3,6 trilyon liralık dev servet! Güvenli liman oldu

TSB, SEDDK ve İFM yöneticilerinin katıldığı uluslararası zirvede, sigortacılığın hasar ödemekten risk yönetimine evrildiği belirtildi. Bireysel Emeklilik Sistemi'nin tasarruf sahipleri için en güvenli liman olduğunun altı çizildi.

3,6 trilyon liralık dev servet! Güvenli liman oldu

Türkiye Sigorta Birliği (TSB) tarafından, 5-11 Ekim'de kutlanan Sigorta Haftası kapsamında 5. Uluslararası Sigorta Zirvesi, İstanbul Finans Merkezi'nde (İFM) gerçekleştiriliyor.

Zirvenin açılışında konuşan TSB Başkanı Ahmet Yaşar, Sigorta Haftası'nı bu yıl "Dört Element. Tek Güvence." mesajıyla kutladıklarını söyledi.

Toprak, su, hava ve ateşin hayatın ve üretimin temel unsurları olduğuna dikkati çeken Yaşar, "Ama aynı zamanda deprem, sel, fırtına, kuraklık ve yangın gibi büyük riskleri de hatırlatıyorlar. Riskler değişiyor. Birbirini etkiliyor. Daha karmaşık hale geliyor ama güvence ihtiyacı değişmiyor, tam tersine artıyor. Dolayısıyla sigortacılığın rolü de değişiyor. Artık yalnızca hasar gerçekleştikten sonra ödeme yapan bir sektör olarak kendimizi tanımlayamayız. Riski önceden gören, ölçen, azaltan, paylaşan ve toplumun dayanıklılığını artıran bir sektör olmak zorundayız." değerlendirmesinde bulundu.

"RİSKTEN DAYANIKLILIĞA GEÇMEK ZORUNDAYIZ"

"Hasarı ödemekten riski yönetmeye, riskten dayanıklılığa geçmek zorundayız." diyen Yaşar, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Türkiye sigorta sektörü büyüyor. 2026 yılının ilk 8 ayında prim üretimimiz, 972 milyar liraya ulaştı. Sigorta ve emeklilik sektörümüzün ekonomiye sağladığı fon ise 3,6 trilyon lira düzeyinde. Bu rakamlar önemli ama bizim asıl hedefimiz, prim üretimini artırmak değil Türkiye'nin koruma açığını azaltmak. 2030 yılında 50 milyar dolarlık prim üretimine ulaşma hedefinin gerçek anlamı da budur. Bu, yalnızca bir büyüklük hedefi değildir. Daha fazla insanın, işletmenin ve ekonomik değerin güvence altına alınması hedefidir."

"RESMİ AÇIKLAMALARI ESAS ALMALIYIZ"

Yaşar, bütün bu hedeflerin temelinde güvenin bulunduğuna dikkati çekti.

Son günlerde bazı şirketlerle ilgili yaşanan gelişmeler vesilesiyle bir hususun altını çizmek istediğini belirten Yaşar, "Bu gelişmelerin şirketlerimizin yönetimine, mali yapısına veya sigortacılık faaliyetlerine ilişkin olmadığının doğru anlaşılması önemli. Düzenleyici otoritemizin resmi açıklamaları, süreçlerin kapsamını ve sigortacılık faaliyetleri açısından durumunu ortaya koyuyor." dedi.

Bu açıklamaları maksadını aşacak biçimde yorumlamanın, kapsamı dışında başka şirketlere teşmil etmenin ya da sektörün geneline ilişkin sonuçlar çıkarmanın, vatandaşın sigortacılığa duyduğu güvene zarar vereceği uyarısında bulunan Yaşar, "Şirketlerimize, dağıtım kanallarımıza ve bütün paydaşlarımıza hatırlatmak isterim, böyle dönemlerde söylentileri veya ticari kaygıları değil yetkili kurumlarımızın resmi açıklamalarını esas almalıyız. Sektörümüzün ortak itibarı ve vatandaşımızın güveni, hepimizin ortak sorumluluğudur." şeklinde konuştu.

Yaşar, veri paylaşımından teknik çalışmalara, bilgilendirmeden uygulamaya kadar üzerlerine düşen sorumluluğu almaya hazır olduklarını vurgulayarak, "İlk sonuçlar da atılan adımların etkilerini görmeye başladığımızı düşündürüyor. Nitekim Eylül 2026'da Sigorta Tahkim Komisyonuna yapılan başvurular, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 17,36 azaldı. Bu veriyi önemli bir öncü gösterge olarak görüyoruz. Elbette tek bir aylık gelişmeden kesin sonuçlar çıkarmıyoruz ancak hasar süreçlerinde daha sağlıklı bir yapıya geçiş açısından dikkatle izlenmesi gereken bir işaret." ifadelerini kullandı.

HAKSIZ KAZANÇ SAĞLAYAN YAPILARA MÜDAHALE

Güçlü bir sektörün yalnızca sağlam bilançolarla değil sağlıklı işleyen süreçlerle de mümkün olduğuna işaret eden Yaşar, hasar üzerinden yetkisiz ve haksız kazanç sağlamaya çalışan yapılara müdahale ve bu mücadelenin bu anlayışın önemli bir parçası olduğunu söyledi.

Yaşar, "Türkiye Sigorta Birliği ve üyelerimiz olarak, SEDDK'nin sektörümüzün mali sağlamlığını, piyasa disiplinini ve vatandaşlarımızın haklarını korumaya yönelik bu bütüncül yaklaşımının ve yürüttüğü çalışmaların tam anlamıyla arkasındayız." dedi.

