5 Ocak 2011 Basın Özeti

Abone ol

Demokrasinin teknokratların yönetimine başkaldırısı, Brezilya'da "hakikat komisyonları" kuruluyor, EMI ve Pink Floyd şarkı indirme konusunda anlaştılar...

Hemen hemen tüm İngiliz gazetelerinde geniş yer bulan uluslararası haberlerin başında, Pakistan'ın önde gelen politik figürlerinden, Pencap eyaleti valisi Salman Tasir'in öldürülmesi geliyor.

Times gazetesi'nin "Vali koruması tarafından, dine hakaret yasası yüzünden öldürüldü" başlıklı haberinde, Vali Tasir'in ülkedeki kökten dinci hareketlere yönelik eleştirileri sebebiyle hedef haline geldiğini söylenmiş.

Son olarak Pakistanlı bir Hristiyan'ın peygambere hakaret ettiği iddiasıyla ölüm cezasına çarptırılmasına karşı çıkan valinin, koruması tarafından bu sebeple öldürüldüğünün altı çizilmiş.

Cinayetin arkasında örgüt bağlantısı olup olmadığının henüz bilinmediğinin belirtildiği haberde, Tasir cinayetiyle ülkedeki dini gruplar arasındaki gerilimin artabileceğine dikkat çekilmiş.

Son olarak Tasir cinayetinin Pakistan'da, 2007 yılında Benazir Butto'nun öldürülmesinden bu yana yaşanan en büyük siyasi suikast olduğu hatırlatılmış.

"Hoşgörüyü savunan ender görülen bir siyasi"

Aynı habere, bir tam sayfa ve bir başyazı ayıran Independent gazetesi'nde Omar Waraich imzasıyla çıkan analiz yazısının başlığı: "Hoşgörüyü savunan ender görülen bir siyasi".

Dün öldürülen Pencap Valisi Salman Tasir'le bundan bir ay önceki görüşmesini anlatan Independet yazarı şöyle devam etmiş:

"Tasir bana "benim müslüman olup olmadığıma bu cahil mollalar nasıl karar verebilir ki" diye sormuştu, tam bir ay önce. Tasri, sözünü sakınmayan biriydi. Asia Bibi ölüm cezasına çarptırıldığında, onu ziyarete giden, ve affını isteyen ilk kişi Tasri'ydi. Ve bu hakkında çıkan fetvaları artırdı. Siyasetçi olarak da sıradışıydı. İşkenceden geçmiş olduğunundan şiddete kökten karşıydı. 2009'da Pencap'taki bir hristiyan köyü aşırı dinci müslümanlarca yakıldığında, olay yerine ilk o gitmişti. Ve bana şöyle demişti: "şu an beni koruyan polisler burada olsalardı, bu köyü yakamazlardı." Ve onu koruması gereken polislerden biri, onu öldürdü... Şurası kesin: Tasir'in kaybına en çok üzülen, Pakistan'ın acı çeken azınlıkları olacaktır."

Brezilya'da hakikat komisyonları

The Daily Telegraph gazetesinin dünya sayfalarında yer alan bir haber, Brezilya'da kurulacak "hakikat komisyonları" hakkında.

Habere göre, ülkede 1964 ile 1985 arasında hüküm süren askeri diktatörlük döneminde yaşanan insanlık dışı uygulamaları araştıracak komisyon, Brezilya'nın yeni cumhurbaşkanı Dilma Rousseff'in koltuğu Lula da Silva'dan devralmasının ardından gündeme gelen ilk icraati olacak.

Haberde ayrıca, Brezilya'nın insan hakları bakanı Maria do Rosario tarafından, ülkedeki demokrasiyi sağlamlaştırmak amacı taşıdığı açıklanan "hakikat komisyonlarının" kurulması planının, hükümette görev alan asker kökenli bakanları ise rahatsız ettiği de belirtilmiş.

Yeni cumhurbaşkanı Dilma Rousseff, yetmişlerde devrimci sol bir örgüte üye olmaktan tutuklanmış, hapis yatmış ve işkence görmüş bir isim.

Bu arada Brezilya Güney Amerika kıtasında diktatörlük geçmişiyle hesaplaşma yaşamamış tek ülke.

Haberde Brezilya'daki askeri rejim döneminde yaklaşık 500 kişinin öldürüldüğü ve binlerce kişinin işkenceden geçirildiği ya da göçe zorlandığı hatırlatılmış.

"Teknokrasi'nin tuhaf ölümü"

Financial Times gazetesinin "Teknokrasi'nin tuhaf ölümü" isimli başyazısı, küresel ölçekte gözlemlenen bir siyasi eğilime ayrılmış.

