YAZARLAR

Müslümanlık ve Şovenizm…

Şanlı/şöhretli bir din Müslümanlık. Bu dinin mensubu iseniz, Avrupa’da başka, Türkiye’de başka problemlerle savaşmak kaçınılmaz oluyor.

Şanlı/şöhretli bir din Müslümanlık. Bu dinin mensubu iseniz, Avrupa’da başka, Türkiye’de başka problemlerle savaşmak kaçınılmaz oluyor.

Aslında biz Avrupa’da yaşayanların kafası daha karışık…

Avrupa’da İslamofobi ne kadar güçlense de, onlar kendi emniyetleri (!) için son hızla bizi anlamaya çalışıyor.

Dinimizi tartışıyorlar, çünkü Müslümanlığı tehdit olarak algılıyorlar.

NZZ Zürich gazetesinde çıkan haberde, Müslümanlar için hazırlanan 100 sayfalık raporda; bu dinin Avrupa’daki coğrafi dağılımı hakkında bilgilendirme, zorla evlendirme, sünnet, zorla örtünme gibi konular irdeleniyor.

Yaşanılan ülkenin dilinin iyi konuşulmamasının da verdiği sıkıntıya parmak basan araştırmacılar, minare yasağının ve İslam hakkında kalıplaşmış önyargıların var olduğunu belirtiyorlar ve Müslümanlara karşı sık sık yaralayıcı, olumsuz kamusal söylemlerin, medyada çıkan aşağılayıcı haberlerin olumsuzluğundan bahsediyorlar.

Başı örtülü bir Müslüman kızın okulda arkadaşları mayo/bikini ile havuza girerken, onlara katılamaması, aynı dine mensup olmaması sorunsalıyla, arkadaşlarının bu durumu anlayamaması, bazen alay konusu olması, anne/baba baskısı ile baş/göz edilmesi (hala böyle evlilikler var), ciddi sorunlar olarak bakılıyor.

Tabii sorunlar çok çeşitlendirilebilir ama amacım bugün bunları size yazmak değil.

Bir Müslüman olarak, yurtdışında nasıl kendimizi yabancı hissediyorsak, kendi ülkemizin de yabancısı oluveriyoruz, benim derdim bu sanırım…

Şekilcilik çamuruna saplanmış ülkemin, ’’bunu yaparsan cennetlik, yapmazsancehennemliksin’’ yobazlığını kendine görev edinmiş insanları ve dini; oruç tutmak, namaz kılmak, Hacca gitmek üçgeninde değerlendiren, karşısında hep tek tip insan görmek isteyen binlerce kişinin artık milyonlara dönüştüğünü görmek beni ciddi ciddi endişelendiriyor.

Ilımlı İslam diye bir şey olmadığını artık biliyoruz. Yarın/öbür gün kamuda başörtüsü zorunluluğu diye bir haber gündeme gelirse sanırım en çok şaşırmayan ben olacağım.

Bugün hosteslerin makyaj tonlarına karışanların ,yarın baş örtüsü zorunluluğu getireceğini bilmek için artık çok da zeki olmak gerekmiyor. Ramazan ayında oruç tutmayanlar cezalandırılacak, alkol alanlar belki de taşlanacaklar. Bunların hiç uzak ihtimal olmadığını görüyoruz.

Geçtiğimiz günlerde, Irak’ta alkollü içki satan dükkanlara otomatik silahlarla ateş açılıyor, 11 kişi ölüyor,11 kişi yaralanıyor…

Hiç şaşırmadık di mi?

Ama ben artık bu tür olayların ülkemizde de olmasından/olabilme ihtimalinden dolayı kaygılanıyorum.

Kaygılarımda haksız olmadığımı biliyorum.

Ayran ’’milli içki’’ ilan ediliyor…

Bizlerde, binlerce espri uzmanı (!) olarak günlerce bu olayı ti’ ye alıyoruz. Olayın ciddiyetinden hemen uzaklaşıyoruz. Gündem değiştirmek için yapılan bir atraksiyon zannediyoruz…

Peki, emin misiniz tüm bunların atraksiyon olduğuna?

Ben şuna eminim; Bu iktidarın her söylediği bugün olmasa bile yarın olacak gerçekler…

Bu iktidar bu tür konularda hiç boş konuşmuyor.

Ayran ’’milli içki’’ deniliyorsa öyledir.

Hostes kırmızı ruj kullanmayacak diyorsa emre itaat edilecektir.

Ayasofya cami olacak diyorsa olacaktır.

Halka ’’verin biber gazını’’ deniliyorsa, verilecektir.

Kadının kıyafetine, makyajına, hal ve hareketlerine, kocasına davranışına kadar müdahale edilmesi, ardından yediğimiz/içtiğimize kadar karışılması, yasaklar için önergeler sunulması, eğitimde kendi rejimleri doğrultusunda yapılan değişimler derken, ben gerçekten endişeleniyorum.

Diğer taraftan…

Avrupa’nın, sayısı gitgide artan Müslüman çoğunluğu bir tehdit olarak görüp, kaygı duymasını da anlıyorum.

Kendi içinde bölünen Müslümanların, farklı din anlayışları, açıklık/kapalılık, tutuculuk/marjinallik görüntüleri, Avrupa’lıların kafasını bir taraftan ciddi ciddi karıştırırken, ülkemizde ’’ılımlı İslam’’ adı altında, art arda gelen yasaklar da hiç gözlerinden kaçmıyor.

Netice itibarıyla, henüz rayına oturmamış bir din görüntüsü veren ve maalesef bir şova dönüştürülen dinimiz, yerkürenin sadece bir noktasında yaşamayan bizleri çıkmaza soktuğu gibi en çok da ülkemizde, dinimizin sadece Allah’la kulun arasında yaşanması gereken bir din olduğuna kalben inananları zora sokuyor.

Dinimiz bir şekilcilik dini değil. Manipülasyonla, diktatörlükle, halkın iç refahını/düzenini/huzurunu bozan, tek tip insan yaratmaya yönelik hummalı çalışan bu iktidar, çevresindeki muhalefet geçinenleriyle birlikte topyekün beni ve milyonları kaygılandırıyor.

Dinimizde ’’temizlik imandan gelir’’ diye bir söz vardır.

En son İstanbul seyahatimde yine şunu gördüm ki; herkes evinin içinde pek temiz ama, kapısını b…. götürüyor. Sokakların her bir tarafına atılmış, açılmış çöp torbalarını görmekten ziyade, kimsenin bu görüntüden rahatsız olmamasıydı dikkatimi çeken.

Avrupalılar da tam tersidir. Evin içinden çok kapı önü temizliği önemlidir.

Balkonlarda ve/ya kapı önlerinde rahatsız edici görüntü olduğunda uyarılabilirsiniz.

Temizlik imandan geliyorsa, ama kapının önündeki çöp bir Müslümanı zerre kadar rahatsız etmiyorsa, bu inanana ne demek gerekiyor sayın okuyucu?

Lütfen bırakın insanları, neye/nasıl inanıyorlarsa öyle yaşasınlar.

Şovenist ruhunuzla dinimizi daha çok şov alanına dönüştürmeyin!

Yorumlar