BIST 1.417
DOLAR 8,15
EURO 9,70
ALTIN 457,31
YAZARLAR

Kafa karışıklığı mı İnanç boşluğu mu?

Aklındaki, kalbindeki, ruhundaki sorunlara çözüm istiyor insanlar.

Mustafa Sabri Beşermsbeser@internethaber.com

Yazıma başlamadan önce belirtmeliyim ki amacım hiçbir kimseyi yargılamak, yaftalamak, nasihat vermek değil. Rabbimden öncelikle bana istikamet vermesini, ayağımı kendi yolu üzerinde sabit ve sağlam tutmasını temenni ederim.

Yıllardır büyük sıkıntılarını çektiğimiz, başta alimlerimiz ve hocalarımız olmak üzere devlet ve devlet kurumlarından bir çözüm bulmasını istediğimiz “deizm” sorunu maalesef kartopu etkisi ile büyümeye devam ediyor.

Daha önce gençlerimizi cendereye alan deizm artık işi o kadar büyüttü ki bir entelektüel bir ilim adamı bir medrese hocasını da safları arasına katma telaşı içerisinde. Kendini bilen okumuşların bile deizme kaymasına ramak kalmışsa vatandaş ne yapsın…

Her ne kadar, “Sorgulama, kararsızlık ve arayış içindeyim, deist yakıştırmasını ciddiye almadığım gibi reddediyorum” dense dahi zuhur eden bu ikilemin varacağı nokta nihayetinde deizm tuzağına duçar kalma olacaktır.  

Sevilen ve beğeni ile takip edilen bir ilim adamının bir medrese hocasının açıklamaları ardından kahir ekseriyet “kolay” olanı tercih ettiler ve eleştiri oklarının hedefi yaparak şahsına yönelik değerlendirmelerde bulundular. Oysa sorulması gereken soru şu: Medresede eğitim almış ve temel seviyenin çok çok üzerinde metodolojik donanıma hâkim bir ilim adamı bile “inancımla ilgili kuşkularım var!” diye ikilemde kalıyorsa biz Müslümanlar ve muhafazakârlar nerede yanlış yapıyoruz?

Ya da gençleri ve dahi Müslümanları bilinçlendirmek yerine, yıllardır sadece Allah ile korkutarak fırça atan “hocalar” acaba nerede yanlış yaptılar?

Maalesef geldiğimiz nokta yıllardır insanları “cehennem ile korkutmanın” neticesi. Demek ki insanları dinle, cehennemle, Allah’la, azapla korkutmak fayda etmiyormuş.

Tabiri caizse “kuru nasihat” kalp ve gönüllere tesir edip ruhları doyurmuyormuş.

Oysa muhafazakâr camia olarak biz yıllardır “kuru nasihat” ile vakit geçirdik. Kolay olanı tercih ettik. İnsanların sorunlarına çözüm üretemedik. Oysa seküler dünya insanın ihtiyaçlarını çok iyi tespit etti ve çözümler üretti. Onları hiçbir zaman tehdit etmedi, tam tersine vaatlerde bulundu.

Çirkinlikleri değil güzellikleri nazarlara verdi. Olumsuz olanı değil olumlu olanı tavsiye etti. İnsanların hem duygularına hem bedenlerine yönelik cazip tekliflerde bulundu. Asla yasaklamadı, ürkütmedi, kaçırmadı.

Biz ise hep dinin korkutucu yüzünü nazarlara verdik.

Allah cezalandırır, cehennemde yanacaksınız, yasak, haram, günah… En çok kullandığımız olumsuz cümlelerimiz bu ve benzerleri.

Din eğitimini ve dahi ahlakını Cami ve Kur’an kurslarının dışına taşıyamadık. İnsanları dört duvar arasına hapsettik.

Sıktıkça sıktık, boğdukça boğduk. Bizim nefesini kestiğimiz insanlar çareyi deizmin ferahlığında (!) buldular.

Bunun bir adım ötesinin ise ateizm olduğunu hepimiz biliyoruz.

Biliyoruz ama çözüm üretmede hala yetersiziz.

Ne alimlerimiz ne hocalarımız ne aile ne de devlet insanların sorunlarına çözüm üretme yolunda bir adım atıyorlar. Kör, sağır ve dilsizleri oynamaya, günü kurtaracak nasihatler üretmeye devam ediyoruz.

Söylemlerimiz nasihatten öteye gidemiyor maalesef. Oysaki insanlar çözüm istiyor. Aklındaki, kalbindeki, ruhundaki sorunlara çözüm istiyor insanlar.

Daha üç-beş yıl öncesine kadar sadece bir kavram olarak bildiğimiz deizm, bugün muhafazakâr camianın hayatının tam merkezine oturmuş durumda.

Bu gidişle yakın bir gelecekte toplum ve devlet olarak deist bir yaşantıya başlarsak hiç şaşırmayacağım. Özellikle okul gençliği üzerinde zemini hazırlanmış ve uygulamaya koyulmuş olan “deizm” ve “cinsiyetsizleştirme” operasyonları neticesinde 5-10 yıl sonra toplumun çoğunluğu deist olma tehlikesi ile karşı karşıya.

Din ve dini erkanlar, haftada bir veya yılda bir kez yerine getirdiğimiz ritüeller haline gelecek korkarım ki…

Bütün bu olanlar karşısında sesini çıkarması gerekenler, çözüm üretmesi gerekenler ise maalesef hala üzerlerine ölü toprağı serpilmişçesine fildişi kulelerinde yaşamaya devam ediyorlar.

“Bu gidiş nereye? Bir kurtuluş yolu yok mu?” diye soracak olursanız eğer maalesef size vereceğim bir cevabım yok…

Yorumlar 4 yorum