YAZARLAR

Kanayan yaramız...

İşimin oldukça zor olduğunu bilsem dahi, üşenmeden belirli periyotlarla bu konuyu yazacak ve kanayan yaramızın kabuk bağlaması için çabalayacağım...

İşimin oldukça zor olduğunu bilsem dahi, üşenmeden belirli periyotlarla bu konuyu yazacak ve kanayan yaramızın kabuk bağlaması için çabalayacağım.

Nedir bu yara? Magandalığı, kavgayı ve dövüşü güzel bir iş kabul edip, bu konularda üstün olan insanların kendileriyle gurur duyma durumundan bahsediyorum.

Metroda şahit olduğum bir konuşmada; iki genç birbirlerine kavgalarını ve bu kavgalarda karşılarındaki kişileri nasıl dövdüklerini, dolayısıyla 'elde ettikleri üstün başarıları' anlatıyorlardı!

Allah aşkına elinizi vicdanınıza koyun ve düşünün. Diyelim ki, iki kişi konuşuyor ve siz de istemeden kulak misafiri oluyorsunuz. Kişilerden biri üniversite mezunu, diğeri lise. Konuşma içerisinde üniversite mezunu olan, karşısındakini tahsilinden dolayı ezmeye çalışsa, siz bu durumu eleştirmez misiniz? Yapılanın hiç etik ve doğru olmadığını düşünmez misiniz? Ya da bir an karşınızdaki kişiye tahsil farkından dolayı aynı yanlışı siz yapsanız, sonradan utanıp, mahcup olmaz mısınız? İyi ama eğitim üzerinden bile yapılamayacak şeyler, magandalıkla yapılınca neden alkış konusu oluyor?

Sormaya devam ediyorum... Neden bir kavganın sonunda daha çok yumruk yiyen utanmak zorunda kalıyorken, daha çok yumruk atan mağrur ve başı dik geziyor?

Neden şakşakçılık yapmadan önce, söz konusu olan mevzuda kimin haklı, kimin haksız olduğuna bakılmıyor?

Neden kol kaslarını, serserilik yapıp, onu bunu dövmek için geliştiren kadar, göz kaslarını geliştirip hızlı okuma konusunda uzman olan kişi el üstünde tutulmuyor?

Neden trafiğin kuralları olur diyenler yeterince değer görmüyor? Neden trafiğin kralları olur diyenlere yeterince tepki gösterilmiyor? (Bu sorularımın tamamı bu yanlışlara itibar edenlere sorulmaktadır.)

Böyle bir şey yok kardeşim. Hayatta kimin neyi alkışladığından bağımsız olan gerçekler vardır.

Daha efendi olan, diğerinden daha kıymetlidir. Sağda solda serserilik yapan değil, evine ekmek götürendir kıymetli. Etrafındakiler üzerinde, kavgayla ve dövüşle gerginlik yaratan değil, huzur verendir değerli.

Zaten bu sorunu çözüme kavuşturduğumuz vakit, ne futbol müsabakalarında seyirciler arasında bu denli sorunlar olacak, ne de kavgaların olduğu yerler 'delikanlılığın kitabının yazıldığı yerler' olacaktır.

Kibar olun, efendi olun, saygılı olun, yapıcı olun, huzur veren olun, bütün bu nitelikleri bünyenizde bulundurmak adına elinizden geleni yapın ve gerekirse 'kaybeden' siz olun...

***

Hakem rezaleti...

Şampiyonlar Liginde, Dinamo Kiev - Beşiktaş maçını yöneten yüce şahsiyet Craig Thomson başta olmak üzere müsabakanın tüm hakemlerine kucak dolusu yazıklar olsun!

Uyduruk bir penaltıyla hem maçtaki fark ikiye çıktı. Hem de Beşiktaş 10 kişi kaldı. Hakemler, Beşiktaş'ı budamaya o denli kararlılardı ki; altıncı goldeki ofsaytı dahi göremediler!

Bu mesele Beşiktaş meselesi değil, milli bir meseledir. Ülkemizi temsil eden bir takıma yapılan haksızlığa karşı verilen tepkidir. İşte tam da bu yüzden, Braga - Fenerbahçe maçında Fenerbahçe'nin hakkını yiyen İvan Bebek'e tepki gösterdiğim gibi, bu maçta da Craig Thomson ve arkadaşlarına tepki gösteriyorum. Ha bu arada, rakip Dinamo Kiev ya da Braga iken, ülkemizi temsil eden takımların kayıplarına sevinenlere de, (hangi takımlı olduğunu önemsemeden) selam olsun!!!

Sağlıcakla kalın...

Yorumlar 3 yorum