'Cumhuriyetimiz'in 100. Yılına Büyük Toplumsal Barış Yakışır

Bu vakte kadar ne yaşandıysa yaşandı. Artık geçmiş kavgaları bir kenara bırakıp barışma vakti geldi.. Çözün yumruk yaptığınız ellerinizi de tokalaşalım.

Ersoy DEDE ersoydede@gmail.com

Helalleşmek..
Bu kavramın bizim kültürümüzdeki yeri apayrıdır.. İsterseniz onlarca ayet-hadis yazarım buraya bununla ilgili..  İsterseniz hikmetli yüzlerce söz..
Baba öğüdü, anne nasihati..
Bir vedadan kalan son mırıldanışlar..
Çok uzaklardan yazılan bir son mektup.. Ne derseniz artık..
Biz elbette haksızlığa karşı dimdik duran hesabını soran asla boyun eğmeyen ecdadın torunlarıyız.. Bu doğru..
Ama yine aynı tarihimiz büyük affedişler bağışlayışlarla da yüklüdür.. Bizde; “Aman diyene kılıç kalkmaz”…
**
Ne acı ki içinden geçmekte olduğumuz dönem yine bir büyük seçim öncesine denk geliyor.. Ve her seçim öncesi olduğu gibi yine meydanlarda siyasiler birbirlerine çok sert suçlamalarda bulunacak. Ve yine onların takipçileri liderlerinin gösterdiği istikamet doğrultusunda ev buluşmalarında kahvelerde parklarda anlamsız tartışmalara girecekler.. Kazananı olmayan saçma tartışmalar…
Senelerce televizyonda tartışma programı yönettim.
Daha kimsenin kimseyi herhangi bir şeye ikna edebildiğine tanık olmadım. Herkes hangi fikirle geldiyse programa çıkarken de aynı fikirlerini alıp gidiyordu..
İzleyenler de aynı..
Bizim ateşli tartışmalarımızı izleyip de dün sempatiyle baktığı bir politik figür hakkında bugün farklı düşünen kimse olmuyordu..
O halde neden bağırıp çağırıyoruz birbirimize?.. Neden üzüyoruz?..
Üç günlük dünya.. Kısacık ya.. O kadar kısa ki hiçbirimizin ömrü herhangi bir şeyin başlayıp da bittiğini görmeye yetmiyor..
Cenaze namazlarında neden ezan okunmaz biliyor musunuz?.. Çünkü; ezan ve kâmet dünyaya geldiğimiz gün ismimizle birlikte okundu kulağımıza.. Ezanımız okundu ama namazımız kılınmamıştı.. İşte cenazemizde kılınan namazın ezanı biz doğduğumuzda kulağımıza okunan o ezan…
Hayat işte tam da o kadar…  Bu kadar kısa bir yaşam için bu kavgaya değer mi?...
**
Değerli dostlar…
Cumhuriyetimizin 100. Yılında bize büyük toplumsal barış yakışır.. 
Bakın açık söyleyeyim.. Ben idareden beklemem.. Devletin bambaşka öncelikleri vardır.. Devletler duyguları olan aygıtlar değildir.. Onlar rasyonel mekanizmalardır.. Sevmezler, üzülmezler, kırılmazlar, acımazlar… Ama biz insanız.. Üzülürüz, düşünürüz, inciniriz..
Neyse yani devletten beklemem böyle büyük bir barış paketi..  Olsa ne güzel olur.. Açsak kollarımızı sarılsak birbirimize.. Ama dedim ya.. Bambaşka öncelikleri vardır devletin.. Bir şey diyemem..
Fakat biz bu kutuplaşmayı, ayrışmayı, ötekileşmeyi bir kenara bırakıp birbirimizle kucaklaşabiliriz.. Kimin hangi partiye oy verdiğinin hiç önemi yok. Sadece şunu bilmemiz gerekir..
O da o partiyi destekliyorsa bu memleketin daha iyi yönetilmesi hedefiyle ve amacıyla destekliyordur.. Bu ülkeyi daha ileriye o partinin ya da o adayın götüreceğine inanıyor.. Kimse bu son vatanımızın kötülüğünü istemiyor herhalde..
Bunu bir içselleştirsek aslında kavgalarımızın önemli bir bölümü son bulacak..
**
Geçmişte ne yaşanmış olursa olsun..
100. yılda hep birlikte elele bir Türkiye fotoğrafı vermek yakışmaz mı bize?.. Kimsenin kılık kıyafetinden dolayı aşağılanmadığı, tercihlerinden dolayı dışlanmadığı, etnik/dinî ya da mezhepsel ayrılıkların kavga nedeni olmadığı bir ülke mümkün.. Gelin herkes bulunduğu pozisyondan bir adım geri atsın…  Hepimiz geçmişte yaptığımız hatalarla yüzleşelim ve açıkça özür dileyelim.. Bize yakışan budur…