Devlet ne der, sosyoloji ne der!

Metroda kendimi içinde bulduğum çok kültürlü ve çok dilli ortam bir anda tüm bu düşünceleri tedai ettirdi ve gayri ihtiyari “Devlet ne der, sosyoloji ne der” sözleri döküldü tebessüm eden dudaklarım arasından…

Mustafa Sabri Beşer msbeser@internethaber.com

II. Murat Han, Şehzade Mehmed’in çocukluk yıllarında biraz yaramazlık yaptığı sırada Akşemseddin’in de yanlarında bulunduğu bir vakit, Şehzade Mehmed’e “Ne kadar yaramaz bir çocuksun, senden adam olmaz !” diye çıkışır.

Orada bulunan ve velayet sırrı ile kalp gözü açık olan Akşemseddin Hazretleri hafifçe gülümseyerek der ki; “Peder ne der, kader ne der!”

Geçtiğimiz günlerde yaşadığım bir olay, Akşemseddin Hazretlerinden mülhem olarak “Devlet ne der, sosyoloji ne der” düşüncelerinin zihnimden geçmesine neden oldu.

Metro ile yolculuk yaparken kendimi birden garip bir ortamın içerisinde buluverdim.

Yanımda oturan şahıs telefonla Arapça konuşurken, ayakta duran iki kişi Kürtçe sohbet ediyordu. Hemen bir ön koltukta oturan iki Afrikalı hangi dil olduğunu anlamadığım bir lisanda konuşuyorlardı. Biraz ilerden Çince olduğunu tahmin ettiğim bir lisanın kelimeleri kulaklarıma çarpıyordu.

Metroda bir anda yaşadığım bu garip durum aslında gündelik hayatımızın bir parçası oldu. Sokakta kısa süreli bir yürümenin ardından 3-5 lisan ile hemhal olmak artık rutin bir hayat parçası oldu.

Memleketimin sokaklarında, toplu taşıma araçlarında Japoncadan Arapçaya, Kürtçeden İngilizceye, Afrika lisanlarından Farsçaya varıncaya kadar onlarca konuşmaya şahit olmak işten bile değil. Tabi bu durumun tezahüründen dolayı fotoğrafı doğru okuyamayarak şikayetçi olanlarda yok değil.

Oysa daha çok değil 30 yıl öncesine kadar laik ve solun iktidar olduğu bu memlekette Kürtçe konuşmak yasaktı.

Meşhur bir olaydır. Seksen yaşındaki Kürt bir anne hapisteki oğlunu ziyarete gider. Kürtçeden başka lisan bilmeyen anne tam oğluna Kürtçe “Yavrum” diyecek olur hemen başında bir asker belirir.

“Kürtçe konuşmayın, yasak!” çıkışmasının ardından anne ve oğul birbirlerine tek kelime söyleyemeden hasret dolu bakışlar ve gözyaşları arasında veda ederler. Ederler etmesine ama annesinden bir kelime bile duyamayan oğul o kızgınlık ve öfkeyle hapisten çıktığında sözüm ona Kürt davasını güttüğünü söyleyen örgütün garnizon bölgesi olan dağların yolunu tutar.

Güzel memleketimde Türkçe dışında başka bir lisan duymadığımız, diğer lisanların yasak olduğu yıllar terörizmin en azgın zamanlarıydı.

Her gün şehit haberleri ana-babaların yüreğini dağlardı.

Ekonomi ise yerlerde sürünüyor, İMF’den borç üstüne borç alıyorduk.

Devletin vatandaşına “yassah hemşerim” muamelesi yaptığı yıllar ülkemizin en kasvetli yıllarıydı. Devlete düşman üretmeme maksatlı, devleti böldürmeme refleksli yasaklar tam tersine düşman üretiyor, devleti bölmek isteyen teröre can suyu oluyordu.

Oysa bugün onlarca lisanın rahatlıkla konuşulduğu memleketimde terör bitme noktasına geldi. Bir zamanlar kapısında dilencilik yaptığımız İMF’ye borçlarımızı ödediğimiz gibi biz onlara borç verecek duruma geldik.

Bölünme korkusunun yerini istikrarlı büyüme ve refah seviyesinin artışı aldı.

Bütün bu güzel gelişmelerin sonuçlarını verimli kullanabilmenin ve inşa edebilmenin sürekliliği gerekli olduğu gibi ‘bize dair’ göz ardı edilmemesi gereken zemininin de inşa edilmesi gerekir.

Sosyo-ekonomik olarak insanları doğru etkileme ve yönlendirme hususunda, şahsiyet ve kişilik oluşumuna yardımcı olan bu süreci yerinde kültürel hazırlıkları ile donatmak gerekir.

Kendi öz fikrini inşa edebilen ve öz kültür harmanında yoğrulmuş, inanç ve değerlerine sahip çıkabilen bir toplum; tarih, dil, aktüel ve bilim kültürü alanında kendini yenilemelidir.  

Metroda kendimi içinde bulduğum çok kültürlü ve çok dilli ortam bir anda tüm bu düşünceleri tedai ettirdi ve gayri ihtiyari “Devlet ne der, sosyoloji ne der” sözleri döküldü tebessüm eden dudaklarım arasından…

facebook.com/msbeser

twitter.com/msbeser

instagram.com/msbeser