YAZARLAR

“Yabancı dil” diyerek, anadilini kullanamayan akademisyenler yetiştirdik!..(2)

Örnekler için; basılmış (varsa) kitaplara, bildirilere bakmak yeterli olacaktır.

GÜNCEL/KÜLTÜR-SANAT:Cumhurbaşkanımızın verdiği sanatçı iftarı, basında; sanatçıyağmuru, izdiham yaşandı v.b. sözlerle yer aldı, bol bol resimlerverildi. Ama, bir şey dikkatlerden kaçtı!..Yemek sonrasıCumhurbaşkanı; Kültürü, sanatı, sporu belli kesimlerin tekelindetutma saplantısının ülkemize hiçbir faydası olmadığı gibi, tamtersine bu tavır her alanda üzüntü verici bir sığlığa yol açmıştır.Teessürle belirtmem gerekir ki Türkiye'nin gücü ve kapasitesiylekültür, sanat ve spor alanında bulunduğumuz yer uyumlu değildir.İrfandan yoksun bir kültür, sanat ve ahlaktan yoksun bir sporlahiçbir yere varamayız. Bu yaklaşımla bırakınız dünya çapındaisimlere ve eserlere sahip olmayı, milletimizin asgaribeklentilerini dahi karşılayamayız. Bana göre bu da bir başkayanlış bakış açısıdır. Devlet kültürde, sanatta, sporda yönetendeğil, destekleyen, teşvik eden konumunda olmalıdır.” dedi…Ama;yemekte, yine; devlet sanatçıları,  devlet korolarıtemsilcileri, konservatuar  temsilcileri, müzik STK’larıBaşkanları, 24 yıldır, İstanbul Türk Müziği Günleri/Festivali’nihazırlayan MÜZDAK Başkanı -dahi- yoktu… Sadece bir yazar (A.Beki)bu farkı görmüş ve içini dökmüştü; “Kültür deyince akıllarınamagazin şöhretleri... Sanat deyince akıllarına gele gele pop vetaverna müziği, vurdulu kırdılı dizilerin çatapat artistleri gelseyine lafım yok.Yüzeyde ne görüyorlarsa kültür ve sanattan onuanlıyorlar derim. Ama o bile değil. İftar kadrosunda ağırlık, bireğlence kanalındaki yarışmaların jüri üyeleriyle bir müzikşirketinin şarkıcılarında. Çarkın dışından gelenlerin katılımı yanumunelik ya da göstermelik. Ahbap-çavuş ilişkilerini kamufle etmekiçin seçilmiş, çeşni olsun diye araya serpiştirilmiş gibi...Sankibelirleyici kriter, hatır ve çıkar ilişkileri…Kültür ve sanatı popmüziğin en sığ, en dejenere formuyla magazin şöhretlerineindirgemeniz de ayrı bir facia….. Çıtayı ortalamanın altına düşürenbu iftar kadrosunu Cumhurbaşkanı’na rağmen kim yaptı?... Silkinmezamanınız gelmedi mi?...”

Her Cumhurbaşkanı-Başbakan-Sanatçı- buluşmasında aynıpopüler isimleri görünce, bu listeyi kim hazırlıyor? diye sormadanedemiyor, üzülüyoruz…”Sağ iktidarlar ve kültür” başlıklıY.Tunalı’nın yazısı da önemli…

Yemekte  çözülen 2 memleketsorunu!...:

İftar yemeğinde Cumhurbaşkanı’na evlenme sözüverdiği söylenen Akçıl, “Cd verdim, sağolsun 'cd’ni dinliyoruz amaartık güzel haberlerini bekliyoruz' dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Esra Erol ve kardeşi ileevlilik hazırlığı yapan Alişan'la da sohbet etti,kendisini Kasımayındaki düğününe davet eden Alişan'a; "Ya kız istemeye geleceğimya da nikahına" dedi.

