BIST 1.460
DOLAR 8,35
EURO 10,12
ALTIN 498,80
YAZARLAR

Uzun Mehmed'in hatırasına Zonguldak'a düşülen iz

Sayın Cumhurbaşkanımız kalabalığın arasından bu çocukları getirtti, onlara da birer makas vererek protokolle birlikte onlar da kurdelenin kesimine iştirak ettiler.

Prof. Dr. Celal Erbaycelalerbay@internethaber.com

Sevgili dostlar; sizinle bu haftaki buluşmamızın konu başlığını taa 28 Mayıs Cuma günü belirlemiştim. Nitekim 28 Mayıs Cuma günü yapımı tamamlanmış olan İstanbul Taksim Camii, daha önce sizinle paylaştığımız gibi Cuma namazı ile birlikte bizzat sayın Cumhurbaşkanımız tarafından ibadete açılmıştı.

Orada sayın Cumhurbaşkanımız yapmış olduğu konuşmada; bir hafta sonra da, Zonguldak’da maden kömürünün varlığını tespit eden Uzun Mehmed’in hatırasına yapımı tamamlanan Uzun Mehmed Camii’nin açılışını yapacaklarını ifade etmişti.

İşte bu beyan üzerine, aslen Zonguldak Devrek, Dirgine’li, bir zamanların İstanbul İmam- Hatip Okulu’nun Münazara ekibi ve Talebe Başkanı olan sayın Hayrettin Şallı, Ankara’dan beni arayarak bir teklifte bulundu. Sayın Şallı’nın teklifi şu idi;

“ Biz İmam-Hatip’liyiz. Bizden mezun, bizim oturduğumuz sıralarda oturmuş, karakter hamuru mübarek o teknede Mahmut Bayram’lar, Hüseyin Karagözoğulları, Bekir Topaloğulları tarafından yoğrulmuş, döneminin münazara ekibi başkanı olarak ruh ve manadaki kemalini sübuta erdirmiş bir kardeşimiz Cumhurbaşkanı sıfatıyla bağımsızlığımızın sembolü, o kutsal sedanın yaygınlaşıp vatan toprağıyla bütünleşmesi, aziz milletimizin ruh ve mana bütünlüğünün kemale ermesi yolunda haftaya Zonguldak’da bir Camiin açılışını yapacaksa, bize düşen orada O’nun yanında bulunmak ve onun yanında olduğumuzu fiilen ortaya koymaktır. Ben hafta başında İstanbul’a geliyorum, Cuma günü sabah namazı ile yola çıkıyoruz, Sakarya’dan Beyfendi’nin sınıf arkadaşı İlyas Serenli’yi alıp Cuma namazında Uzun Mehmed Camii’de olacak şekilde Zonguldak’a geçiyoruz.”

Elbetteki cevabımız “Evet, başüstüne” olacaktır. İşte bu cevapla birlikte bu haftaki yazımızın başlığını da belirlemiştim. Nitekim 4 Haziran Cuma günü saat 05.45 civarı İstanbul-Bağlarbaşı’ndan Zonguldak’a doğru sayın Şallı ile birlikte hareket edip Sakarya’dan İlyas Serenli’yi alarak devam ettik yolumuza.

İlk durağımız “Dost Mekanı” Düzce-Boğaziçi, Yeşil vadi tesisleri olmuştu. Birazcık da olsa gözlerimizi dinlendirip, demli çay ile zindeliğin zirvesine erişince tekrar revan olduk yola…

Zonguldak’a 110 km kalmıştı. Saatimiz ise daha 10’a ermemişti… Düzce’den Akçakoca ve Alaplı’ya doğru o bölünmüş yolların, bir birini takip eden tünellerin sefasını sürerek aheste aheste devam ettik yolumuza… Ne kadar aheste diyorsam da, hızımızı yine de 100 km’nin altında tutmakta zorlanıyorduk.

Zira “bölünmüş yol” dediğime bakmayın, yollar çok güzel, geniş, pürüzsüz bir asvaltı “otobandan farksız” desem, asla mübalağa yapmış olmam.

Uzun Mehmed Camiinin minareleri "Hoşgeldiniz" diyordu bize

Nihayet “Kozlu” falan derken görünmüştü uzaktan Uzun Mehmed’in hatırasına dikilen o haşmetli secdegahın minarelerinin alemleri… Yol aldıkça meçhul maluma dönüşüyor, minarelerin ve şerefelerin sayısı, gök kubbeyi andıran o hakim Kubbenin azameti meydana çıkıyordu yaklaştıkça.

