KARABAĞ İZLENİMLERİ- Karabağ'a giden yol

Karabağ'a doğru çıktığım bu yolculuk, benim yeni bir coğrafyayı görmek arzumdan doğmuş sıradan bir seyahat değildi. Bu yolculuk; çocukluğumdan beri dinlediğim aile hatıralarının, yıllarca üzerinde çalıştığım tarihî kaynakların, gönlümde büyüttüğüm Türk dünyası idealinin ve ortak kültür mirasımıza duyduğum bağlılığın tabiî bir devamıydı. Çünkü Karabağ, Azerbaycan'ın bir bölgesi olmakla birlikte Türk milletinin müşterek hafızasında acıları, kahramanlıkları ve kültürüyle yaşayan tarihî bir vatandır.

Bu anlamlı yolculuğun vesilesi de başlı başına tarihî bir değer taşıyordu. 2026 yılı, Azerbaycan'ın millî şairi, büyük fikir adamı ve Türk dünyasının ölümsüz sesi Samet Vurgun’un doğumunun 120. yılı olarak bütün ülkede çeşitli kültür ve sanat faaliyetleriyle kutlanıyordu. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev'in kararıyla gerçekleştirilen bu etkinlikler kapsamında, Azerbaycan Millî Bilimler Akademisi (AMEA) tarafından Şüvelan'daki Azerbaycan Yazarlar Birliği’nin Samet Vurgun Adına Sağlık ve Dinlenme Merkezi'nde, “Samet Vurgun'un 120. Doğum Yıl Dönümüne atfen "Bilim, Edebiyat ve Sosyal Hayat" adlı edebî ve sanatsal etkinlik gerçekleştirildi. Türkiye'den davet edilen misafir olmak benim için hem büyük bir onur hem de gönül borcuydu.

Şüvelan'daki toplantı, ortak dilimizin, tarihimizin ve kültürümüzün yeniden idrak edildiği, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki sarsılmaz kardeşliğin ilim ve sanat çevrelerinde bir kez daha vurgulandığı anlamlı bir buluşmaydı. Bilim insanları, edebiyatçılar, şairler ve sanatçılar, Samet Vurgun'un eserleri üzerinden yalnızca bir edebiyatçıyı değil, bir milletin hafızasını ve bağımsızlık ruhunu da değerlendirdiler.

Konuşmaları dinlerken zihnimde tek bir düşünce belirginleşiyordu: Milletleri ayakta tutan orduların yanında o milletin büyük şairleri milletlerin vicdanını, hafızasını ve geleceğe dair inancını diri tutan manevi mimarlardır. Samet Vurgun, Azerbaycan'ın tabiatını, insanını, tarihini ve vatan sevgisini şiirlerinde ölümsüzleştirmiştir. Kelimeleriyle gelecek nesillere seslenmeyi başarmış nadir şahsiyetlerden biridir. Aradan geçen yüz yirmi yıla rağmen onun sesi hâlâ Kür Nehri kıyılarında, Karabağ dağlarında, Tebriz ufuklarında ve Hazar'ın dalgalarında yankılanıyor gibidir.

Anma programının ardından asıl yolculuğumuz başladı. İstikametimiz, yıllarca hasretle anılan Karabağ'dı.

Çocukluğumuzdan beri adını savaş haberlerinde duyduğumuz Hocalı'yı, Azerbaycan kültürünün beşiği Şuşa'yı, uzun yıllar ulaşılamayan Hankendi'ni, Laçın'ı, Füzulî'yi, Ağdam'ı ve yeniden hayat bulan kadim Karabağ topraklarını kendi gözlerimizle görecektik.

Yola çıkmadan önce zihnimde iki farklı Karabağ vardı. Biri; tarih kitaplarının, destanların ve halk türkülerinin anlattığı yeşil yaylaların, han saraylarının, şairlerin, muğam ifacılarının ve âşıkların Karabağ'ı... Diğeri ise televizyon ekranlarından tanıdığımız yıkılmış şehirlerin, yakılmış köylerin, mayınlı arazilerin ve göçe zorlanmış insanların hüzünlü Karabağ'ı...

Fakat yolculuğumuz ilerledikçe bu iki Karabağ'ın yanına üçüncü bir Karabağ'ın eklendiğini gördüm. Bu, küllerinden yeniden doğan Karabağ'dı. Modern otoyolların birbirine bağladığı şehirler, yeniden yükselen kamu binaları, restore edilen tarihî eserler, minarelerinden yeniden ezan yükselen camiler, yıllar sonra ocakları tüten köyler ve ata yurtlarına kavuşmanın sevincini yaşayan insanlar… Her adımda büyük bir yeniden inşa iradesiyle karşılaşıyorduk. Karabağ artık savaşın hatırasını taşıyan bir coğrafya değil; barışın, dirilişin ve geleceğe güvenle bakmanın sembolü hâline gelmişti.

