Dindar olan biri Atatürkü sevemez

Abone ol

Mustafa Kemal, Müslüman bireyi, kendini Allah"tan izinsiz, Allah"ın Halifesi ilân eden kötü niyetli bir kişinin her zaman çıkabileceği öngörüsüyle

ADNAN BERK OKAN

 

A & G'nin sahibi araştırmacı Adil Gür, Neşe Düzel'le yaptığı sohbette, araştırma sonuçlarının analizini de yapmış...

Her iki kişiden birinin (yüzde 50) "Ben Atatürkçüyüm" dediğine dikkat çeken Gür şöyle devam ediyor tespitlerine: "Atatürkçülükten sonra ikinci ortak payda olarak milliyetçilik geliyor. Her yüz kişiden 44,6'sı 'Milliyetçiyim' diyor. Üçüncü payda ise 'laiklik" oluyor. Her yüz kişiden 34,8'i 'ben laikim' diyor. Her yüz kişiden 29,3'ü de 'Ben dindarım' diyor. Buradan da görülüyor ki Türkiye söylenenlerin aksine dindarlaşmıyor, muhafazakârlaşıyor."

 

                                 ***

 

Bu vesileyle yaklaşık 90 yıldır süren bir yanlış algılamaya değinmek istiyorum izninizle…

“Dindar olmak, Atatürk’ü sevmeye engeldir… Atatürk’ü sevenler, dindar olamazlar”…

“Dindar olan biri Atatürk’ü sevemez” yanlışlığını anlatayım önce…

 

                                ***

 

Bu görüşte olan kimi İslâmi kanaat önderleri, Atatürk’ün halifeliği kaldırışını ve Kuran’ı Türkçeye çevirtişini bir türlü hazmedemiyorlar…

Mademki Mustafa Kemal halifeliği kaldırıp attı, o halde “kötü bir Müslüman’dır”

Bunu iddia edenler, müritlerinden tarihi bir gerçeği saklamaktadırlar…

Çünkü İslâmiyet, “kulun kula kulluk etmesini yasaklayan” bir kurumdur…

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) için bile diğer insanlardan farklı olmadığına dair ayetler indiren Allah, halifeliği bir tek kişiye değil, bütün kullarına verdiğini de yine Kuran’da anlatmaktadır.

Allah, Kuran’ın Bakara Suresi 3. Ayetinde bakın nasıl buyurmaktadır:

“ Hani, Rabbin meleklere, ‘Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım’ demişti. Onlar, ‘Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamd ederek daima seni tespih ve takdis ediyoruz.’ demişler, Allah da, ‘Ben sizin bilmediğinizi bilirim’ demişti.”

 

                                 ***

 

Yüce Allah’ın Ayet’inde  “bir halife” dediği “insan”dır…

Yani Adem Aleyhisselâm’dır…

Bu ayet de göstermektedir ki Allah’ın halifesi peygamberler değil, bütün insanlardır...

Çünkü insanların cansız bedenlerine kendi nefesinden üfleyerek onları canlı, akıllı ve kendinden bir parça kılmıştır…

 

                                 ***

                         

“Peki, Sultan Yavuz halifeliği neden Osmanlılara getirdi o zaman?” diye soranlar olabilir…

Padişahın halifeliği Abbasilerin elinden alışı, Müslüman toplulukları, gerçek Kuran dinini terk eden Abbasi halifesinin buyruğundan kurtarmak, özgürleştirebilmek içindi…

Özünde, Mustafa Kemal’in halifeliği kaldırmasıyla, Yavuz Selim’in halifeliği Osmanlı’ya getirmesi aynı amacı taşımaktadır…

Hayır…

Saçmalamıyorum…

Bakınız…

 

 

                                 ***

 

Hıristiyanlık 21. yüzyılda bile kulun kula kulluk edişini yasaklayamamaktadır…

Vatikan olsun, Ekümenik Ortodoks piskoposluğu olsun hep, Hıristiyanları kendilerine bağımlı hissettirme amacı gütmektedir…

Eğer bugün “Halifelik Kurumu” halen etkinliğini sürdürüyor olsaydı; başta Türkler olmak üzere birçok ülkede yaşayan milyonlarca Müslüman bugünkü kadar özgür olamazlardı…

Mustafa Kemal, Müslüman bireyi, kendini “Allah’tan izinsiz, Allah’ın Halifesi” ilân eden kötü niyetli bir kişinin her zaman çıkabileceği öngörüsüyle Hilafeti kaldırarak Müslüman Bireyi ve toplumları özgürleştirdi…

Sadece Türkler değil, özgürlüğü hak ettiklerine inanan bütün Müslümanlar tarafından büyük bir sevgi ve saygı ile anılmayı hak etmektedir…

 

                                 ***

 

Peki ya Kuran’ın Türkçeye çevrilmesi?..

Atatürk’ün Arapça bilmeyen Türk Müslümanlarına verdiği en büyük hediyedir…

“Oku” emri ile başlayan bir kutsal kitabı okuyamayan Müslüman, Allah’ın emirlerini nereden öğrenecekti?..

Töreleri, dinileştiren yobaz ve cahil din adamlarından mı?..

 

                                 ***

 

Şimdi de geleyim diğer yanılgıya…

“Atatürk’ü sevenler, dindar olamazlar” saçmalığına…

Aksine, Atatürk’ü en samimi duygularıyla sevenler, İslâm dinine de en güçlü sadakat duygusu (sadakat, teslimiyet değil) ile bakmayı bilmelidirler…

Atatürk’ü sevmek, dinle kavga etmeyi değil, dini sevmeyi, dine saygılı olmayı gerektirir...

Oysa kendilerinin “Atatürkçü” olduğunu söyleyerek, Atatürk’ün kesinlikle reddettiği bir sahiplenmeyi kendilerine “ışık” edinenler, mütedeyyin insanların sadece “Allah” için kullandıkları kimi sıfatları aldılar, Atatürk’ün adının önüne koydular…

Ondan söz ederken, Allah’ın adını anarmış gibi “Ulu” sıfatı eklediler…

“Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır ama cumhuriyet ilelebet payidar kalacaktır” deyişini unuttular…

İstiklâl Savaşı’nın din duygularının da olumlu etkisiyle kazanıldığını gözlerden saklayıp kendilerince, "teknik, dünyevi, bilimsel" bazı gerekçeler ürettiler...

Tabii ki Kurtuluş Savaşımızı gökten inen meleklerin yardımıyla kazanmadık ama; eğer İslâm dini, vatan için ölümleri "şehitlik" gibi "cennetlik" bir ödülle taltif etmeseydi, o inançlı Müslümanlar korkusuzca atlayabilirler miydi düşman ateşinin üstüne?...

Arkalarından gelen Mehmetçiklere yol açabilirler miydi?..

 

                                 ***

 

Çok derin bir konu…

Şöyle üç-beş paragrafta anlatılamayacak kadar hem de…

Ama ben dilimin döndüğü, klavyedeki harflerin yettiğince anlatmaya çalıştım…

 

Günün Önemli Haberleri