YAZARLAR

İslamcılığın Milliliğe Yansıyan Yüzü....

“Milli” kavramı aslında “Usta” olarak kabul ettiğimiz Tayyip Erdoğan’ın ustasına aittir bunu da zihinlerimizi biraz yokladığımızda hatırlamayanımız olmayacaktır.

Mustafa Sabri Beşermsbeser@internethaber.com

Erdoğan ile birlikte Türkiye’nin siyasi jargonunun değiştiğini görmeyen yoktur. Özellikle son 6-7 yıldır “Milli” kavramını algılardaki yerini alsın diye pelesenk edilmiş şekilde her bir tarafta duyuyor görüyoruz.

“Milli” kavramı aslında “Usta” olarak kabul ettiğimiz Tayyip Erdoğan’ın ustasına aittir bunu da zihinlerimizi biraz yokladığımızda hatırlamayanımız olmayacaktır.

Türkiye’de Erbakan’nın en önemli aktif söylem ve eylemlerinden birisi “milli” kavramı idi..

Şemsiye olarak nitelendirebileceğimiz “Milli Görüş” politikasının altında “Milli Selamet”, “Milli Nizam” isimli siyasi partilerin var olduğunu göreceğiz.

Hemen devamında medyanın ehemmiyetini siyasi yıllarının ilk adımlarında gören Erbakan gene aynı kavramı ön başlık yapacak şekilde “Milli Gazete” yi neşretmeye başlamıştı.

Bütün “milli” kavramının ön başlık olarak kullanıldığı kurum ya da medyada asıl olan ise İslamcılıktı diye düşünüyorum.

Cumhuriyet rejimi ile gündem ve algı dışında tutulmaya çalışılan İslamcı kavramını güncelleyerek “milli” kavramı ile bütünleştirmeye çalışmıştı.

Erbakan bu kavramın ihatasını fikir düzeyinden çok sorunlu ve zor olan siyaset alanında yapmaya çalışmıştır.

“Milli”lik kavramı “İslamcılık”tan çok daha fazla söylenip algıya yer edilmeye çalışılmıştı.

Hemen burada şunu da belirtmeliyiz ki “milli” kavramı aslında Erbakan’dan önce de söylemi ve eylemi gerçekleştirilerek kullanıldı.

Milli Türk Talebe Birliği Cumhuriyet öncesi hayata başlamış ve ilk “milli” kavramı ile bu toplum 1916 da tanışmıştı.

Mücadele vermek şiarımızdır düşüncesi ile 1968 yılında kurulan Mücadele Birliği Teşkilatı da kendi mücadelesini Milli Mücadele olarak anlatmaya çalışmıştı.

Millilik kavramının, tarihsel olarak sosyal, politik ve düşünsel hayatımızda önemli bir yeri olmakla birlikte bir o kadar da sorunlu ve dava bilinci gerektirdiğini çok iyi biliyoruz.

Ülkesinin bekasını, vatanının refahını ve şahsiyetli duruş sergilemesini şiar edinmiş olan dava adamları bu kavramı kendilerine kılavuz yaptılar diye düşünüyorum.

1916’da başlayan ve günümüzde Tayyip Erdoğan tarafından taşınmaya çalışılan bu sancağın kutsallığı ömürlere bedel olarak hafızamızda yer edecektir.

Topluma kişilik ve şahsiyet kazandırmaya çalışan ve siyasi arenada öz benliği ayakta tutan “milli” kavramı her zaman sorunlu dönemlerde sorumluluk üstlenebilen liderlerin kılavuzu olmuştur.

Bu kavram her ne kadar ideoloji, siyasi ve toplumu ilgilendirmiş olsa da böğründe her daim İslamcılığı taşıyarak inşa zeminini merkeze oturtmaya çalışmıştır.

Erbakan bütün siyasi partilerinin merkezine “Milli Görüş” anlayış ve siyasetini yerleştirmişti.

Öldüğü güne kadar “milli görüş” anlayışını hiç bırakmadan taşıyan Erbakan’nın bu ısrarının altında sadece İslamcılık değil; bir din yorumu, yerlici bir sosyal siyasi stratejisi ve genel geçer politik kavramların tamamını kavraması da yatıyordu.

Batının ya da İngiliz-Yahudi Medeniyetinin gücünün hissedilmeye başlandığı 1800’lü yılların başında itibaren İslam Coğrafyasında Müslüman Lider olarak birçok isim tarihe adını yazdırdı.

Hasan El Bennalar, Malik El Şahbazlar, Aliya İzzetbegoviçler..vs. Bu isimleri çoğaltabiliriz tabii ama bu isimlere Müslüman Lider olarak hem başarılı bir akademisyen hem de ileri görüşlü bir siyasetçi olarak Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı da ekleyebilmenin gururunu yaşıyoruz.

Tasavvufi birliktelikler, tedrisatından geçmiş olduğu İslami Kaynaklar ve “Milli” görüşü sayesinde hem Türkiye hem de İslam Coğrafyasının Müslüman toplumları Erbakan kendilerine lider olarak görmüş ve sevmişlerdir.

Erbakan da sadece kendi ülkesinin değil bütün toplumların meseleleri ve hassasiyetleri üzerine gücü nispetince eğilmiştir.

Her ne kadar siyasi liderliği ve kimliği ön plana çıkmış olsa da bunu “Milli Görüş” formülü ile hem ideolojik açıdan hem de siyasi açıdan İslamcılığını asla siyasetin arkasında tutmamıştır.

Erbakan Hoca’nın ”Milli Görüş” kavramının beraberinde “Adil Düzen” siyasi çalışması ile hem siyasette etkin hem de toplum üzerinde İslamcı kimliği ile etkin olarak hafızalarımızda yer etmiştir.

Osmanlı Padişahlarının siyasi stratejileri içerisinde yer alan ıslahatçı lider olarak Türkiye’nin her daim önünü açmaya çalışmış ve ardından gidenleri ya da yanında yetiştirmiş olduklarını da aynı güzergâhtan gitmelerini salık vermiştir.

İslam Coğrafyasındaki Müslüman toplumların çok sevdikleri yeni lider Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da bu çizgiden asla çıkmadan ideallerini ve hedeflerini yerine getirmeye çalıştığı noktasında şüphem yoktur.

Rabbim sayılarını artırsın inşallah.

Hicretinin 6. Yılında Erbakan Hocamızı birkaç kelam ile de olsa anmak istedim. Rabim rahmeti ile mukabelede bulunsun.

Yorumlar 5 yorum