YAZARLAR

Sn.Cumhurbaşkanımız; “alt akademisyenlerin sorunları”, ilginizi bekliyor!..

Y.Dil’de son durum; Türkiye'de bilimsel yükselme ve ilerlemenin önündeki başlıca engel; baraj olan  Yabancı Dil. YÖK'ün yaptığı  her icraat gibi yabancı dil sınavlarıyla ilgili olarak da kafasının karışık!.. Doç. kriterleri, gibi yabancı dil sınavları da, sürekli değişikliğe uğrayıp duruyor. Binlerce “akademisyenin parası ve zamanı” yabancı dil kurslarına gidiyor. Yeni YÖK Başkanı; YÖKDİL sınavını Anadolu Üniversitesi-Ankara Üniversitesi organizasyonundan alıp yeniden  ÖSYM'ye devretti. Ama, tarih değişti. YÖK; 10 martta yapılan YÖKDİL'i Doç. başvurularının bitmesine bir gün kala açıklamasıyla  Eylül ayında yapılan sınavı Kasım ayına alarak Ekimde yapılan Doç. başvurularını da  engellemiş olmadı mı? Bazı kararları, anlamakta ve yorumlamakta zorlanıyoruz….

Akademisyenin Doç. unvanını almak için yüksek öğretim kurumlarında (lisans-Y.L./Dr./Sy.) ders verme şartı hala devam ediyor mu acaba? Danıştay iptal etti diye aklımda kalmış. Bazen okuyor ve şaşıyorum; “Yüksek lisans ve doktora dersi vermeden Doç. olunması akademinin ruhuna aykırıymış!” Aynı “yabancı dil bilmeyen akademisyen olamaz” denildiği gibi!..

Arkadaşlar; ipin ucu kaçmış, binlerce kişi cevapları çalarak, parayla soruları alarak, örgütlerle ortak iş yaparak v.b.  yabancı dili kazanmış.

Siz, hangi yabancı dil bilen bahsediyorsunuz? Ben; bir bildiriyi bırakın yabancı dilde, Türkçe olanı da kağıttan okumayanı görmedim, duymadım. Zaten, sorular kısmında akademisyenin bilgisi ortaya çıkıyor.

Diyelim ki, “Y.L./Dr./Sy. ders vermeyen  Doç. olamasın.” Siz, üniversitede en büyük ve birinci  sorunun mobbing olduğunu bilmiyor musunuz? Size, Y.L./Sy./Dr. ders verme değil, tez danışmanlığı bile vermiyorlar, çünkü onların hepsinin “parasal” karşılığı var...Boşuna mı idareci olmak için savaşılıyor!.. İdarenin her yaptığını onaylar, alkışlarsanız size ders bile ayarlanıyor. Yoksa, “görev izni” bile vermiyorlar.

Mesela, ben; “kişici” değil  “kurumcuyum”, "etik olmaya" özen gösteriyorum. Okuyor, araştırıyor, yazıyor, doğrudan şaşmıyor,teşekkür/tebrik etmeyi biliyor, biat etmiyorum ya; 2009’dan beri, kuruluşunu yaptığım Y.L./Dr./Sy. de yıllardır adım bile geçmiyor, yani bunun acısını(!) çıkartmaya çalışıyorlar. O nedenle, idarecilere kalmış işlerle akademik çalışma bir tutulmamalıdır.

Ayrıca, İstanbul TMD Konservatuarı –kuruluş ilkelerine bağlı olarak- mezuniyetimden itibaren (1980)  itibaren, birçok önemli ve üst görevde bulunduğum halde, yukardaki özelliklerimden dolayı, 2000-2008, 2009-2019 arası yönetimlerce, kurullara alınmıyorum. Hatta, 26 yıldır “İstanbul Türk Müziği Festivali”ni yaptığım ve içinde ulusal/uluslararası sempozyum  düzenlediğim halde, İTÜ TMDK’nın yaptığı sempozyum bilim/sanat kurullarına (2000-2008, 2009-2019 arası) bile yazılmıyorum. Ötekileştirme hızla devam ediyor. Umursuyor muyum?, Hayır!, Sadece “yazık” deyip; kendini büyük görüp, “küçük düşünenlere/küçülenlere”  gülüp geçiyorum. Birçok devlet kurumunda olduğu gibi İTÜ TMDK’da da; “biat etmek, eleştirilmemek” anlayışından, “ben”likten bir türlü kurtulamıyor, “biz”e geçemiyoruz.