TSB Başkanı Ahmet Yaşar, sözlerini şöyle tamamladı:

"Dayanıklılık, yalnızca afetlere karşı değildir. Vatandaşımızın geleceğe karşı finansal dayanıklılığını da güçlendirmeliyiz. Bireysel Emeklilik Sistemi'nin bugün 2,7 trilyon liraya yaklaşan devasa bir fon büyüklüğü var. Bu büyüklük, hem vatandaşımızın geleceği hem de ülkemizin uzun vadeli tasarruf kapasitesi açısından son derece önemli. Burada temel mesele yalnızca fon büyüklüğü değil katılımcının birikiminin ve haklarının korunması, sisteme duyduğu güvenin güçlendirilmesi ve uzun vadeli tasarrufun teşvik edilmesidir. Son yaşananlar göstermiştir ki BES, vatandaşlarımız ve bireysel tasarruf sahipleri için en güvenli limandır."

"HEDEFLEDİĞİMİZ ŞEKİLDE İLERLEMEKTEYİZ"

Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) Başkanı Davut Menteş de sunumunda yıl sonu tahminlerine ilişkin 5,5 trilyona varan aktif büyüklüklerine dikkati çekerek, "Finans kesiminin 2 numaralı oyuncusuyuz. Bunun 4 trilyon liraya yakını da likit pozisyonlardan oluşuyor. Yüzde 41'e yakın bir büyüme bekliyoruz." dedi.

Menteş, prim üretiminde yüzde 40'a yakın büyüme ile 1,7 trilyona ulaşacaklarını öngördüklerini anlatarak, "Öz kaynaklarımız, 660 milyar liraya yaklaşacak yıl sonunda. Bireysel Emeklilik Sistemimizin 3 trilyon lirayı aşacağını ve öz kaynak karlılığının da yine geçen yıllarda olduğu gibi yüzde 45 seviyelerinde gerçekleşeceğini söyleyebiliriz. Hasar prim oranında bir miktar iyileşme bekliyoruz, yüzde 67 gibi. Bütün göstergeler, normal seviyelerde ve bir miktar iyileşmeyle birlikte, reel iyileşmeyle birlikte normal seviyelerde görülmekte. Planladığımız ve hedeflediğimiz şekilde ilerlemekteyiz." ifadelerini kullandı.

Geçen yılın denetim itibarıyla hayli yoğun, meşakkatli ancak sonuçlar yönünden bir o kadar memnuniyet verici olduğunu vurgulayan Menteş, "Geçen seneki belki de en önemli denetim faaliyetimiz ki bu yıl da ilk maddede yer alıyor, bu irademizin devam ettiğini ortaya koyuyor, hasar süreçlerine müdahil olan illegal yapılanmalara karşı verdiğimiz mücadeleydi. Sigortacılık sektörünün güven sektörü olduğu defaatle vurgulanıyor. Sigortacılığın güven mekanizmasının test edildiği yegane süreç de hasardır. Hasar sonrasında sigorta şirketlerinin hasarları en adil ve en süratli şekilde yerine getirmesi, bu güvenin tartışılmaz göstergesidir." değerlendirmesinde bulundu.

"İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN ETKİLERİ ÇEVRESEL SONUÇLARLA SINIRLI KALMIYOR"

İFM Genel Müdürü Ahmet İhsan Erdem de sigortacılığın, finansal sistemin ayrılmaz parçası olduğunu söyledi.

Erdem, güçlü ve gelişmiş finansal sistemin, riskleri doğru şekilde ölçen, yöneten ve belirsizliklere karşı dayanıklılığı artıran sigorta piyasasına ihtiyacının bulunduğuna dikkati çekerek, "Bugünkü zirvenin temasının, bu noktada büyük bir önem taşıdığını belirtmek isterim. İklim değişikliğinin etkileri artık çevresel sonuçlarla sınırlı kalmıyor. Ekonomik faaliyetleri, yatırımları, altyapıyı, varlıkları ve finansal kararları doğrudan etkiliyor. Türkiye'nin COP31'e ev sahipliği yapacağı bir dönemde sigorta sektörünün iklim dayanıklılığı ve finansmanı konusundaki deneyiminin farklı paydaşlarla paylaşılması değerli bir fırsat sunuyor." dedi.

İstanbul Finans Merkezinin bankaların, katılım finans kuruluşlarının, düzenleyici kurumların, Fintech şirketlerinin, sigorta şirketlerinin ve profesyonel hizmet sağlayıcılarının faaliyet gösterdiği bütünleşik bir finansal ekosistem olduğuna dikkati çeken Erdem, "Bu ekosistemin iki temel bileşeni mevcut. Birincisi, olmazsa olmazı, fiziki altyapısı ve diğer bileşeni ise bu fiziki altyapıyı destekleyen mevzuat altyapısı ve ekosistem etkisi." ifadelerini kullandı.

Erdem, sigortacılık sektörü açısından da İFM'nin sunmuş olduğu fırsatların önemli bir imkan sağladığına işaret ederek, "Bu bağlamda halihazırda İstanbul Finans Merkezi'nde uluslararası faaliyetlerini yürüten, operasyonlar yürüten ve bu teşviklerden azami ölçüde faydalanan sektör temsilcileri mevcut." değerlendirmesinde bulundu.