YAZARLAR

Sığınmacı ve göçmen olmak kolay mı?

Hafta sonu İzmir’de Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği’nin (SGDD-ASAM) organize ettiği “Medya ve Mülteciler: Basın buluşmaları” konulu toplantıda idim.

Prof. Dr. Zakir Avşarzakiravsar@internethaber.com

Ülkemizden ve Suriye medyasından pek çok saygın ismin katıldığı toplantıda, mülteci, göçmen, sığınmacıların dünya yüzündeki hareketlilikleri ve Türkiye’nin durumu hakkında değerli uzmanlarca bilgilendirildik.

Göç ve Sığınma Hareketleri ve Yerel Medya Kısmında benim de moderatör ve konuşmacı olarak görevim vardı, yerel medyamızın çok kıymetli isimleri Feridun Fazıl Özsoy, Mevlüt Yeni ve Mehmet Çelik’in sunumları ise gerçekten dolu dolu, bilgilendirici idi. Göç ve sığınma hareketliliğinin birinci elden tanıkları kuşkusuz ki yerel medya mensuplarımızdır. Hareketliliğin en çok olduğu illerden gelen bu deneyimli, değerli Cemiyet Başkanı gazetecilerimizin gözlemleri, değerlendirmeleri önemli idi…

Göçmen olmak, sığınmacı olmak, mülteci olmak zordur. Bunları tek tek sıralıyorum, çünkü hepsinin hukuki statüsü farklıdır. Hukuki statülerinin farklılığına rağmen hepsinin kaderi aynıdır: Köklerinden, ailelerinden, vatanlarından, evlerinden, işlerinden, yuvalarından kopmuş makus bir talihi yaşayan insanlar…

Türkiye şu anda dünyada göç ve sığınmacı hareketliliğinin en fazla yükünü çeken ülke. Resmi rakamlar ülkemizde 3.6 milyonu Suriye’de devam etmekte olan iç savaştan kaçan yani Esed Rejimi’nden, DAİŞ ve PKK/YPG'den kaçan sığınmacı, bunlara ilaveten Afganistan, Pakistan, Bangladeş, bazı Afrika ülkeleri ve Orta Asya ülkeleri başta olmak üzere pek çok ülkeden gelen yarım milyon civarında düzensiz göçmene ev sahipliği yapıyor… Dünyada Türkiye’den sonra sığınmacı ve göçmen sayısı itibariyle ikinci ülke Pakistan ve bu sayı Türkiye’nin üçte biri kadar…

Batı sürekli bir şekilde Türkiye’nin göçmen ve sığınmacılara tavrını sorguluyor. Ülkelerine kendi vatandaşları bile olsa, DAİŞ terörüne bulaşmış sorunlu insanların dönmesini istemeyen, uluslararası hukuka aykırı bir şekilde vatandaşlıktan çıkarmaya ve dolayısıyla sorundan kurtulmaya uğraşan ülkelerin taahhütlerini yerine getirmemeleri ve işin tüm maddi, manevi yükünü Türkiye’ye bırakmaları ise ayrı bir konu.

Gazete haberleri ile öğreniyoruz ki, Yunanistan bir şekilde sınırlarından içeri girmiş düzensiz göçmenlerden 24 bin kişiyi geri itme yoluyla Türkiye’ye göndermiş. Bunu yaparken de telefonlarını, ayakkabılarını, giysilerini, evraklarını dahi almış.

Yine Yunanistan’daki sığınmacı ve mülteci kamplarından görüntüler sıklıkla yerli ve yabancı medyaya yansıyor. Bu çağa yakışmayan gayri insani şartlar altında insanları perişan ediyorlar. Türkiye’deki kamplar, geri gönderme istasyonları ise neredeyse beş yıldızlı otel konforunda.

Suriyelilere sağlanan imkanlar dünya kamuoyu tarafından artık çok iyi biliniyor. Düşünün ki, 1.3 milyon Suriyeli çocuk değişik düzeylerde Türkiye’de eğitim öğretime devam ediyor. İç savaşın bu ülkenin gelecek nesilleri için tümden yıkıcı olmaması için muazzam bir önlemdir bu. Sağlık, sosyal yardım şartları ise herhalde bu kadar büyük sayıda sığınmacı için sağlanabilecek en ileri düzeyde. Bu kadar büyük sayıda sığınmacı diyorum, şunun için bizdeki sığınmacı sayısı pek çok AB üyesi ülkenin nüfusundan büyük. Bakınız Litvanya nüfusu 2 milyon 900 bin, Slovenya 2 milyon 100 bin, Letonya 1 milyon 900 bin, Estonya 1 milyon 300 bin, Lüksemburg 600 bin, Malta 450 bin…

Türkiye’ye yönelik her kararda imzası olan Arap ülkelerine bakın, hangisi bizim kadar sığınmacı almış… Mısır’da 132 bin kişi var… Irak’ta 252 bin kişi… Suudlar zaten kimsenin yüzüne bakmıyor.

Gocunuyor muyuz? Hayır. Kardeşlerimizdir. Zor durumdalar ve barış sağlanıncaya kadar misafirlerimizdir. Türkiye ise, devleti ile, hükümeti ile, sivil toplumu ile, medyası ile sığınmacıların yanında ve yardımındadır. Varlıklarından rahatsız olmadığı gibi ülkemizde bulundukları süre içinde nasıl daha iyi koşullarda yaşarlar diye mücadele vermektedir. Göç ve sığınmacılarla ilgili çalışan kamu görevlileri de, sivil toplum örgütleri de 7/24 büyük bir fedakarlık içinde, sorumluluk şuuru ile hareket etmektedir.

Tarih yarınlarda bu insanların nasıl büyük bir işi başardığını yazacaktır.