklar" batıracak

Ertuğrul Özkök Sozozkok@gmail.com

Gördüğünüz bu karikatür, Amerika Birleşik Devletleri’nin en ünlü düşünce dergilerinden biri olan New Yorker’da yayınlandı.

Onun için “New York’un kültürel hayatının dergisi” de denilebilir.

Uzun format gazeteciliğinin önemli kurumlarından biridir.

Dergi 2 Ekim tarihli son sayısını bu kapakla çıktı…

Gördüğümüz şu:

Yaş ortalaması “70 Plus” olan siyasetçiler, ellerinde yürüme aygıtları ile yarışıyor…

Dünyanın hâlâ 1 numaralı süper gücünün gelecek yılki başkanlık yarışı işte bu tablodaki 80’lik yaşlı adaylar arasında geçecek.

Bu tesadüf olamaz, üç ayrı önemli medyada aynı başlık

Bir hafta içinde Atlantik’in iki yanından üç önemli yayın kuruluşu bu konuyu manşetine taşıdı.

(*) New Yorker’la aynı günlerde Fransa’nın merkez sağdaki en ünlü gazetesi Figaro da, “Amerikan Gerontokrasisi” başlığını attı.

(*) Hafta sonunun üçüncü ve son başlığı, dünyanın en önemli iki önemli ekonomi gazetesinden biri sayılan  Financial Times’dan geldi:  “Yaşlıların Savaşı”

Bir adım daha ileri gidip sordu, demokrasiyi moruklar mı bitirecek?

Ama FT bir adım daha ileri giderek başlığında şu soruyu da sordu:

“Gerontokrasi demokrasiye en büyük tehdit mi…”

Gerontokrasi… Yani “yaşlılar”, yani “moruklar” yönetimi…”

Türkçe'ye “Morutokrasi” diye de çevirebilirsiniz…

Yeni nesil genç bir sendikacıyı çıkarabilen Amerika, ne yazık ki, siyasetinin geleceğini 70, hatta 80 yaş üstü muhteris siyasetçilerin eline bıraktı.

Dünya demokrasisini 70 pluslar kemiriyor

Bu sadece Amerika için değil, dünyanın geri kalan birçok ülkesi için de geçerli.

Çin’in giderek despotlaşan lideri Şi Ping 70 yaşında…

Rusya’nın giderek despotlaşan lideri Putin 70 yaşında…

Hindistan giderek despotlaşan lideri Modi 73 yaşında…

Düşünebiliyor musunuz, dünyanın kaderini belirleyen “G 20” neredeyse bu insanların elindi. Hepsi de 20’nci Yüzyıl’da doğmuş popülist otoriter siyasetçiler.

DNA’larını 20’nci yüzyıldan taşıdılar

Ortak özellikleri hepsi muhteris mi muhteris.

Oturdukları koltuklardan kalkmak istemiyorlar.

Hepsi sırtlarını 20’nci yüzyılın ilk yarısından kalkmış sakil bir popülizme dayamışlar.

Hepsi aydınlara düşman.

Hepsi yalanlar ve korku üzerinde oturuyorlar.

Hepsi karşı düşünceye karşı tahammülsüz.

Hepsi ya demode bir ideolojiye ya fanatikleştirilmiş bir dini istismar ediyor.

Hepsi demokrasiye düşman.

Galiba artık umut 20’nci yüzyılda Franco sonrası İspanya örneği

Hepsi karşılarındaki muhalefeti ezmiş durumdalar.

Galiba 21’inci yüzyılda demokrasilerin ölümü işte bu 20’nci yüzyıl kaçkını 70 Plus popülist diktatörlerin elinden olacak.

Ve ne yazık ki demokrasilerin tekrar rayına oturması ihtimali giderek zayıflıyor.

Galiba umut da bir zamanlar İspanya’ diktatörden sonra gelen “Post Franco” modelinde…

İspanya bunu çok güzel başarmış, 36 yıllık Franco zulmünden sonra, bunun üzerine belki de dünyanın en güçlü ve temsili demokrasilerinden birini kurmuştu.

Çin için hiçbir umudum yok ama ABD ve Hindistan gibi bugün popülizmin girdabına kapılmış ülkelerin buradan bir tür “Post Franco” modeliyle çıkacağına inanıyorum.

Avrupa’da ise bunun umudu hala canlı...

22 Eylül günü Paris-Kopenhag uçağının genç business yolcusu
22 Eylül günü Paris’ten kalkıp Kopenhag’a giden Air France uçağının business sınıfında genç bir yolcu vardı.

Kabin görevlisi elindeki yemek tepsisini uzattığında nazikçe “yemek istemiyorum” dedi ve ekledi:

“Sadece bir kadeh kırmızı şarap alabilirim…”

Çocuk yüzlü bir eğitim bakanı

Bu genç adamın adı Gabriel Attal…

Yaşı 34 ama “Baby Face’i”(Bebek yüzü) nedeniyle lise mezunu bir genç gibi duruyor.

Bu çocuk Fransa’nın yeni Eğitim Bakanı…

Ve şu sıralar Fransa’da bir “Attal-manya” yaşanıyor.

Çünkü son dönemini geçiren Macron’un yerine en güçlü başkan odayı olarak görenler var.

Ancak çok genç bir eğitim bakanı öğrencileri anlayabilir

O da Macron gibi Sosyalist Parti geçmişinden geliyor ama bugün Macronist olarak tanınıyor.

Öğrencilerle çok iyi ilişki kuruyor.

Bir anmamda iyi bir eğitim bakanı olmak, öğrencileri anlamak için de onlara yakın bir yaşta olmak gerekir demeye getiriyor.

Amerika ve dünyanın geri kalan bölümünde Gerontokrasi, benim biraz da dalga geçerek bulduğum “Moruktokrasi” koltuğuna yapışmış diktatörlüğün sınırındaki yöneticilerle bütün dünyaya, sonu felaketle bitecek bir Amok koşusu yaptırırken…

Böyle genç umut örnekleri var.

Ama Morutokrasinin “Eski püskü tüfekleri” izin verir mi…

Göreceğiz.

Son söz: Obama kaç yaşında bıraktı, Macron kaç yaşında bırakacak?

Küçük bir hatırlatma yapayım.

Macron 40 yaşında başkan seçildi… Bugün 45 yaşında.

2027’de başkanlık koltuğundan ayrılırken 50 yaşında olacak.

Obama ABD Başkanlık koltuğuna seçildiğinde 47, oturduğunda  48 yaşındaydı.

Ayrıldığında 56 yaşındaydı.

Her ikisi de ülkelerindeki “Aynı kişi iki kereden fazla başkan seçilemez” kuralı gereği o koltuktan ayrıldılar.

Ne yazık ki böyle kurallar 21’inci Yüzyılın despot “Morutokratlarına” işlemiyor.

Putin kendini hayat boyu o koltukta bırakacak düzenlemeyi bile yaptı.