YAZARLAR

Sevgi adabı

Kutsalı olmayan sevgilerle; bilmediğimiz, bilemeyeceğimiz yaman yerlere savrulduk… Ruha erişmeyen, bedende tükenen sevgilerde ömrümüzü tükettik. Egomuzun kirli tutkularını, arzularını sevgi zannederek, sevdik.

Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırının sayıldığı;insanların kalpten kalbe konuştukları, sesin ve sözün yumuşaksöylendiği,  henüzvefanın, diğerkâmlığın, nezaketin, tevazuun, zarafetinevlerimizden, mahallelerimizden, hayatımızdan küsüp gitmediğivakitlerde, her şeyin bir edebi vardı…

Herkes hayatta edebi kadar vardı. Başta taç olanedep; evde, mahallede, sokakta, çarşıda, dost sohbetlerinde,gönüllerde de taç idi…

Gizlide de açıkta da edep vardı…

Edep; akılla bilginin, irfanla bilgeliğin ilmek ilmekdokuduğu bir “insan-ı kamil” olma amacıydı…

Edep, insan olmakla olmamak arasındaki en asil farkbilinir, edebini takınmak, en değerli, en parıltılı giysi olarakgörülürdü…

Küçüklerin hala küçük olduğu, büyüklerin şefkatle,merhametle, affetmekle büyüklüklerinin her daim farkında olduğugünlerdi.

İnsanlar edepleri kadar değer görür, bilgi edep içinöğrenilirdi.

Edebi olmayan, edeple edebe davet edilirdi…

Edeple oturulur, edeple konuşulur, edeple susulur,edeple yürünür, edeple bakılır, edeple sevilirdi…

Edebi olmayan sevgi; bu sokaklara, parklarabahçelere, evlere uğramazdı…

***

Ne ki zaman geçti.

Köprünün altından çok sular aktı.

Sevme kültürümüzü ve sevgi adabımızı kaybettik.

Tuhaf tuhaf sevgiler ürettik.

Kedimizi, köpeğimizi, çocuğumuzu, babamızı, annemiziaşkım diye sever olduk.

Gerçek sevgiyi, sevgi yapan erdemli değerlerdenuzaklaştırdık..

Sahte, yoz, aldatıcı, ayartıcı sevgiler ürettik,televizyonların çok reytingli dizilerinden.

Sevgiyi, edepten kopardık.

Fedakârlıktan kopardık.

Sadakatten ayırdık.

Vefa, terk edeli uzun zaman oldu sevgilerimizi…

Merhametsiz, şefkatsiz sevgiler gördük.

Sorumluluktan kaçan sevgiler türettik. 

***

Sevgiyi, salt görselleştirip, eşe dosta, “gösteriş”malzemesi olarak sunar olduk.

Oysa sevgi, törenselleşti mi, gösterişe dönüştü mü;özünden kopar, çürür, sahteleşmeye başlar.

Egoları tatmin için, kalbe ulaşmayan sevgilerürettik.

Marketten alış veriş yapar gibi, “çıkarlar” üzerinekurduk onu.

Güvenmeden sevdik, güvensiz sevdik.

Ölçmeden, biçmeden, tartmadan sever olduk.

Ansızın seven, ansızın terk eden şıpsevdileredöndük.

Niçin sevdiğini bilmeden sevdik.

Kimi ve neyi sevdiğimizi bilmeden bağlandık...

Gönlümüzün çöp tenekesinde, çürümüş, kokuşmuş sevgiartıkları biriktirdik.

***

Kutsalı olmayan sevgilerle; bilmediğimiz,bilemeyeceğimiz yaman yerlere savrulduk…

Ruha erişmeyen, bedende tükenen sevgilerde ömrümüzütükettik.

Egomuzun kirli tutkularını, arzularını sevgizannederek, sevdik.

Eğlenmek için, eğlencelik için…

Sakız çiğner gibi, bir restoranda fast food yiyecekyer gibi...

Tüketmek için, tükenerek ve tüketilerek…

Ucuz sevgilerimizi; pahalı, gösterişli, janjanlıhediyelerle; ayartıcı, sahte, şeytani sözlerle süsledik.

Sevgi kazalarında; umutları, hayalleri, gelecekleriyok edilen, ölümün eşiğine gelen gözü yaşlı kurbanlar verdik.

***

İlmin kapısı Hz. Ali, "Muhabbeti, hürmet ilepekiştir" der.                         

Saygısız, sevgi korumasız sevgidir.

Saygı, sevginin direğidir.

Sadakat, nefesi.

Vefa, kalbi.

Özveri, canı.

Edep, ruhudur.

Hikmet yolunun ulularından Abdülaziz Bekine;“Sevginin bir tek terazisi vardır. O da fedakârlıktır.” diyeöğütler.

Sonuç olarak söylenecek söz; hakiki bir sevgiistyorsan;

“Önce hak et!”

Çünkü hak edilmemiş her şey, sahibine ziyandır.

Yorumlar2 yorum