YAZARLAR

Yallah Sümerler'e!

Ara ara ortaya hala, başörtüsünün eski medeniyetlerde fahişelik sembolü olduğunu iddia ederek aklı sıra kapalılara çaktırmadan söven birileri çıkıyor.

Sokağa çıktığımda etrafımdaki insanlara bazen bu ülkeye ilk kez gelmiş bir yabancı gözüyle bakarım. Bilhassa kadınların nasıl davrandıkları, çocukların ne kadar özgüvenli oldukları; o toplumun, özgürlük, eğitim, terbiye ve ahlak düzeyinin şifrelerini verdiği bir hakikattir.

Bir zamanlar Anadolu'da kadın olmanın zorluklarını anlatmaya kelimeler kifayet etmez. Hele birkaç kuşak önce annelerimizin, Türkiye'nin yoksullukla ve CHP zulümleri ile imtihan olduğu yıllarda, kocasını oğullarını savaşta kaybetmiş, elinde kalan üç beş hayvanına vergi bağlandığı zamanlar. İmkansızlıktan bazen de bilgisizlikten; doğumlarında hastalıklarında kara toprağa düştükleri o yıllar. Daha sonraları, erkek egemen toplum yapısında ezilen hor görülen, sofranın artanını yiyen, gelinlik vazifesi gereğince kapı kenarında ayakta dikili kalan, çocuğunu kucağına alması öpmesi ayıp sayılmış, tandır yakan mantis yakan soba yakan, doğumda çocuğu ölünce doğurduğu yatakta dayak yiyen "el kızları" "eksik etekler" Sevdası ayıp, okuması yasak, gülmesi arsızlık, uyuması saygısızlık; "kanayak" Bu anlattıklarıma masal diyecek kimse beri gelsin.

Birkaç senede bir ulaşan mektupta, torunları olduğunu öğrenebilen baba evine gitmek var mıydı? Ya da dövüldüğünde darp raporu almak mümkün müydü? Çocuk ağlıyo diye dişleri ağızlarına dökülen kadınların boşanmak gibi bir seçeneği olabilir miydi? Kendi annesine hasret kalıp, kayınvalidesine hizmet ederek ömür geçiren kadınlara, teşekkür falan edilmiş midir? Hiç duymadım.

Sokak ortasında bıçaklanan, çocuklarının gözü önünde katledilen, iftiralara ve toplum baskısına maruz kalan kadınlar...

Yaşadığımız döneme gelecek olursak; kadınlar; her ne kadar feministler kadınlığa bir üstünlük atfetme peşinde olmadıklarını iddia etseler de, çıkan yasaların, kadın derneklerinin de verdiği gazla; değil üstünlük, kutsallık atfedilmiş bir ruh haliyle özgüven patlaması yaşıyorlar. "Kafaya eseni yapmak" sınırlarında daha doğrusu sınırsızlığında; kuralsızlığa ve yorucu bir hayata sürükleniyorlar.

Kadın kutsal değildir, erkek de değildir. Annelik kutsaldır. Toplumda anneler herhangi bir imtiyaz görüyorlar mı? Ev hanımlığı, işsiz statüsüne gireliberi, hem işsizlik oranları arttı, hem de en çok yorulan çalışan anneler oldu. Gerçi söz buralara varmıyor bile, hala ahlak ve eğitim boşluğundan ileri gelen kadına şiddet sorununda az bir yol katedebildik.

Yasaların yasakların caydırıcılığı tartışılmaz ama sorunun kökeninde ciddi bir cehalet ve başıboşluk var. Bu devirde anne olma sorumluluğunu alabilene eğitimi ve çalışmayı kolaylaştırmadıkça, kadın erkek çatışmasını engelleyemeyiz.

Bir başka mesele de; bu zulmün, bu geri kalmışlığın ve ezilen kadınların faturasını hep İslam'a kesmekle vazifeli bir karşıt görüş var; "biz bu ülkede asılız" iddiasında bulunan, ulu orta başımızdan örtüyü çekip alabilen, isterse bizim çarşaflı ecdadımızın da emekleriyle kazanılmış ya da kaybedilmekten kurtarılmış topraklardan, Arabistan'a "yallah" notası verebilen, eline fırsat geçerse başörtüsünü yasaklayan kanunlar çıkaran, ikna odalarında kızları sıkıştıran tehdit eden bir grup. (Seçim dönemini kast etmediğimi belirteyim çünkü seçim yaklaşınca hergün cuma namazı kılıp, çarşaf açılımlarıyla günah çıkarıyor, hatta Hz Muhammed aleyhisselama hakaret eden skandal karikatürü afiş yapan partiyle kanka değilmiş gibi Hz Muhammed'in soyundan geldiklerini iddia ediyorlar, o ayrı!)

Ara ara ortaya hala, başörtüsünün eski medeniyetlerde fahişelik sembolü olduğunu iddia ederek aklı sıra kapalılara çaktırmadan söven birileri çıkıyor. Buna cevap vermek bile meseleyi Sümerler kadar geriye götürmeye yeter fakat burada medyaya yansıyan bir olayı da es geçmek doğru değil.

Sümerler zamanında kutsal fahişeler olarak aktarılan bir grup kadının tapınak dışında lüle lüle sarkan saçlarının üstüne örtü örttükleri ve bunun zorunlu olduğuyla ilgili bir kayıt var. Bu doğru. Fakat bugünkü rahibeler ve müslümanlar o fantastik dinlerin mensubu kadınlardan bihaber, farklı amaçlarla örtünüyorlar. Sümerler yüksek binaları da tanrılarına yakın olmak için inşa ediyorlardı. Aynı mantıkla, müteahhitleri de gök tanrıya ulaşmakla mı itham edelim yani! Ya da biz de bu mantığa karşılık şimdi "Yallah Sümerlere" mi diyelim?

İslam'ın emir ve yasaklarının muhatabı iman edenlerdir. Kuran ve sünnetle hiç alakası olmayan birinin verdiği fetvaya kargalar bile güler elbette. Kimse çıkıp da "Sümerler'de başörtüsünü fahişeler takıyor diyorlar, tesettür ayetlerini bir daha inceleyelim" demez.

Burada bizim dikkat kesilmemiz nokta şurası; kendisini çağdaş aydın addeden bu insanların bazı temsilcilerinde hala "millet" olma bilinci oluşmamış. Hala herkesin başını açıp rakı içtiği, Mozart dinlediği tek tip bir robot toplum hayaliyle yatıp kalkıyorlar. Neyse ki bu garibanlar Hindistan'da falan yaşamıyorlar. Bu kadar çok dinin temsilcisine tahammül edemeyip, sokakları yakarlardı herhalde!

Nalına da mıhına da vurmak icabı gereği; gerçekçi olmak gerekirse artık başörtülü ve açık kadınlar arasındaki tek fark, birinin saçının görünür, diğerinin ise saçtan daha ilgi çekici bir eşarpla örtülü olması. Biz bu işin suyunu biraz çıkardık. İnsanların zorla bir kıyafeti giydiği yada çıkarmak zorunda olduğu faşist dönemleri atlattık. Şimdi özgürce örtününce, örtündümüz şeyin bir ayet olduğu bilincini kaybettik. Bazen bu musibetler bize müstehak diyorum...

Yorumlar 19 yorum