BIST 117.741
DOLAR 6,86
EURO 7,86
ALTIN 398,89
YAZARLAR

Üniversitelerdeki “yüksek lisans” sorunları….

Devlet-özel-vakıf üniversiteleri, tezli-tezsiz yüksek lisans,doktora, sanatta yeterlik, akademisyenlik, etiklik

Bir lisans öğrencisine  “bitirince ne yapmak istiyorsun?” sorusuna en çok verilen cevap “yüksek lisans yapacağım” oluyor. Peki, “bu sana ne getirecek?” dediğinizde kesin bir cevap alamıyorsunuz yada erkekler “askerlik ertelemesi için”, “okulda kalmak istiyorum” cevabını veriyorlar.

Bir kere belirtelim ki, “yüksek lisans” akademisyenliğin ilk basamağıdır. Ancak zamanımızda; iş buluncaya kadar oyalanmak, eğitim hayatına devam etmek, alanında uzmanlaşmak, iş hayatında yükselmek, derece almak için yüksek lisans eğitimi almak tercih ediliyor. Talep çok olduğu için, bilhassa özel üniversiteler çalışanlar için akşam saatlerinde yüksek lisans programı için seçenek sunuyorlar. Bilindiği üzere, 10 -15 yıl önce iyi bir işe girmek için lise mezunu olmak yetiyorken, günümüzde lisans mezunu olmak bile yetmiyor, gelişen şartlar  daha daha fazla eğitimli, kendini daha çok geliştirmiş bireyler olmayı gerektiriyor. Tabii ki iyi derecede  yabancı dil bilmek te  önem kazanıyor.(Şimdi; İngilizce, İspanyolca, Rusça, Çince, Uzakdoğu dilleri)

Ancak, daha bölümü açmadan, mezun vermeden  yüksek lisans/doktora/sanatta yeterlik  programları açılıyor ki- açılmasına izin veriliyor ki- sadece pes diyoruz.

Bakınız;

Bir öğretim üyesinin 4-5 derse girdiği programlardan iyi akademisyen yetişmez.

Derslerde ingilizce çeviri yaptırarak iş çözümlenmez…

Derslere girmemek, ödevlerle geçiştirmekle iyi  öğrenci geliştirilmez…

Öğrencilere yaptırdıkları çalışmalarla bildiri oluşturmak, sunmak etik olmaz…

Bazı ünvanlı arkadaşlarımızın verdiği derslere bakıyoruz, birbirinden farklı 10-12 ders –üstelik ingilizce de var- adı yazıyor cv lerinde. El insaf!!! Biz, o arkadaşları, alanda/üretimde/kurum içinde hiç görmüyoruz!!! Zaten o yüksek lisans/doktora/sanatta yeterlik  programlarından da dehalar yetişmiyor, doğal olarak…

Kısaca,  yıllardır düzen değişmiyor, kimse ne yapıldığını, başarıyı/başarısızlığı sorgulamıyor, hele Doç./Prof.olmuşsan, sorun yok zaten...

Ülkemizde yüksek lisans 2 şekilde yapılmaktadır;

1/ Tezli Yüksek Lisans; programın amacı, öğrencinin; bilimsel araştırma yaparak bilgilere erişme, bilgiyi değerlendirme, yorumlama, yazma, sunma yeteneğini kazanmasını sağlamaktır.

Ales,yabancı dil sınavı ve mülakat yapılarak(Bir adayın ALES puanının %50'si, lisans not ortalamasının %15'i, mülakat notunun %20'si ve yabancı dil sınavı notunun %15 'inin toplamıdır. Adayın başarısı için puanın en az 60 olması gerekir.)

 2/ Tezsiz yüksek lisans;  programı amacı, öğrenciye; mesleki konuda bilgi kazandırmak, mevcut bilginin uygulamada nasıl kullanılacağını göstermektir

Bu program toplam 30 krediden az olmamak koşuluyla en az 10 adet ders ile dönem projesi dersinden oluşur. Dönem projesi dersi kredisiz olup “başarılı veya başarısız” olarak değerlendirilir. Öğrenci, dönem projesinin alındığı yarıyılda dönem projesine kayıt yaptırmak ve yarıyıl sonunda yazılı bir rapor vermek zorundadır. İlgili senato tarafından belirlenen esaslara bağlı olarak tezsiz yüksek lisans programının sonunda yeterlik sınavı uygulanabilir.

Konuyu araştırdığınızda ülkemizde geleneksel olan “çoğalırken bozulma” burada da kendini gösteriyor.

Sayıya baktığınızda çok sayıda yüksek lisans programları açılıyor, binlerce mezun veriliyor..peki “kalite” nasıl?!..

Daha önce bir yazımızda belirtmiştik, tezsiz yüksek lisans programlarının getirip-götürdükleri araştırıldı mı? Bize göre sadece mezun veren bir program. Ders yok, devam yok, tez yok, “bundan iyisi şamda kayısı!”

“……Dediğimiz gibi, Türkiye’de kurumlar ve politikalar prensipler ve somut veriler üzerine kurulmuyor. Kurumlarda hala nepotizm, yani akrabacılık, memleketçilik ve ideolojik kayırmacılık hâkim... İşe göre adam değil, adama göre iş bulunuyor... Liyakatten ziyade sadakat ön plana çıkıyor...Kişiler görev aldıkları düzeyde inisiyatif alamıyorlar, görevler liyakatle değil, lidere veya partiye sadakatle korunabiliyor…..

Özel üniversitelerin işletmelerle anlaşması sonucu, ticari kazanç ve kişilerin maneviyatının yükselmesi dışında, üniversiteye-akademik alana getirdiği hiçbir şey yok maalesef…

Bu biliniyor da, AB ye söz verildi, “şu kadar eğitimli insanımız” var mı demek isteniyor? bilmiyoruz…

Ayrıca sormak istiyoruz;

Hazırlanan tezlerin kalitesi, ülkemize katkısı ne kadar?

Akşam yapılan programlarda dersler yapılıyor mu?

Öğretim elemanları geliyor mu?

Akşam ücretleri yüksek olduğu ve çalışanlardan oluştuğu  için, acaba bir çok değer pas mı geçiliyor?

Devlet üniversitelerinde olan ciddiyet, neden özellerde yok?!..

Öğrenciler çok fazla ücret ödedikleri için devam önemsenmiyor mu?..

Biz, üniversitelerde “kalite” ve “etikliğe” çok önem veriyoruz…

Maalesef!!!

Not: “Bilim dünyası son derece önemli bir adamını kaybetti.

Kansere çözüm bulacak mikroskobu geliştiren bilimadamı Veysel Berk, profesörlük yerine çaycılığı tercih etti.

Üstelik ünlü Stanford Üniversitesi'nden gelen profesörlük teklifini de reddetti

Çayın fiyatını müşterileri arasında yaptığı anketle belirlemiş.

Şimdi İstanbul Trump Towers'ta açtığı çay ocağında 1 liraya günde bin tane çay satıyor.

Çayın böyle bir tiryakiliği var işte.

Adama profesörlüğü bile bıraktırır.

***

Burada bilim dünyasına da muazzam bir gol var ama onu es geçiyorum.

Onu üniversiteler ve eğitimciler düşünsün…….” (/yazarlar/YasarSungu/caycilik-mi-profesorluk-mu-cevap-caycilik/55398)

Yorumlar