Yani, ülkemize değer kazandırmış,ilmi-irfanları ile katkıda bulunmuş Alişan ve Akçılevleniyorlar!…Ülkemiz insanlarının gözü aydın olsun!…

GÜNCEL/DOÇ.LERİN HAKLARI: TürkEğitim-Sen  İstanbul İl Başkanı, Yrd. Doç. Dr. M.Hanefi Bostan kamuoyuna bir açıklama yapmış:Sendikamız tarafından,  araştırma görevlisikadrosunda olup Doçent unvanına sahip olan bir üyemiz adına,üniversitede araştırma görevlisi kadrosunda bulunup doçentlikunvanına sahip olanların ders vermesi ve tez danışmanı olmasınınuygun olmadığı yönünde Yükseköğretim Yürütme Kurulunca alınankararın hukuka aykırı olduğu iddiasıyla dava açılmıştır. Açılandava sonucunda; Ankara 12. İdare Mahkemesi Yükseköğretim YürütmeKurulunun kararını bozmuştur açıklamaya göre;a)Doçentlik sınavına katılabilmenin şartlarından birisi, orijinal,bilimsel araştırma ve yayınlar yapmış olmaktır.b) Hangi kadrodagörev yaparlarsa yapsınlar doçent unvanı alan kişilerin, kadrounvanlarının gerektirdiği görev ve sorumluluklarını yerine getirmekşartıyla doçentliğin her türlü akademik hakkındanyararlanabileceklerdir.c)Üniversitede araştırma görevlisi kadrosunda bulunup,doçentlik unvanına sahip olanlar ders verebilecek ve tez danışmanıolabilecektir.ASLINDA Doç.olanların kadrolarını hemen vermek-yabancı dilden uzayan hakları ile- en doğru yoldur.

Bir önceki yazımıza devam ediyoruz….

7- Üniversitelerde akademisyenin Doç. unvanınıalabilmesi için yabancı dil barajı şartı konulmasının sebebi,sadece “kalite düşmesin” diyedir!, (öyle söyleniyor) ama aynışartları Güzel Sanatlar alanına uygulamak yanlıştır. Son yapılanYÖKDİL sorularında, çevirilerin artırılması ile %80 akademisyenbarajı geçmiştir. Yıllarca direnilen Doç. yapmama engeliyıkılmıştır. Bu durumda kalite düşmüş mü olacaktır?

Hiç kimse; kemanı, bağlamayı, piyanoyu v.b.yabancı dille çalan! türkülerimizi/şarkılarımızı yabancı dildeokuyan bir kişi görmemiştir!.. Ama,burası Türkiye… Yabancılar diyorya; ‘bu nasıl iş, yabancı dil nasıl baraj/engel olur, Türkiye bir“müstemleke memleketi” değil ki’ inanın; susuyor, cevapveremiyoruz!.. Özellikle Türk Cumhuriyetlerinden gelen Prof. larıgörünce!....Öğrencilerimiz yurt dışında konserlere gidiyor,başarılı programlar yapıyorlar, kimse onlara yabancı dillerinisormuyor, sanatını değerlendiriyor…

 Sanat açısından yetersiz, fakat yabancıdil bilgisi ve kullanımı açısından üst unvanı almış birsanatçı-akademisyenin, öğrencilerine daha iyi ve daha çok bilgiaktarması gibi bir düşünce çok yanlıştır. (Sadece piyasadakiücreti/fiyatı artmaktadır.) Yabancı dilin yararı bir yere kadardır.Yabancı ülkelere giden arkadaşlarımız; sadece giriş, selamlama, hoşgeldin, repertuvar anlatımı v.b. yabancı dilde konuşuyorlar. Kizaten her sanatçı akademisyenin  “yeteri kadar”  yabancıdili vardır.

Kısaca; anadil olmadan, siz sanatı kişilereöğretemezsiniz… 2017 yılı Türk Dili ilan edildi, bakalım 8-10yılını dolduran, 60’ına dayanmış Y.Doç.ler bir defaya mahsusbilim/sanat sınavına alınacak mı?!..