Bu yolculuk boyunca bana değerli kardeşlerim Dr. İsmayıl Umudlu ile Doç. Dr. İlhame Kasabova mihmandarlık ettiler. Kaptanımız ise Emekli Deniz Albay Sehavet Hasanov idi. Gittiğimiz her yerde tarihî yapıları, yaşanmış hatıraları, halkın hafızasında yaşayan hikâyeleri ve mekânların ruhunu sabırla anlattılar. Böylece gördüğümüz her taş, her çeşme, her anıt ve her cadde, geçmişten bugüne uzanan sessiz bir tarih vesikasına dönüştü.

Karabağ yolculuğunun benim için daha derin ve şahsî bir tarafı da vardı. Kazak rayonunda Bolşevik işgali sırasında şehit düşen ulu dedem Memmed Baba'nın kabrini, II. Şıhlı köyünde ebedî istirahatgâhında bulunan başta kıymetli ablam Tamara Hacıkızı olmak üzere pek çok akrabamın mezarlarını ziyaret edecek olmak, bu seyahati yalnızca ilmî bir inceleme veya kültürel bir gezi olmaktan çıkarıyor; aile hafızamla millet tarihini aynı çizgide buluşturan duygulu bir yolculuğa dönüştürüyordu. İnsan bazen tarihî olayları kitaplardan öğrenir; bazen de bir mezar taşının başında, geçmişle bugünün birbirine nasıl bağlandığını bütün derinliğiyle hisseder.

Bu yazı gezip gördüğüm şehirleri anlatan bir gezi yazısı olmakla birlikte Karabağ'ın tarihine, kültürel mirasına, yeniden imar sürecine ve bu toprakların insanında yeniden filizlenen umuda dair gözlemlerimin, araştırmalarımın ve duygularımın ortak bir ifadesidir. Okuyucular, bu sayfalarda Hocalı'nın sessiz çığlığını duyacak, Şuşa'nın taş sokaklarında tarihle yürüyecek, Cıdır Düzü'nün ufkunda özgürlüğün nefesini hissedecek ve Karabağ'ın yeniden dirilişine yakından tanıklık edecektir.

Çünkü bazı yolculuklar, gidilen yerleri değil; insanın kendi hafızasını, kimliğini ve gönül coğrafyasını keşfetmesini sağlar.

Karabağ'a yaptığım bu seyahat de benim için, tarihin izinde yapılan böyle bir gönül yolculuğu oldu.

Karabağ Meselesinin Tarihî Arka Plânı

Karabağ, tarih boyunca Kafkasya'nın en önemli Türk yurtlarından biri olmuştur. Stratejik konumu, verimli toprakları ve zengin kültürü sebebiyle birçok devletin hâkimiyet mücadelesine sahne olmuştur. XVIII. yüzyılın sonlarında Karabağ Hanlığı'nın idaresinde bulunan bölge, 1805 yılında Karabağ Hanı İbrahim Halil Han ile Rus Çarlığı arasında imzalanan Kürekçay Antlaşması'yla Rus nüfuzuna girmiş, 1813 tarihli Gülistan Antlaşması ve 1828 Türkmençay Antlaşması sonrasında ise Rus hâkimiyeti kesinleşmiştir.

Rus yönetimi, Kafkasya'daki demografik yapıyı değiştirmek amacıyla İran ve Osmanlı topraklarından çok sayıda Ermeni nüfusu Karabağ ve çevresine yerleştirdi. Bu politika, ilerleyen yıllarda bölgede yaşanacak etnik ve siyasî anlaşmazlıkların temel sebeplerinden biri oldu.

1918'de kurulan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti döneminde Karabağ, Azerbaycan'ın ayrılmaz bir parçası olarak kabul edildi. Ancak Sovyet hâkimiyetinin başlamasının ardından, 1923 yılında Dağlık Karabağ Özerk Vilayeti Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti sınırları içinde oluşturuldu. Bu idarî düzenleme, ileride büyüyecek anlaşmazlıkların zeminini hazırladı.

1980'li yılların sonlarında Sovyetler Birliği'nin zayıflamasıyla birlikte, Dağlık Karabağ'ın Ermenistan'a bağlanması yönündeki talepler yeniden gündeme geldi. 1988 yılında başlayan gerginlik kısa sürede silahlı çatışmalara dönüştü. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla savaş daha da şiddetlendi ve 1994 yılına kadar süren çatışmalar sonucunda Dağlık Karabağ'ın yanı sıra çevresindeki yedi rayon (küçük şehir) da Ermeni kuvvetlerinin kontrolüne geçti. Yaklaşık bir milyon Azerbaycan Türkü doğup büyüdüğü topraklardan ayrılmak zorunda kaldı; şehirler, köyler ve tarihî eserler büyük ölçüde tahrip edildi.

