BIST 1.331
DOLAR 7,81
EURO 9,48
ALTIN 461,39
YAZARLAR

Kim Kardashian’ın haksız isyanı...

Keşke Kim Kardashian Hrant Dink’i tanısaymış. Belki Ermenistan’ın ve Ermenilerin gerçek tarihini öğrenebilirdi…

İsmail GÜZELiguzel@nestech.net

Sosyal medya hesabı üzerinden özellikle Twitter da paylaşımlarda bulunan Ermeni kökenli ABD vatandaşı Kim Kardashian, Ermenilerin Karabağ'da saldırıya uğradığını iddia etti. Daha önce de 1915 olaylarına atıfta bulunarak Türklerin sözde soykırıma imza attığını beyan etmişti. Ama gerçekler Kardashian’ın iddia ettiği gibimiydi... 
 
Anlatalım.
 
Türkler kurdukları imparatorluklar sırasında bir Ermeni devleti ile karşılaşmadılar. 
 
Ermenilerden bir vatan parçası almadılar.  
 
Fethettiği topraklarda Ermeni azınlıklar ile karşılaştılar ve yüzyıllarca beraber insani bir anlayış içinde yaşadılar, daima onları korudular adalet ve huzur sağladılar.
 
Bizanslılar hakimiyetleri altına aldıkları Şark hıristiyanlarını (Ermeni, Süryani) Ortodoks yapmak için onlara zülüm ve eziyet yapmak da ağır vergiler almaktaydı. 
 
Bu sebeple Bizanslılarla Ermeni ve Süryaniler arasında hiç eksilmeyen bir düşmanlık vardı. 
 
Ermeni Patriği Mihael bu düşmanlığı, “hristiyanların Romalılardan gördüğü eziyetlere benzetir.”
 
Daha Malazgirt muharebesinden önce Ermeniler 13. defa tehcire uğramanın, çektikleri zülüm ve işkencelerin acısını çıkarmak için Bizans’a cephe almışlardı, Türklere ise yardıma hazırlanıyorlardı.
 
Bu durumdan haberdar olan Romen Diyojen “seferden dönüşüm Ermenilerin sonu olacak” demişti. 
 
Anadolu Selçuklu hakimiyeti kesinleşince Ermeniler ve diğer azınlıklar Selçuklu sultanlarının adalet ve merhametleri karşısında Sulh içinde rahat ve huzurlu yaşamışlardır. 
 
Anil’i Samuel; “böyle giderse bütün Avrupa Müslüman Türklere tabi olmakla gecikmeyecektir” demiştir.
 
Batı hristiyanlarının vahşiliği, aç gözlülüğü, sahtekarlığı, müslümanların ise hıristiyanlara karşı hoşgörülü davranışları karşısında son Bizans kralına, “Bizansta Latin kasketi görmektense Türk kavuğunu görmeyi tercih ederim” sözünün mana ve mahiyeti önemlidir.
 
Osmanlı devletinin kuruluşuna kadar Ermeniler Anadolu Türk beylikleri arasında azınlık olarak yaşıyorlardı. 
 
Selçukluların bıraktığı yerden idareye devam eden Osmanlı devleti ile azınlıkların adalet ve huzur içindeki hayatları devam etmiştir. 
 
Ermeniler fetihten önce nüfus bakımından Bizans da çok azdı. 
 
Bizanslı Rumlar ise Ermenilerden pek hoşlanmıyordu. 
 
Ermenilerin İstanbul’a büyük çaptaki göçü ve yerleşmeleri İstanbul’un fethinden sonradır. 
 
Anadolu’da Bizanslılardan zulüm gören Ermeniler Türk hakimiyetine geçip Türkler tarafından ayrı bir cemaat olarak himaye görmüşler ve bu sebeple Türklere bağlanmışlar, Türklerin güvenini ziyadesiyle kazanmışlardı. 
 
Orhan Gazi’nin 1326’da Bursa’yı feth ederek payitaht ilan etmesinden sonra Türklerin himayesinde bulunan Ermenilerin ruhani reislik merkezi Bursa’ya taşınmıştır. 
 
Bilhassa Anadolu’dan gelen Ermeniler sanatkar, mimar, kalfa ve küçük sanat erbabı idiler. 
 
Gerek Selçuklu, gerekse Osmanlı devleti sınırları içinde aynı inancı ve kültürü taşımayan gayri milli unsurlar ermeni, rum ve yahudi dinlerinin gerekliliklerini istedikleri gibi yerine getirmişler, yaşamaları devletin teminatı altına alınmıştı.
 
Fatih İstanbul’u feth ettiğinde İstanbul’un dört bir yanında büyük Sultan’ın fermanları okundu. 
 
Fermanda şöyle deniliyordu; “saklanmış olan şehir halkı hiçbir şeyden korkmadan çekinmeden meydana çıksın, kaçanlar evlerine işlerine dönsün, herkesin canı, malı, dini inanışı, milli örf ve adetleri tamamen Müslüman Türk adaletinin teminatı altındadır.” 
 
Bu fermanların ilanı üzerine Bizanslılar şaşkın duruma düşmüşlerdi. 
 
Zira Türk sultanı çağın anlayışına tamamen zit hareket ediyordu. 
 
Ortaçağ Hristiyanlık anlayışına göre fetihten sonra bütün yerli halk kılıçtan geçirilirdi. 
 