Bkz: Ay, Göktan; Müzik Eğitimi Kitapların veMetotları Tanıtım Yazılarındaki Türkçe Yanlışları,MüzikteMetodoloji ve Müzikle İletişim Sempozyumu Bildiriler Kitabı,AvcılarBelediye Konservatuarı Yayınları, Kültür/Sanat Serisi:2,Aralık2016,Sf.84-95

Öğretmen/akademisyen; giyimi, konuşması, kelimezenginliği, cümle kuruşu, güzel telaffuzu, üretimi ile öne geçer…           Özellikle, sahne sanatlarında bunlar çok önemlidir.  Yabancıdil, uluslararası arenaya açılmak isteyen sanatçılar içinyararlıdır. Ama herkesi uluslar arası çalışma yapacak olarak görmekde yanlıştır. Tıpkı bir zamanlar (2002-2006)  İTÜ TMDK lisansöğrencilerine konan “%30 yabancı dili eğitiminin” ters tepmesigibi… Her öğrenciyi; akademisyen/uluslararası sanatçı olacak diyegörmek yanlıştır. Uluslararası bağlantısı olan alanlarda/bölümlerdeelbette yabancı dille eğitim şarttır. Uçak Mühendisliği/Denizcilikv.b. tamam, ama diğerlerinde ‘yabancı dille eğitim/baraj’ değil,‘yabancı dille öğretim’ yapılmalıdır. “Bir dil bir insan” demektir,doğru, ama kişiler için; bir başka dil, “ana dilin üstüne” hiçbirzaman çıkamaz.

8-Güzel Sanatlar Eğitimi alanında 1982 YÖKKanunu ile birlikte bütün birimler üniversite çatısı altınagirince, yeni bir yapılanma kaçınılmaz olmuştu. Her ne kadar;‘sanat’, ‘özel’ bir alandır. “Uçak Mühendisliği v.b. ile GüzelSanatlar Fakülteleri (GSF), Konservatuarları ve Güzel SanatlarBölümleri’ni bir tutmayın, ‘aynı ÜDS/YDS puanı’ istemeyin, ‘yeteneken büyük sınavdır”  denilse de başarılı olunamadı. Sonunda dağfare doğurdu ve;

a) Yabancı dili iyi olanlarla/yabancı diliusulsüz yollarla geçenlerin,

b) Yabancı dili iyi olup ta, sanatı iyiolmayanların hızla yükselmesi ile sanat kurumlarında depremlermeydana gelmeye başladı. Alanında; birikimli, kendini ispatlamış veyabancı dili hakkı ile vermiş arkadaşlara -elbette-saygımız/sevgimiz sonsuz… 15.000 dolar karşılığında yabancı diligeçme, başta Pakistan, Malezya ve Hindistan’da çıkarılan ve yayınkurullarını Türk ‘akademisyenlerin’ oluşturduğu dergilerde 500dolara makale yayımlatma, karşılıklı konferanslar düzenleme,karşılıklı birbirini davet ettirme, CV’leri bunlarla allayıppullama v.b. çok yaygın, ama hiçbir orijinal araştırmayapılmıyor!.. Unvan alan geçip-gidiyor, etik olanlar hepkaybediyor.

 Muhafazakârız, milliyetçiyiz diyenleride, bu işlerin içinde görünce heyecan kalmıyor… Çünkü bu güzelülkemizde, bu güne kadar yanlış yapanlar hepkazandı!.. 

Boğaziçi Üniversitesi’nin yaptığı araştırmayagöre master ve doktora tezlerinin 1/3 intihal yani çalıntıymış.Kurumlardaki akademisyenler, çalışanlar; her şeyi görüyor, biliyor,ama susuyor. Çünkü önlerinde ceza almış bir örnek yok. Sonuç;sıfıra sıfır, elde var sıfır... Akademik alanda yanlış yollarasapanlar hep kazanıyor.

8-Şahsım 2809 Sayılı Kanunun geçici 10. Maddesi5. fıkrasına göre, yıllarım eksik hesaplanarak Doç. yerine Y. Doç.yapılmıştı. Ne beklersiniz, uygulamanın düzeltilmesini değil mi?Dava açanlar kazandı, biz devletimiz bağlı kaldık, ‘düzeltirler’dedik. Bir YÖK Başkanı, başvurularımıza yabancı dil şartınıgöstererek, sesimizi -bir elin beş parmağı kadar yokuz- duymakistemedi. Oysa yabancı dil imtihanına alınmış, imtihanı geçenler Y.Doç. Doç. ve Prof. yapılmıştı. Onu da belgeledik, hala ‘unvanımızıverirlerse dünya yıkılacak?’ diye olsa gerek, YÖK; ‘haklarımızıiade etmiyor.’ O sebeple Prof. olamıyoruz. Çocuklarımın hakkıyeniyor, zararımız çok, üzülmemek elde değil… Geçen gün kargo ilebir kitap geldi. Adı; ‘Kendi kendine dilli kaval öğren’Yazarı/hazırlayanı kaval üstadı Burhan Tarlabaşı,emekli olan birarkadaşımız. İçine sindirememiş, bütün masrafını karşılayarakhazırladığı kitap Türkçe ve İngilizce (inat olsun diye) basılmış…Yanında bir de patentini  aldığı kaval hediyesi var… Yazıkdeğil mi bu arkadaşa, Y. Doç. yerine Prof. olarak emekli olsa,madden ve ruhen huzurlu olsa değmez miydi?

