YAZARLAR

Türk Halk Oyunları “mirası” sahipsiz mi kaldı?!...

THO Bölümlerindeki gelişmeler iyi takip edilmeli…

 

GÜNCEL/KÖŞE YAZARLARI: Özellikle biz sanat insanları, belirli bir mevkiye gelmiş,üniversite bitirmiş kişilerin, görevi ne olursa olsun topluma;örnek olmasını, güzel Türkçe konuşmasını, toplumun değerlerine,milli kültürüne, birbirlerine saygılı olmasını, çalıştıklarıkurumları ileri götürmelerini, mobbing yapmamalarını ve etikolmalarını bekliyoruz. Bu nedenle; değerlerimize/kültürümüzesaygılı olmayanları, kötü dil kullananları mahzurlu buluyoruz. Ama,ne söyle(nse)sek boş!...

 İşte yeni bir örnek daha;“TRT Haber ve SporYayınları Dairesi Başkanı Yaşar Taşkın Koç, gazeteci ÖmerTuran’ın kendisini hedef alan mesajlarıyla ilgili yargı yolunabaşvuracağı mesajını verdi. Ö.Turan, TRT’deki alt yazılara dikkatçekmişti. TRT’nin alt yazılarla sürekli Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “hakaret” ettiğini öne süren Turan, TRT ve AnadoluAjansı’ndan sorumlu Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’a seslenmişve ilgilileri görevden  almasını talep etmişti. Ö.Turan’acevabı Y. T. Koç, Twitter hesabından vererek, şu mesajıpaylaşmıştı: "1- Kıçında gümüş kaşıkla doğmuş; hayatı boyunca birgün çalışmamış haysiyetsiz 2- palyaçoluğunu paraya çeviren adi 3-Şizofren manyak ABV." Y.T.Koç’un bu yazısında kullandığı kelimeleri–haklı/haksız olsa da yazmak istemiyoruz.(/haber/trt-haber-daire-baskani-caliyi-dolasmak-yerine-bazen-itle-lazim/308725)

Şu güzel Türkçe’ye bakar mısınız!!! Sizin Türkçe’nizisevsinler!…Argo kullanmak hiç bu kadar aleni olmamıştı…Köşeyazarlığının/devlet görevlisinin bir seviyesi vardı…Yazık…Örnekolması gereken, koca koca insanlar; birbirlerini yemek için ortamarayıp, bir davaya destek olduğunu söyleyip, müslüman/muhafazakargeçinip, kişileri görevden alsın diye Yüksek makamlara/bakanlarasesleniyorlar? Bu nasıl  özgüven?!.. Bu nasıl fütursuzluk? Bunasıl kul  hakkı?!

Bize göre; devlette üst  görevliolup,güncel  siyaset yazarlığı yapmakta yanlış…Yoksa, oyazıları nedeniyle mi üst göreve getiriliyorlar?!...

Biz Müzdak olarak, köşe yazarlarına yıllardır –busene olduğu gibi- çağrı yapıyoruz;

24.sü yapılacak. “İstanbul Türk Müziği Festivali”negelin, çeşitli meslek ve görüşte seyircilerle/halkla bütünleşin,onlarla konuşun, milli sanatımız olmalı dediğiniz ama izlemediğinizTürk müziğine destek verin, sayfanızda haber yapın, içindebulunduğunuz dünyanızdan sıyrılın v.b. Ama boş…Varsa yoksasiyaset…Şu ana kadar köşe yazılarında (B.Ayeri ve B.Ayvazoğlu’nateşekkürler) festivalle ilgili not düşülmedi…

Bu mu sanata, milli kültüre destek? Avrupa müziğineyer veren/o konserleri balla anlatan yazarlar Türk müziğinin sizdehiç mi kıymeti yok? Bu halkın sevgisine, aşkına neden karşıduruyorsunuz? Anlamak mümkün değil!…..

Mevlana; “Cesaretin korkusuzluk değil, korkuyu yenmekolduğunu öğrendim... Cesur adam, korku hissetmeyen değil, korkusunufetheden insandır...” demiş…

Gelelim bugünkü konumuza…

Tokat’ta ilkokul, ortaokul ve liseyi okurken, halkoyunları çalışmalarına katılıyor, Halk Eğitim Merkezi ile gezilerekatılıyorduk. O zamanlar, sadece; sosyalleşmek ülkemizindeğerlerini öğrenmek ve yaymak amacımız vardı.