Fakat İslam’ın fetihlerdeki esas amacı İslami hayatı, İslam ahlakını insanlara tanıtmak, sulh ve huzur sağlamak, Hazreti Muhammed’in sancağını dünyanın dört bir yanına ulaştırmaktı. 
 
Amaç sömürgecilik ve kölelik değildi. 
 
Emperyalizm değildi. 
 
Müslüman Türk tarihi bunun en güzel örneğidir. İstanbul’u feth ederek köhnemiş Bizans’ın zulmüne son veren yeni çağı açan Fatih sultan Mehmet kendisi ile aynı inancı paylaşmayan ermeni rum ve yahudileri tanıdı. 
 
İşte o günkü İnanç hürriyetini bugünün insan hakları savunucuları kafalarına bir türlü sığdıramamaktadırlar. 
 
Fatih sultan Mehmed’in fetihten sonra okunan fermanları üzerine rum halkı büyük bir sevinç ve mutlulukla yurtlarına yuvalarına işlerine döndüler. 
 
Belli bir tarihe kadar Ermeniler rum kiliselerinde para ile ibadet ediyorlardı. 
 
Fatih, Hovakim’i Ermeni Patriği olarak ilan ve tastik etti. 
 
Kumkapıdaki Ermeni patrikhanesi de o zamanlar Fatih tarafından Ermenilere tesis edilen rum kilisesidir. Bu husustaki ferman aynı şekilde patrikhanede de mevcuttur. 
 
Devam.
 
Osmanlı Devleti, Avrupa’da Viyana‘ya Karpat Dağlarına kadar yayıldı. Macaristan, Romanya Kırım. Asya’da Hemedan, Tebriz, Basra Körfezi, Umman Denizi sahilleri ve Afrika’da Sudan Büyük Sahra,  Libya, Tunus, Cezayir fethedilmiştir. 
 
Böylece Türk Osmanlı devleti tarihinin 6000 yıldan beri gördüğü en azametli devleti oldu. 
 
Bu azametli güç kuvvet düşmanları tedirgin etti, telaşlandırdı. 
 
Menfaatleri bozulan bütün devletler ve hedeflerine varamayan güçler dışarda ittifaklarını günden güne güçlendiriyordu. 
 
Bunlar Osmanlı’yı parçalamak için devletin sınırları dahilinde büyük bir hoşgörü, adalet, sulh ve sükünet içinde yaşayan azınlıkları kullanmayı planladılar. 
 
Onları basamak tahtası yaparak hayali bir çok vaatlerde bazen baskı ile onlardan faydalanarak başarılı oldular.  
 
Çeşitli telkin ve tahriklerle onları teşkilatlandırdılar. 
 
1827’de bu haçlı güçler Navarin de Türk donanmasını yaktılar. 1830’da da Yunanistan’ın istiklalini sağlayarak Osmanlı devletinden bir parça koparmış oldular.  Özellikle İngilizler, Osmanlı Devletini parçalamak için adeta bir yarış halindeydi.
 
Her yıkıcı faaliyeti destekledi. 
 
Entrikalar ile İstanbul’u işgal edip Osmanlı halifesini Malta adasına kaçırdılar.  
 
Aslında İngiltere’ye götüreceklerdi. Mukaddes emanetleri alması istenmişti. İslam’ın mukaddes mirasını almaya kendini yetkili görmeyen paşa baskılar karşısında almış gibi davrandı. Maltada almadığı anlaşılınca orada bırakıldı. 
 
“Padişah kaçtı” yalan ve propagandalarıyla da yıkılışı kolaylaştırdılar koca devlet paramparça oldu.
 
Rusya’nın ise o gün ve bugün hiç değişmeyen arzusu “Ermeni vatanı efsanesini” kullanarak doğu illerimize ve Çukurova’nın zenginliklerine çökmektir. 
 
1914’lerde Rusya, İngiltere, Fransa emellerini gerçekleştirmek için Ermenileri dördüncü müttefikmiş gibi kullandılar, onları basamak taşı yaptılar. 
 
Planları gereğince Rusya doğudan gelecek, fakat Ermeniler onlardan evvel Türkleri katlederek Ruslara meydanı açacaklardı. 
 
Fransızlar Mersin, Adana, Maraş ve Gaziantep’e çıkmak için yine Ermenileri kullandılar. Süper güçler planlarını aynen tatbik ettiler. 
 
Ermeniler yedi asır bağlı oldukları Türk devletini kuvvetlerini, vatandaşlarını her yerde arkadan vurdukları, o zamanki rakamlara göre yüzbinlerce Müslüman Türk katledildi.
 
Devlet bu anarşi karşısında tedbirlerini artırmak zorunda kaldı. Askeri bölgelerden Ermeniler uzaklaştırıldı. 
 
Büyük güçler istikrarsızlığı ayakta tutmak için herkesi kullandı. Ermeni terörüde bu planın bir parçasıydı.
 
İsminden başka hiçbir şeye sahip olmayan Ermeniler dönüp baktıklarında yaptıkları ihanetin karşısında ellerine neyin geçmediğini anlayabildiler mi? Ya da soruyu şöyle sorayım, acaba sapkınlığa kapılan Ermenilerin eline ne geçti?
 
Keşke Kim Kardashian Hrant Dink’i tanısaymış. Belki Ermenistan’ın ve Ermenilerin gerçek tarihini öğrenebilirdi…
 

Yorumlar