9-Geçen aylarda, TBMM’de eskimilletvekillerinin üniversitelerine dönmelerini ve çifte maaşalmalarını isteyen önerge görüşülmüştü. Sosyal medya ayaklandı.Sayın Cumhurbaşkanı ‘hop’ dedi, TBMM’de savunan AK Parti, önergeyigeri çekti. Oysa bu teklifin yanlış olduğunu lisans öğrencisinesorsanız size söylerdi. Yani, işlerin düzelmesi için, hep üstten mitalimat gelecek? Milletvekilleri bıkmadılar, olumsuz görüşlererağmen,  zeytinlikleri imara ve turizmyatırımlarına açan yasa taslağı 4. Madde’ye eklediler ve komisyonda kabul ettiler. (Son anda zeytin yasasıkomisyona geri çekildi ve iptal edildi.  AKP,(15.06.2017) daha önce tepkiler üzerine çektiği üniversiteye dönenmilletvekillerinin hem emekli maaşı hem de öğretim üyesi maaşıalabilmesine ilişkin düzenlemeyi, TBMM Genel Kurulu’nda görüşmelerisüren sanayinin geliştirilmesi ve üretimin desteklenmesine ilişkinyasa tasarısına verdiği önergeyle yeniden getirdi ve kabul edildi.Bu değişiklikle, üniversitelere dönen milletvekillerinin hem emeklimaaşı hem de öğretim üyesi maaşı alması sağlandı. Üniversitelerinsorunlarına duyarsız kalan, akademisyen  MV’ne sözümüzkalmıyor!...

 10-Biz, sorumlu bir akademisyen-sanatçıolarak, yine de bıkmadan üretime devam ediyoruz. Mayıs 2017boyunca, 24. İstanbul Türk Müziği Festivali’ni hazırladık. MarmaraÜniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi BölümBaşkanlığı  ev sahipliğinde, ‘Güzel Sanatlar Eğitimi-ToplumBilimler Etkileşimi Uluslararası Sempozyumu’nda. 48 bildirisahibini ağırladık. Her türlü olumsuzluğa rağmen, üretim ve hizmetidevam ettirmeye çalışıyoruz.

Amaç; mutlu ve rahat yaşamak…Çok şey mi istiyoruz?!...

Yazımızı güzel bir şiirle noktalayalım…

“Bir oğlum olsun;
Zayıf olduğu anı bilecek denli güçlü,
Korktuğu zaman kendini bulabilecek denli cesur.
Şerefli bir yenilgide gururlu ve eğilmeyen,
Fakat zaferde yumuşak ve alçak gönüllü olsun.
...
Bir oğlum olsun;
İstekleri yaptıklarının yerini almasın
ve bilginin temel taşının kendini tanımak olduğunu kavrasın...
Kolaylık ve rahatlık yolundan değil,
Güçlükler ve savaşımlar yolundan gelsin ki,
Fırtına da ayakta durmayı öğrensin.
Bunu başaramayanlara da şefkatli davransın.
...
Kalbi temiz bir oğlum olsun, amacı yüksek olsun.
Başkalarını yönetmeden önce kendini yönetebilsin.
Gülmeyi bilsin ama ağlamayı da hiçbir zaman unutmasın.
Geleceğe yönelebilsin ama geçmişi unutmasın.
...
Alçak gönüllü olsun ki; her zaman büyüklüğün sadeliğini,
Açık fikirliliğin bilgeliğini, gerçek gücün değerini anlasın...
O zaman ben, “Boşuna yaşamamışım” diye fısıldamaya cesaretedeyim...    (...Arthur)” 

Yorumlar