Yaklaşık otuz yıl süren bu fiilî durum, 27 Eylül-10 Kasım 2020 tarihleri arasında gerçekleşen ve Azerbaycan'da 44 Günlük Vatan Muharebesi olarak adlandırılan savaşla önemli ölçüde değişti. Azerbaycan ordusu, uluslararası hukuk bakımından kendi toprağı kabul edilen birçok yerleşim yerini yeniden kontrolü altına aldı. Özellikle Şuşa'nın kurtuluşu savaşın dönüm noktası oldu. Eylül 2023'te gerçekleştirilen muharebenin ardından Karabağ'ın tamamında Azerbaycan'ın egemenliği yeniden tesis edildi.

Bugün Karabağ'da yürütülen kapsamlı yeniden imar ve iskân çalışmaları, yıkılan şehirleri ayağa kaldırmayı değil; bölgenin tarihî, kültürel ve sosyal hayatını da yeniden canlandırmayı amaçlamaktadır. Bu sebeple Karabağ, geçmişin acıları ile geleceğe dair umutların aynı coğrafyada buluştuğu tarihî bir hafıza mekânı olma özelliğini sürdürmektedir.

44 Günlük Vatan Muharebesi ve Egemenliğin Tamamlanması

2020 yılında kazanılan 44 Günlük Vatan Muharebesi'nin ardından Karabağ'ın büyük bölümü Azerbaycan'ın kontrolüne geçmiş olmakla birlikte, bölgede Rus barış gücünün konuşlandığı alanlarda Ermeni silahlı gruplarının varlığı bir süre daha devam etti. Zaman zaman yaşanan silahlı provokasyonlar, mayın döşeme faaliyetleri ve ulaşım yollarının güvenliğiyle ilgili sorunlar bölgede istikrarın tam olarak sağlanmasını engelledi.

Azerbaycan yönetimi, bu süreçte sorunun barışçıl yollarla çözülmesini ve Karabağ'daki Ermeni nüfusun ülkenin anayasal düzeni içinde yaşamasını savundu. Ancak yaşanan gelişmeler üzerine Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri, 19 Eylül 2023 tarihinde bölgede "yerel antiterör tedbirleri" olarak adlandırılan askerî operasyonu başlattı. Yaklaşık yirmi dört saat süren operasyonun ardından silahlı gruplar teslim olmayı kabul etti ve ateşkes sağlandı.

Bu gelişmeyle birlikte Karabağ'ın tamamında Azerbaycan'ın egemenliği fiilen yeniden tesis edildi. Böylece yaklaşık otuz yıl devam eden işgal ve fiilî ayrılık dönemi sona ermiş oldu. Sonraki süreçte devlet kurumları yeniden faaliyete geçirilmiş, ulaşım ağları açılmış, mayın temizleme çalışmaları hızlandırılmış ve kapsamlı imar projeleri hayata geçirilmiştir.

Bugün Karabağ'da yürütülen yeniden inşa faaliyetleri, şehirleri ve köyleri ayağa kaldırmakla birlikte bölgenin tarihî ve kültürel mirasını koruyarak hayatı yeniden canlandırmayı hedeflemektedir. Bu bakımdan 2023 yılı, Azerbaycan tarihinde ülkenin egemenliğinin bütün topraklarında yeniden sağlandığı tarihî bir dönüm noktası olarak kabul edilmektedir.

Ata Yurduna Yolculuk

Karabağ yolculuğumuzun ilk durağı, benim için aile hafızamın yaşadığı ata yurdu oldu. Önce Kazak rayonunun Yukarı Salahlı köyü karşısındaki tepede medfun bulunan, Bolşevik işgali sırasında şehit düşen ulu dedem Memmed Baba'nın kabrini ziyaret ettik.

KARABAĞ İZLENİMLERİ- Karabağ'a giden yol - Resim: 0


Ardından II. Şıhlı Köyü Kadim Mezarlığı'nda ebedî istirahatgâhında bulunan kıymetli ablam Tamara Hacıkızı başta olmakla akrabalarımın mezarları başında dua ettik.

KARABAĞ İZLENİMLERİ- Karabağ'a giden yol - Resim: 1

Geçmişle bugünü buluşturan bu ziyaretler, yolculuğumu tarihî bir gezi olmaktan çıkarıp derin bir gönül yolculuğuna dönüştürdü. İnsan, bazen atalarının mezarı başında kendi köklerini ve ait olduğu medeniyeti daha iyi anlıyor. Bu sessiz ziyaretler, Karabağ yolculuğunun en duygulu anları olarak hafızamda yer etti.