Kubbe o kadar azametli görünüyordu ki; onu yakından görünce “Allah-Allah” dememek mümkün değildi… Sanki üzerine oturmuş olduğu kasnağının altında himayesine almış olduğu o mübarek yer ve zeminle bütünleşerek adeta şöyle haykırıyordu;

“her gün, günde beş kere minarelerimden yükselen o kutsal sada’nın ifade ettiği ruh ve mana, bu toprakların mutlak hakimi, bağımsızlığının melodisi, insanlarının temel kabulleniş karakter ve şahsiyetlerinin ifade tarzıdır. Bu sedalar yalnız insanlara “çağrı” değil, ulaşmış olduğu zemine, dağa-taşa, ovaya-bayıra, ağaca-bitkiye, canlıya-cansıza, hasılı bütün zerrat-ı aleme çağrıdır o… Zerrat-ı alem algılar onu, özümser ve onun sedasında fena bulur, erir gider. O’nu özümseyen yiğitler de tarih yazar.”

Biz de arabamızı park ettikten sonra Kubbenin haykırışına doğru onun gölgesine sığınmak üzere, ona müteveccihen adımlarımızı sıklaştırmıştık. O esnada o kutsal sedayı taa ötelere götürme azim ve gayretiyle Viyana kapılarını döğen ecdadımızı rahmetle andık.

Yine aynı sorumluluk duygusuyla Merhum Yahya Kemal’in ifade etmiş olduğu tabirle “Ezansız Semtler” kalmasın diye Siyonist- Emperyalist blokun bütün engellemelerine rağmen canhıraş bir şekilde gayret gösteren sayın Cumhurbaşkanımıza yönelik Rabbimizden yardım niyazında bulunduk.

Camii'nin içindeyiz

Kubbenin haykırışını yalnız biz duymuyorduk. Zonguldak sakinleri, hatta bütün ilçeleri Kubbenin haykırışına kulak vererek, Cuma namazını Uzun Mehmed Camii’nde kılmak üzere adeta yollara koyulmuştu.

Bu sebeple yer bulamama endişesiyle namaz vaktine bir buçuk saat kala Kubbenin altında yerimizi aldık, içeride… İstanbul ve Ankara’nın en güzel ses, seda ve usulüne sahip seçkin Hafızları Kur’an-ı Kerim okuyorlardı. Huşu içerisinde dinledik ve huzur bulduk sayelerinde.

Nihayet vakit geldi, dört minarenin her birinden çifte ezanlar okundu. Yalnız biz değil o gür ve seçkin sedalarla bütün zerrat-ı alem bayram etti. Cuma hutbesini sayın Diyanet İşleri Başkanımız irâd eylediler.

Namaz sonrası sayın Cumhurbaşkanımız, Cumhurbaşkanlığı adına Camiin demirbaşına kaydedilmek üzere, hat sanatının eşsiz örneklerinden birisi mahiyetinde olan, el yazması bir Kur’an-ı Kerimi Uzun Mehmed Camii’ne hediye ettiler.

Hediye takdimi esnasında, bir vatandaşımız sayın Cumhurbaşkanımızdan, böyle ihtişamlı, geçmişimizi bugüne taşıyan tarihi bir camiin Zonguldak Ereğli’ye de yapılmasını istemesi dikkat çekici idi. Demekki vatandaş bazı çevrelerin iddia ettiği gibi “ yeteri kadar Cami yok mu” demiyor, tarihi şahsiyetimizi simgeleyen minarelerimizle bütünleşmek istiyor.

Kurdale kesiliyor

Çok heyecanlı, bir o kadar da huzur ve mutluluğu yüzüne yansımış olan vatandaşımız, büyük bir kitle halinde Cumhurbaşkanımızın konuşmalarını bekliyorlardı. Beklenilen an geldi ve sayın Cumhurbaşkanımızın konuşmalarını müteakiben protokolün iştirakiyle birlikte Kurdelanın kesimine geçildi.

Burada halkımızın dikkatini çeken husus şu oldu; sayın Cumhurbaşkanımıza kalabalığın içinden “ Tayyip dede, Tayyip dede” diye seslenen çocuklar oldu. Sayın Cumhurbaşkanımız kalabalığın arasından bu çocukları getirtti, onlara da birer makas vererek protokolle birlikte onlar da kurdelenin kesimine iştirak ettiler.

Böylece sayın Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere bugünün büyükleri, yarının büyükleri ile birlikte Uzun Mehmet Camii’ni ibadete açmış oldular. Hayırlı olsun. İnşallah halkımızın birlik ve beraberliğine, kardeşliğimizin daha ileri noktalara varmasına, ruh ve manamızın yücelmesine vesile olur. Minarelerinden yükselen Ezan-ı Muhammedî, önce gönlümüze, daha sonra da oraların taşına toprağına, dağına-bayırına nüfus eder de, topraklar, dağla taşlar Hakkın huzurunda O kutsal sedayı ötelere taşıma yolundaki gayretlerimize yönelik hakkımızda inşaAllah hüsn-û şehadette bulunurlar.

Kalın sağlıcakla sevgili dostlar.

Yorumlar 8 yorum