1976’da İstanbul Türk Musıkisi Devlet Konservatuarıöğrencisi olunca, F.Değerli hocamında göreve başlaması ile 1978yılından itibaren hafta sonları konservatuar genelinde çalışmalarabaşlamış ve ortaokul-lise bölümünde “beden eğitimi” yerine “halkoyunları” dersini koymuştuk. Asistan olmam ile birlikte çalışmalarhızlandı, ben Boğaziçi Ün. ve Beşiktaş Derneği’nde THM korosukurmuş, Türk Folklor Kururmu’nda A.Sağ hocamla halk müziği ve halkoyunları çalışmalarını sahne üzerinde birleştirmeyebaşlamıştık.  Özel görüşmelerimizde  hocalarımızdangerekli bilinçlenmeyi de alıyordum.

Bu arada öğrendim ki; 1964 yılında, bir avuç idealistgenç tarafından  kurulan Yüksek Tahsil Gençliği Türk FolklorEnstitüsü Kurma Derneği, sıkı bir çalışma ile 1966’da buEnstitü’nün kurulmasını sağlamıştı.

İstanbul’da, halen ağırlıklı olarak faaliyetinisürdüren Türk Folklor Kurumu (Türk kelimesi Bakanlar Kurulu kararıile kullanıldığı için, sonradan kaldırıldı) bugünkü adıyla FolklorKurumu bu amaçla kurulmuştu. Yüzlerce kişi; halk oyunlarınınöğretilmesi, geliştirilmesi, yaygınlaştırılması için fedakarcaçalışılıyordu.

1982 yılından sonra, konservatuar bünyesinde Halk Oyunları Bölümü’nün kurulması için F.Değerli hocambaşkanlığında 5 kişilik bir kurul oluşturmuş, ders planlarınıhazırlamaya başlamıştık. Gerekli izinlerden sonra 1984yılında,  ilk Türk Halk Oyunları Bölümü kurulmuş oldu. Hedef;mezunlarla halk oyunlarının geliştirilmesi, genç kuşaklara doğruöğretilmesinin sağlanması ve yeni oyunların derlenmesiydi. Mezunların haklarının alınması içinde yoğun mücadele verdik vebaşardık. MEB bünyesinde ilk “halk oyunları öğretmenleri” atanmasını sağladık.

Amaç/hedef  olmayınca, unvan peşine düşülünce,üretim bir kenara bırakılınca kurulanın bir değeri kalmıyor. Eğitimkurumunda öğrencilerin motive edilmesi için “hedef”  şartoluyor.

Bunları neden yazdığımı merak ediyorsunuzelbette…

Bize bu kültürü bırakan; uzmanlar, büyükler,ağabeyler, ablalar, öğretim elemanları unvansızdılar,  ama,yıllardır şunları söylemişlerdi;

Halk oyunları; bu milletin öz kültürüdür.

Halk oyunları; ezgi, çalgı, ritm, giysi, makyaj veestetiğin bütünleşmiş halidir.

Halk oyunları; siyaset üstüdür.

Halk oyunlarında; etnik ayrım yapılamaz.

Halk oyunları; birleştiricidir.

Halk  oyunları; sosyalleşmeyi, arkadaşlığısağlamlaştırır.

Halk oyunlarında; doğulu-batılı, kuzeyli-güneyli,zengin-fakir, üniversite mezunu-işçi kol kola, omuz omuza bir arayagelmektedir.

Halk oyunlarında; herkesim, her çalışan kadın-erkekbirlikte yer almaktadır.

Halk oyunları oynarken alınan; lezzet, şevk, coşkuv.b. bir vatan/millet sevdası olarak görülmelidir.

Halk oyunlarının eğitime sokulması ile yeni nesillerbu millete daha büyük hizmet vereceklerdir.

Halk oyunları; gençleri kötü alışkanlıklardan,militanlıktan, birbirlerine ters olmaktan kurtarmaktadır.

Halk oyunları; atalarımızın bize bıraktığı en önemlimiraslardandır. Bu mirası iyi değerlendirmenin, hayatın parçasıolmasının tek yolu halk oyunlarıdır.

THO’daki şu zenginliği ve toplumdaki  “çimento”özelliğini görüyor musunuz?...

Bu yazı nereye varacak? Merak ettiniz değil mi?