Gence'den geçerken, şehrin tarihî ve kültürel hafızasında müstesna bir yere sahip olan Han Bağı'nda kısa bir çay molası verdik. Asırlık çınarların serin gölgesinde, Gence'nin dingin ruhunu ve kadim şehir kimliğini hissederken, bu kısa mola kültür ve sanat ekseninde unutulmaz bir buluşmaya dönüştü. Burada, Gence Bestekârlar Birliğinin Başkanı, değerli bestekâr Memmed Caferov ile uzun yıllar Atatürk Üniversitesi ve Gaziantep Üniversitesinde görev yapan, Azerbaycan'ın seçkin müzikologlarından Prof. Dr. İlgar İmamverdiyev ile bir araya gelme fırsatı bulduk.

KARABAĞ İZLENİMLERİ- Karabağ'a giden yol - Resim: 2


İlgar İmamverdiyev -Ali KAFKASYALI - Memmed Caferov


Samimi bir dostluk ortamında gerçekleşen sohbetimizde, Azerbaycan'ın zengin musiki mirası, Gence'nin kültür ve sanat hayatındaki müstesna yeri, klasik ve çağdaş bestecilik anlayışı ile Türk dünyasının ortak müzik birikimi üzerine kapsamlı değerlendirmelerde bulunduk. Türkiye ile Azerbaycan arasında yıllardır güçlenerek devam eden kültürel ve sanatsal iş birliğinin önemi üzerinde dururken, ortak tarih ve müşterek medeniyetin şekillendirdiği bu köklü mirasın gelecek nesillere doğru bir anlayışla aktarılmasının önemini de dile getirdik.

Han Bağı'nın huzur veren atmosferinde gerçekleşen bu anlamlı buluşma, yalnızca bir çay molası değil; dostluğun, ilmin, sanatın ve ortak kültürümüzün aynı sofrada buluştuğu değerli bir hatıra olarak Karabağ yolculuğumuzun en güzel anlarından biri hâline geldi.

Berde'den Ağdam'a

Kabir ziyaretlerinin ardından Berde üzerinden Ağdam istikametine doğru yola çıktık. Yol boyunca uzanan modern otoyollar, yeni yerleşim alanları ve devam eden imar çalışmaları, Karabağ'da hayatın yeniden filizlendiğini gösteriyordu. Bir tarafta savaşın bıraktığı izler, diğer tarafta yükselen yeni şehirler, geçmiş ile geleceğin aynı coğrafyada nasıl buluştuğunu gözler önüne seriyordu.

Ağdam'a yaklaştıkça, yıllarca yıkımın sembolü olarak anılan bu toprakların yeniden ayağa kaldırılışına tanıklık ettik. Yol boyunca gördüğümüz inşaatlar, ağaçlandırılan alanlar ve yeniden kurulan altyapı, Azerbaycan'ın Karabağ'ı eski kimliğine kavuşturma konusundaki kararlılığını açıkça ortaya koyuyordu. Bu manzara, gezi boyunca göreceğimiz büyük değişimin de ilk habercisiydi.


Hocalı – İnsanlığın Susturulan Çığlığı

Karabağ yolculuğumuzun en hüzünlü durağı Hocalı oldu. Adı, 26 Şubat 1992 gecesi yaşanan ve yüzlerce masum sivilin hayatını kaybettiği trajediyle hafızalara kazınan bu şehir, bugün yeniden ayağa kaldırılmaya çalışılıyor. İlk olarak Hocalı Soykırımı Memorialı'nı ziyaret ettik. Anıtın önünde duyulan sessizlik, bazen uzun konuşmalardan daha derin anlamlar taşıyordu.

Geçmişin acıları unutulmamış; fakat Hocalı, yasın içinde geleceğe yürümeyi seçmişti. Bir zamanlar savaşın izlerini taşıyan sokakların yerini geniş caddeler, yeni konutlar, eğitim ve sosyal tesisler almıştı. Ağaçlandırılan alanlar ve yeniden kurulan mahalleler, hayatın bu kadim topraklara yeniden döndüğünü gösteriyordu.

Bununla birlikte Hocalı'da hissedilen en güçlü duygu, kaybedilen canların hatırasına duyulan saygıydı. Burada her taş, her anıt ve her isim, insan hayatının değerini ve barışın ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatıyordu.

Hocalı'dan ayrılırken geriye gördüğümüz binalar değil, insanlığın bir daha benzer acılar yaşamaması gerektiğini haykıran derin bir vicdan çağrısı kaldı. Karabağ'ın yeniden doğuşu ne kadar umut vericiyse, Hocalı'nın hatırası da barışın ve insanlık onurunun korunmasının ne kadar büyük bir sorumluluk olduğunu bizlere o ölçüde hatırlatıyordu.

Hankendi - Yeniden Doğan Başkent

Hocalı'dan ayrıldıktan sonra yönümüzü Karabağ'ın idari ve stratejik merkezlerinden biri olan Hankendi'ne çevirdik. Şehre yaklaşırken yol boyunca görülen mayın uyarı levhaları ve güvenlik şeritleri, savaşın izlerinin henüz tamamen silinmediğini hatırlatıyordu. Buna karşılık yükselen yeni yapılar, düzenli yollar ve devam eden imar çalışmaları, bölgenin hızla yeniden hayata döndüğünü gösteriyordu.

