YAZARLAR

Organik hoşafta boğulan özgüvenlerimiz

Oysa hiç de zor değil bir “aferin” ile taltif etmek, “bravo” diyerek takdir etmek.

Mustafa Sabri Beşermsbeser@internethaber.com

Geçtiğimiz haftalarda bir televizyon kanalının düzenlediğiyarışmada başörtülü genç bir bayan hazırladığı “organikhoşaf” projesi ile finale kaldı. Yarışma televizyondayayınlanıp halkın ve medyanın haberdar olmasıyla birlikte adeta birlinç olayına şahit olduk.

Yarışmacı bayan hakkında alay edici, dalga geçen şeyler yazıldı,söylendi. Sosyal medya bu konuyu diline pelesenk eyledi,yarışmacının fikri ve aklıyla alay eden paylaşımlaryapıldı.

Sonradan olayın o kadar basit olmadığı, organikhoşafın hiç de alay edilecek bir yönü olmadığı tam aksineprojenin bir altyapısı olduğu ortaya çıktı ama artık olan olmuştu.Söylenen sözler, yazılan yazılar bir linç vakası olaraktarihteki yerini aldı.

Ben bu yazımda olayın ne kadar ilmi olduğundan, yarışmacıbayanın başörtülü olup olmamasından bahsetmeyeceğim. Çok daha acıve elim bir olaya dikkatleri çekmek istiyorum.  

Maalesef toplum olarak olaylar karşısında çok yüzeyseldavranıyoruz. Ya çok önyargılı davranıyor veya çok duygusalyaklaşıyoruz. Genellikle de sonuçları çok kırıcı ve üzücü oluyor vehatta telafisi imkânsız oluyor…

Zannederim hiç sorulmadı ama ben şöyle bir soru sormakistiyorum:

Bütün yazılıp çizilenlerden, hakaretvari sözlerden o genç kızpsikolojik olarak nasıl etkilendi?

Büyük bir özgüvenle çıktığı yarışma sonucunda özgüveni hâlâyerinde mi?

Özgüven katili bir toplum olduk

El çizgilerinden karakter ve yetenek analizi yapan bir dostumunyaşadığı bir olay aslında temas etmek istediğim konuyu bütünçıplaklığı ile ortaya koyuyor.

Arkadaşım, karakter analizi yaptığı kişiye şunu söyler:“Sizde aslında büyük bir ticari yetenek varmış ama maalesefözgüveniniz olmadığı için bu yeteneğinizikullanamamışsınız.”

Bunu söylediğinde muhatabı şu cevabı verir: “Ben özgüvensizolmayayım da kim olsun. Evet, bende bir ticari yetenek vardı, hattabu yeteneğim çocuk yaşlarımda da kendisini gösteriyordu. Bir günbabama dedim ki: ‘Baba, buradan bir tarla alalım, buralar ilerdeçok değerlenecek.’ Bunu söylememle birlikte babamdan şaplağı yemembir oldu. ‘Bacak kadar boyunla bana akıl mı veriyorsun kerata.’Aynı şekilde ağabeylerim de beni hiç kaale almazlar hepküçümserlerdi. Ben de bir müddet sonra vazgeçtim. Ben özgüvensizolmayayım da kim özgüvensiz olsun”

Evet, başta anne-babalar olmak üzere adeta birer özgüvenkatili topluma dönüştük.

Birisi farklı bir şey yapmaya görsün hemen başlıyoruzaşağılamaya, dalga geçmeye. Veya “Sen küçüksün,yapamazsın”“Senin aklın yetmez böyle şeylere”diyerek küçümsüyoruz çocuklarımızı.

Bu sadece çocuklarımız için geçerli değil. Bizden olmayan,farklı düşünen kişileri de değişik saiklerle linç ediyoruz.

Bundan yaklaşık 10 yıl önce kansere çare bulduğunu söyleyenZiya Özel’e de değişik gerekçelerle toplum olarak linçkampanyasında bulunmuştuk. O da gitti projesini başka birülkede gerçekleştirdi.

Toplum olarak sürekli girişimci yokluğundan şikâyetediyoruz. Oysaki ihtiyacımız olan girişimcileri daha çocukyaşta kendi ellerimizle katlediyoruz.

Kendince çok güzel resim yapan çocuğun resmini küçümsüyor,sesinin güzel olduğunu düşünerek şarkı söylemeye çalışan küçüğüsusturuyoruz. Sesini kestiğimiz, resmini beğenmediğimiz çocuğunruhunda yol açtığımız depremlerin farkına bilevarmıyoruz.

Oysa hiç de zor değil bir “aferin” ile taltif etmek,“bravo” diyerek takdir etmek. Bu basit işlemiyaparak topluma nice güzel değerleri kazandırmışolacağız.

Gelin toplum olarak bir seferberlikbaşlatalım.

Bizden olmasa da, aklımıza yatmasa da “üreten”insanları anlamaya, takdir etmeye çalışalım.

Evet, eleştirelim, kendi fikrimizi söyleyelim ama“özgüven katilliği” yapmayalım. Unutmayalım kibugün yaptığımız hatalar ileride sonuçları daha ağır olarak bizegeri dönecektir.

SOSYAL MEDYADA TAKİP İÇİN:


Yorumlar7 yorum