YAZARLAR

Yollar nerede birleşir?

Sırf bizimle aynı düşünmüyor diye bir arkadaşımıza, akrabamıza, komşumuza ve çevremizde kim varsa; yüzüne söylemediklerimizi sosyal medyadan püskürtmenin rahatlığını keşfettiğimizde, o bir fincan kahvenin hatrı çoktan ortadan kalkmıştı bile.

Bütün yollarımızı ayırdık, kendimizden başkasına yürüyecek yer kalmayana kadar.

Ve bu iki ayak mesafesinde daracık yollardan, sadece kendimiz gibi olanlar gelsin istiyoruz.

Eskiler "bir insanı tanımak istiyorsan, onunla yolculuk yapmalısın" derler.

Bir de insan dostunu en iyi yolculukta tanırmış...

Artık ne tanımak istiyoruz kimseyi, ne de yoldaş olmak.

Menzili aynı olsa da farketmiyor...

Kesişen yollar kimin umrunda ki?

Kestirmeler varken...

Evet, öylesine ayrıldı ki yollarımız, hergün aynı yollardan geçtiğimiz insanlar bile öteki artık bize.

Misal komşu Ayşe teyze, sırf bizimle aynı partiye oy vermedi diye selam vermek bile gelmez oldu içimizden.

Bu kadar siyasallaştık, bu kadar kutuplaştık yani.

Hep söylenip duruyoruz değil mi?

"Kutuplaştırıldık"...

Gerçekten öyle mi acaba?

Gerçekten, sadece siyasetin o keskin, çatışmacı dili mi bize bunca ayrılığı reva gören?

Yoksa işimize mi geldi suçu siyasetçilere atıp, ayrılık türküleri söylemek.

Ne kadar da meraklıymışız daha dün birlikte çay, kahve içtiğimiz insanlara "hain, satılık, beyinsiz, falan falan " demeye.

Hadi siyasetçi oy topladı, sen ne topladın bu süreçte?

Daha fazla öfke, daha fazla kibir, daha fazla hırs, daha fazla unutkanlık ve daha fazla yalnızlıktan başka?

Oysa bu topraklar gücünü kendinden olmayana gösterdiği saygıdan, tahammülden ve birlikte yaşama becerisinden almıyor muydu?

Her yol ayrımında biraz daha unutmak gerekiyordu geçmişi.

Ve daha sıkı iliklemek öfkemizi kibrimize...

Nitekim öyle yaptık.

Unuttuk ayrılırken, köklerimizin birleştirdiği ne varsa...

Sırf bizimle aynı düşünmüyor diye bir arkadaşımıza, akrabamıza, komşumuza ve çevremizde kim varsa; yüzüne söylemediklerimizi sosyal medyadan püskürtmenin rahatlığını keşfettiğimizde, o bir fincan kahvenin hatrı çoktan ortadan kalkmıştı bile.

İnandığımız düşünceleri, değerleri savunurken, savunulamaz bir insan haline dönüştüğümüzü farketmedik.

"Nerede, ne zaman ve nasıl ayrıldı yollarımız?" bunu hepimiz çok iyi biliyoruz.

"Ne zaman bu hale geldik?" sorusunun cevabı, içimizdeki küçük "ben"lerin Kaf Dağı'nda gizli.

Hamuru "biz"le yoğrulan bir toplum için bu yol çıkmaz sokak.

Peki bunca ayrılan yollarımız nerede birleşecek?

Hergün bir kez daha haklı çıkmanın tadına varmak için başımızı çevirip bakmadığımız haksızlıklar, gün gelip bizi bulduğunda mı?

Kazanmanın şehvetiyle, kaybetmenin öfkesiyle yıktığımız gönüllerin, kırdığımız dostların gün gelip bir selamını aradığımızda mı?

İçine düştüğümüz bu savaş halinin bir kısır döngüden öte gitmediğini ve bizi hep aynı yerimizden vurduğunu anladığımızda mı?

Belki de...

Belki de sadece "neyi kaybettiğimizi hatırladığımız yerdedir" tüm ihtiyacımız olan...

 

 

Yorumlar 4 yorum