Şehrin girişinde, İşgal güçleri tarafından yapılmış garip anıt görülmektedir. Söylenenlere göre bu abidenin yerine Hankendi’ni işgalden kurtaran kahramanların büyük bir kompleksi yapılacaktır. İşgal güçlerini çağrıştıran bunun gibi uyduruk yapıların yerine millî motiflerin ve millî figürlerin yer aldığı abidelerin yapılması uygun olur.

Hankendi’nin girişindeki ana lonun batısında yer alan Karabağ'ın simgelerinden biri hâline gelen büyük harflerle yazılmış "Xankəndi qəlbimizdədir" (Hankendi kalbimizdedir) ifadesi ziyaretçileri karşılıyordu. Bu yazının önünde Azerbaycan ve Türkiye bayraklarıyla hatıra fotoğrafı çektiren insanlar, Karabağ'ın yeniden kazanılmasının halkta uyandırdığı gurur ve sevinci yansıtıyordu.

KARABAĞ İZLENİMLERİ- Karabağ'a giden yol - Resim: 3

Şehir merkezinde valilik binası, oteller, iş merkezleri, parklar ve sosyal tesisler dikkat çekiyordu. Özellikle Zafer Anıtı ile çevresindeki düzenleme, Karabağ uğruna verilen mücadelenin ve bu uğurda hayatını kaybeden şehitlerin hatırasını yaşatıyordu. Modern mimarisiyle yükselen yeni binalar ise Hankendi'nin geleceğe bakan yüzünü temsil ediyordu.

Bugün Hankendi, idarî bir merkez değil; Karabağ'da yeniden tesis edilen devlet otoritesinin, güvenliğin ve yeniden imar sürecinin en belirgin sembollerinden biridir. Geçmişin izlerini unutmadan geleceğe yönelen şehir, Karabağ'ın yeniden doğuşunu en açık şekilde yansıtan yerleşim merkezlerinden biri olarak hafızalarda yer etmektedir.

Karabağ'ın her köşesinde hayatın yeniden canlanması, Azerbaycan devletinin geleceğe olan güveninin somut göstergesidir.

Bu dirilişin en güçlü sembollerinden biri de Karabağ Üniversitesidir. Hankendi'nde faaliyet gösteren üniversite, yalnızca gençlere eğitim veren bir yükseköğretim kurumu değildirdir. Karabağ'ın tarihi hafızasını yaşatan, milli kimliği güçlendiren ve bilim yoluyla geleceği inşa eden bir ilim ocağıdır. Üniversitede düzenlenen bilimsel toplantılar, konferanslar ve anma programlarıyla Hocalı Soykırımı başta olmak üzere Azerbaycan halkının yaşadığı acılar gelecek nesillere aktarılmakta, tarihî gerçeklerin unutulmaması için akademik çalışmalar yürütülmektedir. Bu yönüyle Karabağ Üniversitesi, geçmiş ile gelecek arasında köprü kuran önemli bir merkezdir.


Şuşa – Karabağ'ın Kalbi

Karabağ'ın ruhunu en güçlü şekilde hissettiren şehir hiç şüphesiz Şuşa'dır. Azerbaycan kültürünün, musikisinin ve edebiyatının beşiği kabul edilen bu kadim şehir, tarih boyunca birçok şair, bestekâr ve devlet adamı yetiştirmiştir. Bu sebeple Şuşa, haklı olarak "Karabağ'ın Kalbi" olarak anılmaktadır.

KARABAĞ İZLENİMLERİ- Karabağ'a giden yol - Resim: 4

Dr. İsmayıl Umudlu ve Prof. Dr. Ali KAFKASYALI

Şehre ilk adımımızı attığımızda, Hurşidbanu Natevan'ın yaptırdığı tarihî Natevan Bulağı/Çeşmesi bizi karşıladı. Buz gibi suyundan içtikten sonra Han Sarayı Meydanı'na çıktık. Meydanda dalgalanan Azerbaycan bayrağı, Şuşa'nın yeniden özgürlüğüne kavuşmasının en anlamlı sembolüydü.

KARABAĞ İZLENİMLERİ- Karabağ'a giden yol - Resim: 5

Şehrin çeşitli noktalarında yürütülen restorasyon çalışmaları, tarihî dokuyu koruyarak geleceği inşa etme anlayışını yansıtıyordu. İcra Hakimiyeti binası, restore edilen tarihî yapılar ve yeniden canlanan sokaklar, Şuşa'nın eski ihtişamına kavuşması için gösterilen büyük gayretin açık göstergesiydi.

