"Çatlak Sesler" müzikaline davetlisiniz

Selçuk Baymaz selcukbaymaz@internethaber.com

Perşembe akşamı Enver Aysever, “Aykırı Sorular” programında konuğu Ercan Karakaş’a “CHP’de birçok farklı sesler duyuluyor.  Partinin içinde ayrı ayrı CHP’ler mi var?” şeklinde bir soru yöneltti.

Başbakan’ın “BDP’li vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılması” ile ilgili düğmeye basması üzerine partide çıkan farklı sesler de “AK Parti’de çatlak mı var?” sorusunu gündeme getirdi.

Sanki anormal bir durummuş gibi politik gündemimizde sık sık böyle örnekler yaşanıyor. Ve"aykırı ses" söz konusu olduğunda ne yazıkki tuhaf karşılanıyor.

“Çatlak ses”, bizde ayrışma, kavga ve istikrarsızlık demektir. Anormal bir durumdur.

Normal olan ise;

Lider suntasıdır.

Her şeyin onun iki dudağı arasında olup-bitmesidir.

Tek bir kişinin karar verdiği, diğerlerinin itaat ettiği sistemdir.

En başarılı parti ise, tartışmanın olmadığı  “el ele gönül gönüle” mesajının verildiği partilerdir.

Ezcümle milletvekillerinin sadece ellerini havaya kaldırıp indiren bir mekanik robota dönüşmeleri,

Siyasetin tartışılıp, yeni politikaların üretilememesi,

Genç politikacıların siyasal partilerde yetişerek, iyi noktalara gelememeleri hep bu yüzden değil midir?

Öyleki; en aydın, entelektüel yazarların köşe yazılarında rastlayacağınız, ana akım medyanın TV programlarında duyacağınız bir nitelemedir “çatlak sesler” tabiri.

Medyanın büyük bir bölümü, böylesi bir olayla karşılaştıklarında buna "X partideki yeni fikirler, özgün görüşler, politik katkılar” demezler. İşlerin sarpa sardığınn bir işareti olarak görürler.

Bu nedenle, belki de tüm suç o “ otokratik liderler”de değil,

Farklı seslere ilişkin genel algıyı yıkamayan bizlerde ve medyadadır.

Bu yüzden seslerimiz hep çatlak, geleceğimiz ise daima “tek bir adama” emanettir.

Alevi Sorunu Tartışması

Kürtlerin hakları için savaşanlar,

Türbandan mustarip olanlar susuyor,

Mazlum kim varsa, sadece kendini savunuyor,

Kimsenin başkasının derdini umursadığı yok.

Yani herkesin “özgürlüğü” kendine…

Bu nedenle toplumda Alevilerin yaşadıklarını görebilen neredeyse yok.

Aleviler “resmi ideolojiyle” uyumludur, zaten kavga etmezler, ses çıkarmazlar  diye,

İyi halden ötürü cezalandırılıp “ötekileştiriliyorlar”.

Toplum içinde hala bir Alevi’nin  “ben Aleviyim” demesi,

Özgürce ibadet etmesi,

İnandığı değerleri, sistemli bir şekilde öğrenebilmesi meseledir.

Daha çok yeni Diyanet İşleri Başkanlığı, “Ortodoksluk, Protestanlık nasıl Hristiyanlığın bir koluysa, Alevilik de İslam içi bir oluşumdur, cemevi ibadethane olamaz” fetvasını verdi.

Bu yorum, “Eh ama bu mezheplerin kiliseleri var, öyleyse Alevilerin ibadethaneleri nerede?” diye yanıtlandı.

Ama nafile.

İşin kısası;

Kabul etmek gerekir ki; Aleviler, Türkiye’de Sünni – Hanefi devletin kontrol etmek istediği bir kesimdir.

Bunu anlamak için de, bu olaydan daha güzel bir bahane ve örnek olamaz sanırım.

Orhan Pamuk’u Kim Seviyor?

Kitapları çok satıyor, okunuyor, takip ediliyor, demeçleri olay oluyor…

Ama;

Liberali sevmiyor,

Sosyalist’i nefret ediyor,

Kemalist’i iğreniyor,

Milliyetçiler, satılmış diyor,

Muhafazakârlar, “ah o oryantalist’liğinin gözü kör olsun” diyor,

Edebiyat dünyası zaten “peehh o da kimmiş” havalarında,

İşçi – memur kendi derdinde zaten,

Esnaf her zamanki gibi kan ağlıyor, uğraşamaz onunla,

Ee peki, bu adamı kim

seviyor?

Nasıl oluyor da bu kadar gündem yaratıyor?