BIST 1.857
DOLAR 13,48
EURO 15,32
ALTIN 771,89

Türk Milleti zoru sever

Sevgili dostlar; içinde bulunduğumuz salgın sebebiyle bütün dünyanın kritik bir dönemden geçtiğine her bir akıl ve iz’an sahibi şahittir.  Bu olağanüstü durumdan ülkemizin etkilenmemesi, bu fiilî duruma rağmen herşeyin eskisi gibi devam etmesi elbette ki, mümkün olamazdı…

Nitekim bütün dünyada, dünya millî gelirinin 3’de 2’sini oluşturan hizmet sektörü çöküntüye uğramış, bu durum imalat sanaayine de sıçrayarak  üretimi duraksatmış ve tedarik zincirlerinin aksamasına ve nihayet Batı ülkelerinde  bile rafların boşalmasına sebep olmuştu.

Bütün dünyayı sarsan böyle bir olumsuzluğun Türkiye’yi etkilememesi elbetteki düşünülemezdi. Ama bütün bunlara rağmen , Dünya’daki etkin tarafsız değerlendirme kuruluşları, Türkiye’nin her şeye rağmen imalat sanayisindeki canlılığına lojistik altyapısına, tedarik zincirindeki etkinliğine dikkati çekerek, Batı’nın karşılaşmış olduğu zorluklar karşısında sıkıntısını gidermede Türkiye’ye yöneleceğine vurgu yapmışlardı. 

İşte bu canhıraş gayretinin sonucu Türkiye 2020 yılında, dünyada kalkınma başarısını gösteren iki ülkeden biri olmuş, 2021’de de yıl sonu itibariyle inşallah kalkınma ibresini %9’lara çıkaracağına mutlak gözle bakılan bir ülke olarak bütün dünyanın karşısında arz-ı endam edecektir.

Böyle zor ortamlarda, geçmiş günlerde ülkemizde eskiden beri hakim olan bir anlayış vardı; tabir caiz ise zoru gördüğünde korkup büzüşmek, kabuğuna çekilmek, dışardan medet ummak, yönlendirilmelere  hazır olduğunu ima etmek şeklinde. Halbuki bütün dünyanın duraksadığı anlar bizim için fırsat bilinmeliydi. Öyleyse eski günlerde olduğu gibi zoru görünce yatırımdan, üretimden, büyümeden istihdamdan vazgeçmeyip tam aksine daha hızlı, daha gözü kara bir şekilde yatırım-üretim-istihdam ve büyümeden müteşekkil hedeflerimiz doğrultusunda yolumuza devam etmeliydik. Bu gün yapılan da işte budur. Yoksa bütün dünyanın duraksadığı bir dönemde %9’luk bir kalkınma seviyesini yakalamak hiç de kolay olamazdı.

Emperyalist ve siyonist birlikteliğin hedefi!

Bizi her zaman ellerinin altında ve kontrollerinde tutmak isteyen bu birliktelik, yerli işbirlikçilerinin de yardımıyla, bu gün artık özüne dönme ve kendine gelme yolunda ayaklarının üzerine basıp küresel denkleme ortak olan ülkemizi küresel denklemin dışına itmenin plan ve gayretleri içerisindedirler. Bu doğrultuda onlar her fırsatı değerlendirir veya yeni yeni fırsatlar üretirler.

İşte son günlerde kur, faiz ve fiyat artışları üzerinden sergilenen oyun da bu türden, kısacası Türkiye’yi küresel denklemin dışına itmeye yönelik bir oyundur. Bunların adetidir; dostlar alışverişte görsünler diyerek bir takım çözüm önerilerinde de bulunurlar.Sundukları çözüm önerisi de yüksek faiz-düşük kur kısır döngüsüdür.

Halbuki ekonomik darlıkları aşmanın, refahı yakalamanın kısacası büyümenin yolu yatırımdan, istihdamdan, üretimden ve ihracattan geçer.

Öyleyse yapılacak iş; yatırım ve istihdamı, dolayısıyla üretimi artırmanın, onu geliştirip rakiplerimizle yarışır duruma getirmenin yolunu bulmak ve bu yolda gerekli tedbirleri almaktır.

İşte Türkiye,  kendisini çökertmek isteyenlerce tavsiye edilen; yüksek faiz düşük kur döngüsüne düşmeden “Yatırım, üretim, istihdam ve ihracat içerikli, büyüme odaklı ekonomik kabulleniş ve politikası”nı ortaya koyarak belki de tarihinde ilk defa kendi ihtiyaç ve gerçeklerine en uygun bir ekonomik politikayı uygulamaya koymuş olmaktadır. Kanaatimiz odur ki, Türkiye “zor” olan bu tercihiyle en doğru olanı yapmaya yönelik kararlılığını bütün dünyaya göstermiştir.

“Zor” olanı tercih etmenin meyveleri!

Yeni Türkiye, mandacı kabulleniş  ve tavsiyelerin yatırım-üretim-istihdam-ihracat içerikli ve büyüme odaklı ekonomik tercihleriyle kamu finansmanına hiçbir yük getirmeden yap-işlet-devret modeli sayesinde yurt genelinde gerçekleştirmiş olduğu büyük projelerle altyapı ağını tamamına yakın bir şekilde örmüş ve turizm gelirlerimizin hızla artmasını gerçekleştirmiştir.

Aynı şekilde savunma sanayimizdeki üstün azim ve gayret sonucu; gerek kısa, orta ve uzun menzilli füze üretimine, gerek İHA, SİHA , TİHA gibi insansız hava araçlarına yönelik elde edilen ürünlerle ordumuzun ihtiyaç duyduğu savunma araç-gereçlerindeki yerli tedarik oranı %85’lere dayanmış olmanın yanında, bu sahada gerçekleşen ihracatımızla savunma  sanayimiz, ülkemizin en önemli gelir kaynaklarından biri olarak parlamıştır. Savunma Sanayisi’nde ulaşılan bu sonuç Doğu Akdeniz, Suriye, Irak, Libya, Kafkasya gibi bazı istikrarsızlıkların baş gösterdiği bölgelerde, millî irade doğrultusunda sorumluluk üstlenen birimlerimizin etkinlik ve müesseriyetini ziyadeleştirmiş ve Türkiye Cumhuriyeti  devleti olarak siyasî ve insanî alanımızı genişletmiştir.

Bununla birlikte yatırım, üretim, istihdama yönelik tercihimiz denizlerde de meyvesini vermiş ve Karadeniz’de bulmuş olduğumuz doğalgaz, en önemli döviz gider kalemimiz olan enerji problemimizin çözümü hususunda ümitlerimizi güçlendirmiştir.

Kısacası Türkiye nihaî olarak ülkemizi küçültecek, ekonomimizi zayıflatacak, halkımızı işsizliğe, açlığa, yoksulluğa mahkum edecek politikaları reddetmiş, ne yaptığını, niçin yaptığını, nasıl yaptığını, hangi risklerle karşı karşıya bulunduğunu, neticede neleri elde edeceğini gayet iyi bilerek yatırım, üretim, istihdam, ihracat ve büyüme odaklı ekonomi politikalarını tercih etmiştir. Bize düşen; Rabbim sizi muzaffer kılsın, umduklarınıza nail, korktuklarınızdan emin olasınız demektir. Yüce Yaradan sizi Mandacıların tuzaklarından emin kılsın.

Kalın sağlıcakla sevgili dostlar.

Yorumlar 5 yorum