Üzeyir Hacıbeyli, Hurşidbanu Natevan ve Bülbül'ün bronz büstleri önünde durduğumuzda, işgal yıllarında üzerlerine yağdırılan kurşun izlerini görmek insanın yüreğini burkuyordu. Bu izler yalnızca birer mermi izi değil, Azerbaycan'ın kültürel mirasına yöneltilmiş saldırının da sessiz tanıklarıydı.

KARABAĞ İZLENİMLERİ- Karabağ'a giden yol - Resim: 6


Üzeyir Hacıbeyli, Natevan, Bülbül

Bugün Şuşa, tarihine sahip çıkan, kültürünü yeniden yaşatan ve Karabağ'ın geleceğine yön veren bir medeniyet merkezi olarak yeniden hayat bulmaktadır.


Gövher Ağa Camii ve Molla Penah Vâkıf

Şuşa, Azerbaycan kültür ve sanatının en önemli merkezlerinden biridir. Bu kadim şehrin her köşesi, geçmişten günümüze uzanan zengin bir medeniyetin izlerini taşımaktadır.

Ziyaret ettiğimiz Gövher Ağa Camii, zarif mimarisiyle Şuşa'nın İslâmî kimliğini yansıtan en önemli eserlerden biridir. Gövher Hanım han kızıdır. Han kızlarına “Ağa” denildiği için cami “Gövher Ağa” diye anılmaktadır.

İşgal yıllarında büyük tahribata uğrayan caminin aslına uygun biçimde restore edilerek yeniden ibadete açılması, tarihî mirasa verilen değerin en güzel örneklerinden biridir.

KARABAĞ İZLENİMLERİ- Karabağ'a giden yol - Resim: 7

KARABAĞ İZLENİMLERİ- Karabağ'a giden yol - Resim: 8

Hurşidbanu Natevan'ın yaptırdığı tarihî çeşme, Karabağ'ın kültürel hafızasının yaşayan simgelerinden biridir. Şehrin meydanında yer alan Üzeyir Hacıbeyli, Hurşidbanu Natevan ve Bülbül'ün bronz büstleri ise Azerbaycan'ın sanat ve edebiyat dünyasına armağan ettiği büyük şahsiyetleri hatırlatmaktadır. İşgal döneminde kurşunlanan bu büstler, bugün üzerlerindeki izlerle birlikte sergilenerek yaşanan acıların unutulmaması gerektiğini sessizce anlatmaktadır.

Şuşa'daki bir diğer anlamlı ziyaretimiz, büyük şair ve devlet adamı Molla Penah Vâkıf'ın türbesi oldu. Yeniden inşa edilen bu anıt eser, Azerbaycan'ın tarihine ve kültürel kimliğine sahip çıkma iradesinin de güçlü bir sembolü olarak yükselmektedir.

KARABAĞ İZLENİMLERİ- Karabağ'a giden yol - Resim: 9


12. Cıdır Düzü'nde Tarihi Dinlemek

Şuşa'nın en etkileyici mekânlarından biri hiç şüphesiz Cıdır Düzü'dür. Karabağ'ın geniş vadilerine hâkim bu yüksek düzlük, asırlardır at yarışlarına, şenliklere, millî törenlere ve tarihî olaylara sahne olmuş; Azerbaycan halkının hafızasında özel bir yer edinmiştir.

Burada insanı en çok etkileyen şey, engin manzaradan çok tarihin sessizliğidir. Uçsuz bucaksız vadilere bakarken, bu toprakların sevinçlerine de acılarına da tanıklık etmiş olduğunu hissedersiniz. Esen rüzgâr sanki geçmişten bugüne ulaşan hatıraları fısıldar.

KARABAĞ İZLENİMLERİ- Karabağ'a giden yol - Resim: 10

Bugün Cıdır Düzü, 2020 yılında Şuşa'nın kurtuluşuyla yeniden kazandığı tarihî anlamla ziyaretçilerini derinden etkilemektedir. Bu eşsiz mekândan ayrılırken geriye Karabağ'ın geçmişini, mücadelesini ve yeniden doğuşunu düşündüren unutulmaz hatıralar kalmaktadır.


Laçın ve Füzulî – Yeniden Kurulan Hayat

Karabağ yolculuğumuzun son duraklarından olan Laçın ve Füzulî, uzun yıllar işgalin izlerini taşıyan şehirlerdi. Bugün ise her iki yerleşim yeri, Azerbaycan'ın yürüttüğü kapsamlı yeniden imar ve iskân çalışmalarının en dikkat çekici örnekleri arasında yer almaktadır.

Yol boyunca yeni açılan yollar, inşa edilen köprüler, tüneller, viyadükler modern konutlar, okullar, hastaneler ve kamu binaları, bölgenin yeniden hayata döndüğünü açıkça gösteriyordu. Bir zamanlar sessizliğe bürünen bu topraklarda artık iş makinelerinin sesi, çalışan insanların gayreti ve yeniden kurulan hayatın hareketliliği hissediliyordu.

