O zaman dans...
Bismillahirrahmanirrahim
Gören duyan da aileyi ben bu hâle getirdim sanacak…
Aile bakanımız, bugün hanelerin yüzde 57’sinde çocuk bulunmuyor. Bunu değiştirmemiz lazım. Aile bizim en güvenli limanımız demiş…
Dostum Şakir’le birbirimize bakıyoruz. Sebastian’ın yerine geldik. Çay içip “İndim dereye taş bulamadım.” türküsü açacak ve oynayacağız.
Şakir, “Çörçil var mı Sebo!” diye bağırıyor.
Sebastian o bilindik espriyi yapıyor.
-Çörçil ne Şakir?
-Vinston olan Sebo!
Kendi esprisine kendisi gülüyor.
Tık tık Necati huyumuzu bildiği için türkümüzü açıyor. İki tur dönüp nefes nefese yerimize oturuyoruz. Şakir’in alnı boncuk boncuk terlemiş.
Yorgun dostum bir süre anlam veremeyen gözlerle etrafa bakıp “Bu kadar derdin arasında biz neden oynadık ki?” diyor.
-Bahtin!
-Bahtin kim?
-Mihail olan! Adına “karnaval” dediği bir teorisi var. Mesela bir olgu karşısında izah edemeyecek kadar çaresiz kaldığında “O zaman dans!” diyorsun. Bir rahatlama geliyor.
Kısa bir sessizlik oluyor...
Necati bir şey deniyor olacak ki türkü bir daha çalmaya başlıyor.
Hadeee, kalkıp bir tur daha dönüyoruz.
Şakir soluk soluğa sesleniyor, “İhtiyarlıyoruz artık! Umreye mi gitsek! Ya da dur önce Bişkek’e gidelim! Mezuniyetin 20. yılını kutlamaya. Sonra umreye gideriz ha, ne dersin?”
O sırada dükkâna iki genç kız geliyor. Bir masaya oturuyorlar. Sebastian ciddiyetini takınıyor. Necati gidip klasik müzik açıyor.
-Karnaval, diyordun!
-He karnaval! Bir toplumun ayarları bozulmaya başladığında akıl sağlığını korumak için insanlar “O zaman dans!” moduna giriyor.”
-Desene memlekette bu yüzden komedyen enflasyonu var.
-Karnaval zaten kuralların ters yüz edilmesi demek!
-Yani?
-Yanisi şu… Karnaval ortamında sosyal tabular da ortadan kalkıyor…
İşte o vakit, sevgilini, sevgilinin en yakın arkadaşı ile aldatıp kendine sevgili yapmak ve eski sevgilinin en yakın arkadaşı olan yeni sevgilini de onun en yakın arkadaşı ile aldatma izansızlığını milyonlarca insana anlatabilmek bir karnaval ortamında normalleşiyor…
-Bir dakika. Nefes alsana oğlum. Kim kimin sevgilisi. Anlamadım.
Necati tane tane anlatıyor.
-Kınamayın, estağfurullah deyin!
O sırada dükkâna gelen kızlar telefonlarına bakıp yüksek sesle kahkaha atıyor.
Masamız sessizleşiyor.
Kızlardan birinin sesi geliyor.
-Ben 21. Ya sen kaç yaşındasın?
-…
-Hoha! Dede bu ya!
Yanındaki arkadaşı lafa karışıyor.
-İkiniz de mi 32…
…
Artık karşıdaki ne cevap verdiyse ikisi de kahkaha ile gülüyor.
Necati yanımıza geliyor.
-Çörçil getireyim mi abi!
-Yüzümüz asık. Bir şey düşünüyormuş gibi yapıyoruz ama diğer masayı dinliyoruz.
-Gerçekten 32 mi?
…
Kahkaha
-Biz mi? Biz X Kafedeyiz.
…
-Gelelim mi diyorsunuz?
…
-Tamam, ama burada oturmayalım.
Telefon kapanıyor. Kızlar sırayla makyaj tazelemeye tuvalete gidiyor.
Tadımız kaçıyor. Herkes kendi aleminde.
Şakir’e muzip bir bakış atıyorum.
-Doğru söyle. Kıskanıyor musun üzülüyor musun?
Soru beklemediği yerden, biraz afallıyor. Kıskanıp kıskanmadığını düşünüyor.
-Kimi kıskanıyor muyum?
-Kızların yerinde olmak istemediğine emin olduğuma göre 32 yaşındaki mendeburları kastediyorum?
Şakir uzaklara bakmış cevap düşünürken. Lüks bir araba dükkânın önünde duruyor. İki tane zıpır dükkâna girip kızların yanına oturuyor.
Bizim masa yine sessiz!
Heriflerden birisi kalkıp kızların hesabını ödemek üzere kasaya geliyor.
Necati pis bir sırıtmayla “yavşak yavşak” hangi hesap, kimin hesabı diye rolleniyor. Tam dayaklık var ya şu Necati! Kel kafasına bir tane şaplatacaksın!
Neyse hesap ödeniyor. Evli evine köylü köyüne! Dayak yemiş gibi oturup kalıyoruz.
Bu sırada Necati köftehoru Rahmetli Harun Kolçak’ın “Yanımda Kal” şarkısını açıyor.
Cep telefonlarımızın ışıklarını açıp Levent Yüksel konserlerindeki kırk yaş üstü boşanmış ablalar gibi ellerimizi iki yana açarak şarkıya eşlik ediyoruz.
-Ne yapsak? Hadi Kocatepe Camii’ne gidip hacet namazı kılalım!
-Bu saatte açık mıdır?
-E Hacı Bayram’a gidelim…
-Yok oğlum bu saatte orada dayak yeriz.
-Sen beni eve bırak o zaman.
Dereye inip taş bulamadığımız için pek neşeli başlayan gecemiz, “Yanımda Kal” romantizmiyle son buluyor.
Son Söz: Şüphesiz güldüren de O'dur, ağlatan da. (Necm, 53/43)
-