YAZARLAR

Hıyar soyucudan keman resitaline Bahçeli bağlaması…

‘Hıyar soyucu’ basitliğinden ‘keman resitali’ kalitesine uzanan değişim toplum olarak kat ettiğimiz yaşam biçimimizin bir göstergesi.

Mustafa Sabri Beşermsbeser@internethaber.com

Geçtiğimiz gün Eminönü’nden Üsküdar’a vapurla geçerken birden tatlı bir keman sesi yayılmaya başladı. Arkasından kemanın tellerini titreten beyefendi bir şarkı söylemeye başladı. Şarkının bitimiyle bir alkış koptu ve keman ziyafeti devam etti. Bu sefer yolculardan bir bayan eşlik etti kemancıya. Bu müzik ziyafeti Üsküdar’a kadar devam etti. Yolcular inerken keman çalan müzisyeni bahşişlerle ödüllendirdiler.

Bu hoş tabloyu büyük bir zevkle seyreder ve dinlerken zihnim birden on yıllar öncesine gitti. Sanırım 1990’lı yılların başlarıydı. Yine bir vapurdaydım. Sakin sakin yolculuk yapmayı düşünürken birden “Sayın ağabeylerim ve ablalarım” diyen bir sesle irkildim.

Elinde bir çanta ve üzerinde (affınıza sığınarak) hıyar bulunan bir tepsiyle ortaya atılan birisi teklifsizce devam etti: “Şu elimde gördüğünüz hıyar soyucu ile hıyarlarınızı kolaylıkla soyabilirsiniz. Ayrıca bunun yanında vereceğim kabak oyucu ile kabaklarınızı oyabilirsiniz. Bitmedi yanındaki bu patates dilimleyici ile patateslerinizi dilimleyebilir, şu domates kesiciyle…”

Yaklaşık on adet kesici ve deliciyi hararetle anlatan ve hepsini birden 1 liraya (1 milyona) satan satıcımızdan sonra ortaya atılan bir başka satıcı başlardı: “Abilerim, ablalarım, elimde gördüğünüz şu tarak ile…”

Ve daha neler neler… Oyuncaktan, kibrite; tavadan testereye varıncaya kadar envai çeşit eşyanın satıldığı vapurlarda bugün kemandan gitara, flütten bağlamaya varıncaya kadar çeşit çeşit müzik aletiyle terennüm edilen türkü ve şarkılar arzı endam ediyor.

Aslında değişim sadece vapurlarla sınırlı değil. Yine aynı yıllarda kalabalık meydanlarda gördüğümüz “Bul karayı, ala parayı” dolandırıcıları yok bugünlerde ortalıkta. Yine cadde ve meydanlarda görmeye alışkın olduğumuz aynalı ayakkabı boyacıları da yok. Neredeyse her sokakta görmeye alışkın olduğumuz terzilerimiz de yok bugün…

Geçmişten günümüze yaşanan bu değişimler toplum yaşamımızdaki değişimler hakkında da ipuçları veriyor aslında. ‘Hıyar soyucu’ basitliğinden ‘keman resitali’ kalitesine uzanan değişim toplum olarak kat ettiğimiz yaşam biçimimizin bir göstergesi.

Diğer yandan geçmişin ‘bul karayı al parayı’ şeklindeki ferdi dolandırıcılığını bugün Çiftlik Bank gibi kitlesel dolandırıcılığa ve saadet zincirlerine yükselttik. Geçmişin kolay yoldan para kazanma alışkanlığını maalesef günümüze de taşıdık.

Terzilerin ve ayakkabı boyacılarının ortadan kaybolması ise tüketim toplumu haline geldiğimizin en büyük nişanesi. Artık eskiyen elbise ve ayakkabılarımızı tamir ettirmek yerine çöpe atıp yenisini almayı tercih ediyoruz.

Değişim elbette kaçınılmaz… Değişmeyen tek şey değişim…

Ama keşke bu değişimi hep güzele ve olumluya doğru götürebilsek. Toplum aklımızın bir kısmı güzeli geliştirmeye yararken diğer yarısı çirkinliği büyütüyor. Yine de ümit var olmak için yeterince sebebimiz var…

Neden mi?

Günümüz siyasetine yön veren iki güzide parti liderinden biri Cumhurbaşkanımız Erdoğan bu ülkenin siyasi tarihi göz önünde bulundurulduğunda bütünü ile iç ve dış siyasetin jargonunu değiştirdi. Toplumu bütünü ile bir değişime yönlendirerek ümit var olabilen bir süreci inşa etti. Bunu kimse inkâr edemez.

Bir diğer lider Bahçeli ise özellikle son 16 yıla bakıldığında yapmış olduğu siyasi hamleler ile Türk siyasetinde ki değişime kapı araladı.

2002 tarihi itibari ile Ak Partinin iktidar olmasına yol açılan süreç, Gül’ün Cumhurbaşkanı olması, Başkanlık Sistemi sürecinde ki destekleri, Cumhur İttifakı ve  ‘erken seçim’ girişimi ile devamında alınan karar göstermiştir ki; Bahçeli kritik anlarda çaldığı notalarla ülkesinin bekası adına bağlamasıyla sahneye çıkmaktan çekinmemiştir.

Nasıl ki geçmişin hıyar soyucularından keman resitaline bir değişim yaşadıysak siyasette de her kafadan bir sesin çıktığı, şahsi menfaatlerin güdüldüğü, herkesin birbirinin kuyusunu kazdığı ve vatanın ve milletin akıllara dahi gelmediği bir siyasi geçmişten; vatanın ve milletin önceliğini düşünerek ‘bir’ olmanın önemini kavramış ve ‘ne yapabiliriz’i istişare eden bir siyasi değişime şahit oluyoruz.

25 Haziran sabahına ölü toprağını üzerinden atmış ‘bağımsız, milli ve diri, yeni bir Devlet’ olarak uyanacağız çok şükür.

SOSYAL MEDYA TAKİP 

twitter.com/msbeser

facebook.com/msbeser
Yorumlar 8 yorum