Unvanlı müzik akademisyenlerimizde ise son moda şu: “Farklıyım” demek için, batı çevrili/kaynaklı “yeni/süslü kelimeler bulmak/cümleler kurmak”, asıl konular yerine alana yarar getirmeyen büyük!/tali/diğer bilim konularına girmek, terminolojiyi daha karıştırmak”, içeriğin yararsızlığını gizlemek için “bildiri başlıklarının arkasına sığınmak” Gel, işin içinden çık...

Danıştay verdiği kararda; Doç./Prof. vb unvanların “akademik kurumlarda” kullanılmasından bahsetmiştir. Ama, maalesef uygulanmayan bir kural. MEB’de görevli, Genel Müdürlerimiz de kullanıyor. O halde; bu tür yönetmelikleri kaldırmak, itibarı kazanmak gerek.. Dışardan Doç. unvanı alan bir kişi, eğer bu arada akademide ders vermez ise Prof. başvurusu yapamıyor. Bu doğru mu, yanlış mı yorum sizlerin…

Danıştay 8. Dairesi'nin.....sayılı kararıyla... Temel Alanlarının tümünde "Tanımlar" başlığı altında yer alan "Tanınmış Ulusal Yayınevi", "Tanınmış Uluslararası Yayınevi", ibarelerinin iptaline karar verilmiştir. Eee, bu yönetmeliği çıkaranlar kul hakkı yemiş, görevlerini akademisyenlerin yükselmesini önlemek için kötü kullanmış olmuyor mu? Nerde yaptırım? Nerde görevden alma? Olan, alttakilere oluyor, yazıktır. Bu şekilde, kırgın akademisyenlerle  ilk 100’e girmek hayaldir.

YÖK Denetleme Kurulu Başkanlığı; kişiye özel ilanların, idari ve cezai sorumluluklar doğuracağını belirterek, YÖK Başkanlığını uyarmış." İdari görev almak için; "kırk takla" at, sonra "suistimal" yap!. Makamını, akademisyenleri  ötekileştirme için kullan! Gereği hemen yapılmalıdır.

Sn.Cumhurbaşkanımız sürekli söylüyor; acırsan acınacak hale gelirsin!..

“Prof. ve Dr. öğretim üyeliği akademik kadrodur, ama; Dr. ve Doç. lik akademik unvandır” yanlış bir ifadedir. Hepsi akademik unvandır ve Dr. hariç Öğr.Üyesi sınıfındadır. Ancak, 7100 sy, tenakuzlarla dolu yasa ile işler karışmıştır. Şu anda “Y.L. ve Dr. programını” bitirmediği halde Dr.Öğr.Üyesi unvanını kullanan akademisyenler mevcuttur. Bu yasanın doğru çıkarılması için yoğun çalıştık, ama siyasilerin kulaklarını tıkamasına engel olamadık. Şimdi, bir sürü mağdur var!

7100 sy.yasa. görüşülürken, ülkücü akademisyenlerin paralelcilerle birlikte hareket edip yabancı dili geçmeleri, jürileri ayarlanıp bilim/sanat sözlü sınavlarını geçmelerini sevinçle seyreden ve eleştirilere/çözümlere  kulaklarını tıkayan Sn.Devlet Bahçeli, İstanbul için; "seçim gönüllerde kabul görmemişse, yenilenmelidir." demiş. Hatırlatmak isteriz ki, 2018'de; Y.Doç.Dr.lar 7100 sy.yasa ile; istemedikleri “bir unvana tenzili rütbe” yapıldılar, bilim ve sanat kazanmadı, kimse Doç. liğe yükselemedi  ve özlük haklarında iyileşme olmadı.Çünkü, “sahte yollarla unvan alarak” aramızda dolaşan Prof.lar, olayı rayından çıkartıp, Sn.Cumhurbaşkanımızı ikna ettiler ve vatan sevdalısı, yanlış yola sapmamış Y.Doç.Dr.ları, yükseltmediler. KORKTULAR…Sahtekarlar yine kazandı ve atı alan Üsküdar’ı geçti!..Bu gerçeği kimse görmüyor.. Kısaca; gönüller  çok kırık!..

Prof.Dr.Ulvi Saran, “İş yerinde pimi çekilmiş 9 bomba” yı yazmış; Saygı yoksunluğu, Güven eksikliği, Olumsuzluğa takılmak, Birbirinin kuyusunu kazmak, Birbirini şikayet etmek, Geri bildirim vermek, Devamsızlık ve geç kalmak, Yetki ve sorumluluk karmaşası, Aidiyet eksikliği”

Ne dersiniz, doğru mu?

Ya da, sizde de yaygın mı?

 

Yorumlar