Özellikle Füzulî'de gerçekleştirilen altyapı yatırımları ve yeni yerleşim alanları, bölgenin kısa sürede modern bir şehir kimliği kazanmasını sağlamıştı. Laçın'da ise tabiatın eşsiz güzelliğiyle yeniden yükselen yerleşim alanları birbirini tamamlıyor, doğa ile insan emeğinin uyumunu gözler önüne seriyordu.

Bu şehirlerde gördüğümüz en önemli değişim, sadece yeni binaların yükselmesi değildi. Asıl dikkat çeken, yıllar sonra ata yurtlarına dönmeye başlayan insanların gözlerindeki umut ve geleceğe duydukları güvendi. Çünkü şehirleri yeniden inşa etmek mümkündür; fakat bir vatana yeniden hayat veren, o topraklara dönen insanlardır.

Program kapsamında, Azerbaycan'ın Millî Kahramanı, cesur gazeteci Salatın Asgerova'nın şehit edildiği yeri de ziyaret ettik. Hakikatin izini sürerken kalemini adeta bir vicdan ve mücadele silahı gibi kullanan Salatın Asgerova, görevini yerine getirdiği sırada Ermeni silahlı güçlerinin hain saldırısı sonucu şehit düşmüştür. Ziyaretimiz sırasında katılımcılar olarak onun aziz hatırası önünde saygıyla eğildik, dualar ederek vatanı ve milleti uğruna gösterdiği fedakârlığı rahmet, minnet ve şükranla yâd ettik. Salatın Asgerova'nın adı, bugün de Azerbaycan basın tarihinde cesaretin, vatan sevgisinin, meslek ahlakının ve onurlu duruşun simgelerinden biri olarak yaşamaya devam etmektedir.

KARABAĞ İZLENİMLERİ- Karabağ'a giden yol - Resim: 11


Laçın ve Füzulî, bugün Karabağ'ın yeniden dirilişinin ve geleceğe güvenle yürüyen Azerbaycan'ın en güçlü sembolleri arasında yer almaktadır.

Karabağ'da Büyük İmar Hamlesi

Karabağ'da en çok dikkatimi çeken hususlardan biri, savaşın izlerini silmeye yönelik büyük imar ve kalkınma seferberliği oldu. Kısa sayılabilecek bir süre içinde yıkılmış şehirlerin yerinde modern yerleşim alanları yükselmiş; yollar, köprüler, tüneller, hastaneler, okullar ve kamu binaları yeniden inşa edilmiştir. Bir zamanlar harabeye dönen Karabağ, bugün adeta büyük bir şantiyeyi andırmaktadır.

Bu yeniden yapılanmanın en önemli göstergelerinden biri de ulaştırma yatırımlarıdır. İşgalden kurtarılan bölgelerin dünyaya açılan kapıları olarak Füzulî Uluslararası Havalimanı (2021), Zengilan Uluslararası Havalimanı (2022) ve Laçın Uluslararası Havalimanı (2025) hizmete açılmıştır. Modern teknik donanımlarıyla dikkat çeken bu üç havalimanı, Karabağ'ın ekonomik, sosyal ve turistik gelişimine önemli katkılar sağlamaktadır.

Bunun yanında "Akıllı Köy" ve "Akıllı Şehir" projeleri, yenilenebilir enerji yatırımları ve geniş ulaşım ağı, Karabağ'ın geleceğin şehircilik anlayışıyla yeniden planlandığını göstermektedir. Bugün Karabağ'da yürütülen çalışmalar, Azerbaycan'ın tarihindeki en büyük imar hamlelerinden biri olarak değerlendirilmektedir.


Türkiye–Azerbaycan Kardeşliği Karabağ'da Nasıl Hissediliyor?

Karabağ'da gezerken insanın en çok dikkatini çeken hususlardan biri, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşliğin hayatın her alanında hissediliyor olmasıdır. Şehir meydanlarında yan yana dalgalanan iki devletin bayrağı ile Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın birlikte yer alan fotoğrafları, "Bir millet, iki devlet" anlayışının en güçlü sembolleri olarak ziyaretçileri karşılamaktadır.

KARABAĞ İZLENİMLERİ- Karabağ'a giden yol - Resim: 12


Gittiğimiz her yerde Türkiye'ye karşı duyulan sevgi ve minnettarlığı görmek mümkündü. İnsanlar, 44 Günlük Vatan Muharebesi sırasında Türkiye'nin verdiği siyasî ve manevî desteği büyük bir vefa duygusuyla anıyorlardı. "Bir millet, iki devlet" anlayışının yalnızca bir slogan olmadığı, halkın gönlünde yaşayan güçlü bir kardeşlik bağı olduğu açıkça hissediliyordu.