Yazının alt başlığında adlandırılan bu eğilim "demokrasinin teknokratların yönetimine başkaldırması, isyan etmesi".

Financial Times'in başyazısı, "uzmanların yönetimindeki hükümet idaresi" anlamına gelen teknokrasiye duyulan güvenin, yaşanmakta olan ekonomik kriz sonrasında büyük bir darbe aldığı teziyle başlamış.

Uzmanların yani toplumun elit kesimlerinin, toplum için doğru kararlar alıp uygulamaya koyduğu inancının sarsılmasının, popülist söyleme sahip politik hareketlerin toplum nezdindeki çekiciliğini artırdığının iddia edildiği yazıda, bu durumun en net biçimde görüldüğü örneğin Amerika Birleşik Devletleri olduğu söylenmiş.

Muhafazakar kanattan çıkan Tea Party hareketinin, ülkede son 100 yıldır yürürlükte olan uygulamaların tümüyle yanlış olduğu inancına sahip, Roosvelt'in yeni toplum sözleşmesini, Obama'nın sağlık reformunu ve hatta gelir vergisini anayasaya aykırı bulan bir tavrı yansıttığı tespiti, bu kesimin Merkez Bankası'nın varlığına ve kriz dönemindeki rolüne kökten karşı oldukları tespitiyle birlikte sunulmuş.

Tüm bu yanlışların sorumlusu olarak görülen, hükümet politikalarına yön veren elit kesimin ise hedefte olduğu söylenmiş.

Yazıda yer verilen, "Avrupa'daki teknokrasi karşıtlığı örnekleri" ise ortak para birimi Euro ve kıta dışından göçe izin veren liberal göç politikalarına karşı yükselen hissiyat ve politik hareketler olmuş.

Japonya'dan da teknokrasi karşıtı örnekler verilen yazı şöyle sona eriyor:


"Uzun vadede elitlerin pozisyonlarını kaybettikleri ortada. Aristokrasi ve monarşinin başına da aynı şey gelmişti. Yüksek yaşam standartlarının olduğu ülkelerde yöneticilerin yani elitlerin başarısız olduğunu kabul etmemek mümkün değil. Demokrasinin en güzel yanı da başarısızlığı hızla cezalandırması. Bu yüzden elitlerin halkı, doğruyu bildiklerine ikna etmeleri gerekiyor. Ancak teknokratların ekonomik kriz süresince yaptıkları ve yapmadıklarıyla, halkı ikna ettiklerini söylemek mümkün değil. Halkı dinlemeli ve harekete geçmeliler."

"EMI ve Pink Floyd şarkı indirme konusunda anlaştılar"

Guardian gazetesinde "EMI ve Pink Floyd şarkı indirme konusunda anlaştılar" başlığıyla sunulan haber, dünyaca ünlü İngiliz müzik grubuyla, dev müzik şirketi EMI arasındaki uzlaşmazlığın sona erdiğine dair.

Müzik endüstrisinin son dönemde en önemli para kazanma yöntemi olan "internetten yasal olarak indirilen şarkılar karşılığında ücret talep etme" uygulaması iki taraf arasında mahkemeye giden anlaşmazlığı doğurmuştu.

Pink Floyd 10 ay önce şarkılarının tek tek satılmasına karşı çıkıp, albümlerinin bütün olarak satılması gerektiğini öne sürmiş ve bu uygulamayı yapan anlaşmalı plak şirketi EMI'ı dava etmişti.

Guardian'ın haberine göre iki taraf arasında anlaşmaya varıldı.

Mahkeme süresince hakimin, plak şirketinin albümlerin bütünlüğüne zarar vermeye hakkı olmadığı görüşünü bildirip, grubu haklı bulduğu bildirilen haberde, Pink Floyd'la EMI arasında varılan anlaşmada, sorunun ne şekilde aşıldığının açıklanmadığı söylenmiş.

Haberde, anlaşma sonrasında Pink Floyd'un yayın haklarına beş yıllığına sahip olacak EMI'ın, grupla 1967'den bu yana çalıştığı ve Pink Floyd albümlerinin, Beatles'dan sonra en büyük maddi değere sahip külliyat olduğu belirtilmiş.

Haber, Pink Floyd'un 1973 yılında yayımladığı, efsanevi Dark Side of The Moon albümünden Money-Para isimli parçasından bir alıntıyla sona ermiş:

"Para bir suçtur

Adil bir şekile paylaş onu, ama benim ekmeğime göz dikme."

Günün Önemli Haberleri