YAZARLAR

İnandığın gibi yaşamak veya yaşamamak… İşte bütün mesele burada…

Sözleri ile davranışları birbirini tutmayan kimse için Anadolu’muzda bir tabir vardır; “bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!”

Mustafa Sabri Beşermsbeser@internethaber.com

Bir önceki yazıda “Ilımlı İslam kadınsımı?” başlığı ile kaleme aldığım yazıma çok sayıdaolumlu ve olumsuz eleştiri aldım.

Olumsuz eleştirilerin ortak noktası genellikle modern ülkelerinkadınlarının bizim sözünü ettiğimiz kadıntarzından çok farklı olmasına rağmen bu ülkelerin bilim veteknolojide çok ileri gittikleri yönündeydi.

Hatta bir okuyucum Japon kadınlarının artıkkimono giymediklerinden bahisleJaponların hiç de geri kalmışlık haliolmadığını, dolayısıyla Ilımlı İslam vekadın üzerindeki tespitlerimin yersiz olduğunubelirtiyordu.

Aslında bu eleştiriler tam da benim anlatmak istediğimnoktaya temas ediyor.

Şöyle ki: Batı kadını veya daha damüşahhaslaştıracak olursak Japon kadını inandığı gibi,inançlarının doğrultusunda yaşıyor. Batı kültürükadını görmek istediği gibi toplumsal hayatın içerisine itiyor.

Onu nasıl görmek istiyorsa o şekilde davranıyor ve batıkültürününkadını da kendisine yüklenen misyonuhakkını vererek yerine getiriyor.

Oysa eğer İslam’dan söz ediyorsak,İslam’da kadından söz ediyorsak bizimmihenk taşımızKur’an’ı Kerim veSünnet olmak zorundadır.

Bunu pek tabi söylememizin yegâne sebebi Müslüman birtoplum olduğumuz için. Her fırsatta “bendeMüslümanım elhamdülillah” diyebilen, dahası kimlikkâğıdında dini “İslam” yazan bir millet olduğumuziçindir.

Dolayısıyla bizim gerek kadın gerekse diğer konularda mutlakaKur’an’a ve Sünnete müracaat etmemizgerekmektedir. Kur’an ve Sünnet ’in bu konudakiölçüleri de bellidir.

Bu ölçüler dışında, yani inandığımızı ve iman ettiğimizibelirttiğimiz Kur’an ve Sünnet dışında yapılacak herhareket ve davranış bizim inandığımız gibi yaşamadığımızanlamına gelecektir.

Ve inanmadan yapılan her işte olduğu gibi bu konuda dabaşarısız olunması kaçınılmazdır.

İnsan bir işe inandığı ölçüde, inandığı şekilde yaşadığısürece başarılı olur.

Batı, eğer bugün başarılı ise inandığı ölçüleriçinde yaşadığı için sözüm ona başarılıdır. İnancındakisamimiyet ölçüsünde de başarı derecesi artacaktır. Tabiiher neye inanıyorsa…

Aynı şekilde inançsız ve samimiyetsiz yapılan işler deakim ve başarısız olacaktır.

Batı ya da okuyucumun zikrettiği gibiJaponya merkezinde ileri devletler batıl davası içininancının yanlış olmasına rağmen duruşundan taviz vermiyorkenbiz Müslüman olduğumuzu söylememize rağmen başarılıolamıyoruz!

Oysa biz inandığımızı söylediğimiz inancın emirlerine riayetetmek yerine onları örnek alarak her şeyimizle onlara benzeyerekRabbimizi, Rasulullahı, değerlerimizi bir kenara bırakıponlara benzeme konusunda adeta yarışagirebiliyoruz!

Önce bunu sorgulamamalı mıyız?

Şöyle kurgulamaya çalışalım; yanı başımızda bizi çok sevdiğiniifaden birisinin var olduğunu düşünelim. Bizim için her şeyi fedaedebileceğini ve yapabileceğini söylemesine rağmen arkamızdancanımıza kast eden düşmanlarımızla bir oluponlarla vakit geçiriyor olsa ve onlar gibi yaşasa ne deriz?

Herhalde çok doğal bir reaksiyon gereği vicdan sahibi kişilerolarak bunu kaldıramayız değil mi?

O halde, Müslüman olduğumuzu söyleyecek, başımız dara düştüğündeyaratanın kapısını çalacak ve iman gereği en sevdiğimizin Allaholduğunu, itaat olarak Peygamberin ümmeti olduğumuzu dilegetireceğiz ama iman ettiğimizin ve itaat ettiğimizin emirleridoğrultusunda bir hayat idame ettirmeyeceğiz.

Sözleri ile davranışları birbirini tutmayan kimse içinAnadolu’muzda bir tabir vardır; “bu neperhiz bu ne lahana turşusu!”

İleri düzeyde olan toplumların ahlakı ile ahlaklanırsak, onlarınkültür ve inanç libasları içerisine girersek iman ettiğimizve en sevdiğimizi söylediğimiz bizi bize bırakır mızannediyoruz?

Unutmayalım! Allah ihmal etmiyor imhâlediyor!

Biz hem bir taraftan Kur’an ve Sünnete inandığımızıiddia ediyoruz bir taraftan da bu mihenk taşlarınamuhalefet edercesine yaşıyoruz. İşte bu nedenledir ki“Üstü Şişhane, altı Tophane” diye bir deyim biletüremiş edebiyatımızda.

İnandığımız gibi yaşadığımız sürece hangi kimlikle içtima-ihayatta olursak olalım inancımız gereği şeklinde hareket eder vedavranış sergileriz.

Yani inandığımız gibi yaşamıyoruz, inandığımız gibiyaşamadığımız için inandıkları gibi yaşayanlar gibi başarılıolamıyoruz.

İnandığın gibi yaşamak veya yaşamamak… İşte bütün meseleburada…

Yorumlar3 yorum