Bu süreçte Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Karabağ meselesinde Azerbaycan'a verdiği güçlü destekle halkın hafızasında önemli bir yer edinmiştir. Savaş sürecinde ve sonrasında dile getirdiği kararlı açıklamalar, Türkiye'nin Azerbaycan'ın haklı davasının yanında olduğunu açık biçimde ortaya koymuştur. Zaferin ardından Karabağ'ın yeniden imarı ve bölgenin kalkınması konusunda iki ülke arasında geliştirilen iş birliği de bu desteğin somut bir yansıması olarak değerlendirilmektedir.

Karabağ'ın yeniden imarında Türkiye'nin katkıları açıkça görülmektedir. Türk mühendisleri, müteahhitleri ve teknik ekipleri; yolların, tünellerin, kamu binalarının ve çeşitli altyapı projelerinin gerçekleştirilmesinde önemli görevler üstlenmiştir. Fuzulî, Zengilan ve Laçın'da hizmete açılan uluslararası havalimanları, modern kara yolları, tüneller ve ulaşım ağları yalnızca Karabağ'ın yeniden ayağa kalkmasını sağlamakla kalmamış, aynı zamanda Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ekonomik ve stratejik iş birliğinin ulaştığı seviyeyi de gözler önüne sermiştir.

Karabağ'da gördüğümüz manzara bize bir gerçeği bir kez daha hatırlattı: Aynı tarihi, aynı dili, aynı kültürü ve ortak idealleri paylaşan Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik, yalnızca geçmişten miras kalan güçlü bir bağ değil; bugün omuz omuza geleceği inşa eden, yarınlara güvenle yürüyen iki kardeş milletin sarsılmaz gönül köprüsüdür. Karabağ'ın yeniden dirilişi, bu kardeşliğin yalnızca sözlerde değil, zor zamanlarda verilen destekle ve barış günlerinde birlikte üretilen eserlerle de hayat bulduğunu gösteren en güçlü örneklerden biridir.


Sonuç

Karabağ Yeniden Dirildi

Karabağ'a yaptığım bu yolculuk bana, bazı coğrafyaların haritalarda yer alan sıradan toprak parçaları olmadığını bir kez daha gösterdi. Karabağ; tarihiyle, kültürüyle, acılarıyla ve yeniden doğuşuyla yaşayan bir millet hafızasıdır.

Hocalı'da insanlığın ortak vicdanını yaralayan acıyı, Şuşa'da asırların kültür mirasını, Hankendi'nde yeniden kurulan hayatı, Laçın ve Füzulî'de yükselen yeni şehirleri gördükçe, Azerbaycan'ın kaybettiği topraklarını geri almakla kalmadığını aynı zamanda tarihine, kültürüne ve millî kimliğine de yeniden sahip çıktığını gördüm.

Bugün Karabağ'ın dört bir yanında yükselen yollar, köprüler, okullar, hastaneler, havalimanları ve yeni yerleşim alanları, geleceğe duyulan güvenin somut eserleridir. Yeniden onarılan camiler, türbeler, tarihî yapılar ve kültür merkezleri ise bir milletin geçmişiyle bağını koparmadan geleceğini inşa ettiğinin en güzel göstergeleridir.

Bu yolculuk boyunca en çok hissettiğim duygu umut oldu. Savaşın yıkıcılığına rağmen hayat yeniden filizlenmiş, insanlar ata yurtlarına dönmeye başlamış, şehirler yeniden canlanmıştı. Karabağ'da gördüğümüz her yeni bina, dikilen her fidan ve dalgalanan her Azerbaycan bayrağı, geleceğe duyulan inancın sessiz bir ifadesiydi.

Karabağ, bugün sadece Azerbaycan'ın değil, bütün Türk dünyasının ortak gurur kaynaklarından biridir. Çünkü burada kazanılan zafer, sadece askerî bir başarı değil; sabrın, fedakârlığın, millî birlik ve beraberliğin de zaferidir.

Bu satırları yazarken, Karabağ'dan ayrılan biri olarak değil; Karabağ'ın hatırasını gönlünde taşıyan bir kardeş olarak şunu söylemek isterim: Bu topraklar yeniden hayata kavuşmuştur. Karabağ'ın yeniden yükselen şehirleri, ezan sesleri, çocuk sesleri ve umut dolu insanları, geleceğe güvenle bakan güçlü bir Azerbaycan'ın en canlı ifadesidir.

Dileğimiz odur ki Karabağ, bundan sonra savaşların değil; ilmin, kültürün, sanatın ve barışın yurdu olarak anılsın. Çünkü gerçek zafer, toprak kazanmak değil; o topraklarda huzuru, adaleti ve kalıcı barışı yaşatabilmektir.

Karabağ bugün yeniden Azerbaycan'dır; yarın ise barışın, kalkınmanın ve Türk dünyasının ortak geleceğine ilham veren bir medeniyet coğrafyası olmaya devam edecektir.