Şimdi de,  bugünkü duruma bakalım:

Ülkemizde; İTÜ, Ege Ün., Sakarya Ün.,Kars Ün.,Van,Dicle Ün.,Gaziantep Ün.,Giresun Ün.olmak üzere yedi THO Bölümümevcut.

Bunlardan  İTÜ ve Ege Ün.de, Sakarya Ün.deöğretim elemanı açısından bir sorun olmayıp, yeterli  Prof.,Doç. ve Y.Doç.  kadrosuna sahip arkadaşlarımız görevdeler.Yani; THO alanından unvan alanlarımız var.

En çok program değiştiren -adı çıkmış- KonservatuarİTÜ TMDK’da 2002 den başlayan değiştirme furyası hızkesmemekte!..

1996/1999 yılları arasında İTÜ TMDK’da görevli iken,üç ayda bir  yaptığımız Türk Müziği Konservatuarları arasıtoplantılar 2000’ den beri yapılmamakta, dolayısı ile ortak hedefortaya konamamaktadır.

O günden bu yana Doç. ve Prof.  sayısıartmış,  ancak, amaç birliği ortadan kalkmıştır. Ortada yenibir yayın yoktur. Her kurum kendi başına “en iyiyim” demektedir.(Daha önce söylemiştim, sanat kurumlarını değerlendirme kıstasıyoktur ama, mutlaka olmalıdır…)

Mezunların; geleceği, iş sahaları, çalışma alanları,çalıştıkları yerlerdeki sorunları v.b. üzerindedurulmamaktadır.

Dolayısıyla Konservatuarlar THO Bölümleri arasında dadurum aynıdır.

Önce; unvansız, makamsız kişilerin*,  mesleklerifarklı olmasına rağmen THO için verdikleri uğraşa, hedeflerinebakınız, bir de bugünkü duruma…

Ortada yeni bir eser/proje/yayın yok!…

Ama; hava, mobbing, azarlama, ötekileştirme, yukardanbakma  v.b.  ne kadar istersen…

Bir mirasın, eğitim kanalıyla  nasılkaybolduğunu görmek gerçekten hüzün verici…

Birleştirici olan halk oyunlarının, Unvanlı halkoyuncularını  birleştirememesi daha da üzücü!....

*Kim o, makamsız/unvansız kişiler: Fikret Değerli,İhsan Hınçer, Cahit Öztelli, Muhittin Güven, Sevgi Babaoğlu, RasimCinisli, Hasan Basri Canlı, Ahmet Çakır,Nabey Önder,Oktay Güzelbey,P.Naili Botarav, Tahir Alangu, F.Gökoğlu, Metin And,S.SırrıTarcan,Oktay Güzelbey,Kenan Özbel, E.Cem Güney, Fatin Eren,Ömer Işık,G.İleri ve bir çok isim…

DOÇ.LİK VE UFUK2020 PROJELERİ…

“Türkiye ayağı TÜBİTAK tarafından yürütülen dünyanınen büyük bütçeli araştırma ve inovasyon Programı Ufuk2020projelerinde faaliyet göstermek, Üniversiteler Arası KurulBaşkanlığı (ÜAK) tarafından doçentlik başvuru şartları arasınaeklendi. ÜAK'ın internet sayfasında yayımlanan "Doçentlik SınavıBaşvuru Şartları"nda ( ) ayrıntılı olarakgörüldüğü üzere Avrupa Birliği Çerçeve Programlarına katılımsağlamak, Güzel Sanatlar hariç, tüm doçentlik başvuru alanlarındaoldukça yüksek bir puan karşılığına sahip. Böylece, Aralık 2016döneminden itibaren yapılan doçentlik başvurularında geçerli olmaküzere Avrupa Birliği Çerçeve Programı dahilindeki bir araştırma veinovasyon projesinde "koordinatör/baş araştırmacı olmak" 15; "ortakaraştırmacı olmak" ise 10 puan karşılıkla şartlar arasına eklendi.Bahse konu puanlar, "devam eden ya da başarıyla tamamlanmış" ABprojeleri için geçerli.

AB Çerçeve Programlarının halen devam etmekte olan 8.'siUfuk2020 (Horizon 2020) adıyla anılmakta. 2014-2020 yıllarıarasında geçerli olan Ufuk2020 Programı, 80 milyar Avro bütçeyesahip…”

Yorumlar1 yorum