BIST 13.888
DOLAR 46,12
EURO 53,27
ALTIN 6.423,60

Gençliğin Ufku: Türk Dünyası

Bir milletin geleceği, gençlerinin ufkuyla şekillenir. Gençlik sadece yaş bakımından taze bir dönem değildir. Aynı zamanda ideal, heyecan, arayış ve sorumluluk dönemidir. Bu sebeple Türk gençliği, yaşadığı ülkeyle yetinmemeli; tarihî ve kültürel bağlarla bağlı olduğu geniş coğrafyayı da tanımalıdır. İşte bu noktada karşımıza “Türk Dünyası” kavramı çıkar.

Türk Dünyası denilince akla Türkiye Cumhuriyeti ile sınırlı bir alan gelmemelidir. Türk Dünyası; tarih boyunca aynı kökten beslenmiş, ortak dil, kültür, inanç, gelenek, edebiyat ve tarih mirasına sahip Türk topluluklarının yaşadığı geniş coğrafyanın adıdır. Anadolu’dan Azerbaycan’a, Kazakistan’dan Kırgızistan’a, Özbekistan’dan Türkmenistan’a; Kırım’dan Balkanlara, Doğu Türkistan’dan Gagauz yurduna kadar uzanan büyük bir kültür havzası Türk Dünyası’nın parçalarıdır. Bu dünya, siyasi sınırlarla birbirinden ayrı görünse de gönül, tarih ve kültür bakımından birbirine bağlıdır.

Bu noktada siyasi harita ile kültürel haritaya doğru bakmak gerekir. Siyasi haritalar devletlerin sınırlarını gösterir; kültürel haritalar ise milletlerin hafızasını, gönül bağlarını, dilini, musikisini, inancını, edebiyatını ve tarihî yürüyüşünü gösterir. Aslolan çoğu zaman kültürel erk, yani kültürün taşıdığı derin güçtür. Çünkü siyasi sınırlar zamanla değişebilir; fakat kültür coğrafyası, milletlerin asıl hafızasını ve ruhunu yaşatır.

Türk tarihine dikkatle bakıldığında görülür ki Türklerin siyasi haritaları ile kültürel haritaları örtüştüğü dönemlerde hem Türkler huzur bulmuş hem de komşu ve akraba halklar daha güvenli, daha dengeli ve daha müreffeh bir ortamda yaşamıştır. Çünkü Türk kültür havzası fetih ve hâkimiyet fikriyle beraber; adalet, düzen, hoşgörü, dayanışma ve birlikte yaşama ahlakıyla da şekillenmiştir. Buna karşılık Türkler ne zaman kültür coğrafyalarını koruyamamış, kültürel iradelerini zayıflatmış ve tarihî hafızalarıyla bağlarını koparmışlarsa; o zaman sıkıntılar, dağınıklıklar ve kimlik bunalımları içinde debelenmeye başlamışlardır.

Elbette bu mesele tek yönlü değildir. Kültürel iradenin siyasi iradeye yön vermesinin tarihî, sosyolojik, ekonomik ve jeopolitik birçok katmanı vardır. Ancak değişmeyen gerçek şudur: Bir milletin siyasi varlığı, kültürel varlığıyla beslenmediği sürece eksik kalır. Kültür, siyasetin ruhudur. Dil, edebiyat, tarih, sanat, inanç ve ortak hafıza olmadan siyasi birlik de kalıcı bir anlam kazanamaz.

İşte gençler Türk Dünyası’nı bu nedenle bilmelidir. Çünkü kökünü bilmeyen bir genç, geleceğe sağlam adımlarla yürüyemez. Türk gençliği, kendi milletinin bugünkü sınırlar içinde var olan bir topluluktan ibaret olmadığını; çok daha geniş bir tarihî ve kültürel mirasa sahip bulunduğunu öğrenmelidir. Orhun Yazıtları’nı, Dede Korkut’u, Kaşgarlı Mahmud’u, Ali Şir Nevai’yi, Ahmet Yesevi’yi, Köroğlu’nu ve nice ortak değeri tanıyan bir genç, kendisini daha güçlü bir kimliğin parçası olarak görür.

Türk Dünyası’nı bilmenin Türk gençliği için önemi büyüktür. Bu bilgi, gençlere tarih şuuru kazandırır. Aynı zamanda kardeşlik bilincini güçlendirir. Bugün farklı alfabeler kullanan, farklı devletlerde yaşayan Türk toplulukları olabilir; fakat onları birbirine bağlayan derin bir kültür damarı vardır. Bu damarı fark eden gençler, ayrılıkları değil ortaklıkları görür. Dilimizdeki benzerlikler, türkülerimizdeki ortak duygular, destanlarımızdaki aynı kahramanlık ruhu, bayramlarımızdaki benzer gelenekler bize büyük bir ailenin mensubu olduğumuzu hatırlatır.

Türk Dünyası’nı tanıyan genç, dünyaya daha geniş bir pencereden bakar. Kendisini yalnız hissetmez. Azerbaycan’daki bir gencin sevinciyle sevinmeyi, Kazakistan’daki bir başarının gururunu paylaşmayı, Kırgızistan’daki bir kültürel mirası kendi değeri gibi sahiplenmeyi öğrenir. Bu da millî bilinci dar bir anlayıştan çıkarıp kültürel dayanışma ve ortak gelecek idealine dönüştürür.

Bu bilginin gençlere en büyük faydalarından biri de özgüven kazandırmasıdır. Çünkü Türk Dünyası’nı öğrenen genç, milletinin geçmişte büyük işler başarmış bir millet olduğunu bilmekle kalmaz; bugün de farklı coğrafyalarda yaşayan milyonlarca insanla güçlü bir potansiyele sahip olduğunu görür. Eğitimden sanata, ekonomiden teknolojiye, kültürden diplomasiye kadar pek çok alanda Türk Dünyası ile kurulacak ilişkiler, gençler için yeni ufuklar açar.

Ayrıca Türk Dünyası’nı bilmek, gençlere sorumluluk da yükler. Bu sorumluluk; geçmişe saygı duymak, bugünü doğru anlamak ve geleceği birlikte inşa etmek sorumluluğudur. Gençler, ortak değerleri öğrenerek kültürel kopuklukların önüne geçebilir. Dil, tarih ve kültür bağlarını güçlendirebilir. Kardeş topluluklarla iletişim kurarak ortak projeler geliştirebilir.

Bugün dünyada milletler, ekonomik güçlerinin yanında kültürel birlikleri ve ortak vizyonlarıyla da varlık göstermektedir. Türk gençliği de bu gerçeği görmeli; Türk Dünyası’nı romantik bir hatıradan ibaret saymamalıdır. Bu dünya, geçmişin mirası olduğu kadar geleceğin de imkânıdır. Bilgiyle, kültürle, eğitimle, sanatla ve dayanışmayla bu imkân daha da güçlenecektir.

Sonuç olarak Türk Dünyası’nı bilmek, Türk gençliği için bir tercih değil, bir ihtiyaçtır. Çünkü gençlik gelecektir; geleceği kuracak olan gençler de köklerini, kardeşlerini ve kültür havzasını tanımak zorundadır. Türk Dünyası’nı tanıyan bir genç, hem kendi kimliğini daha iyi kavrar hem de daha büyük bir medeniyet idealinin parçası olduğunu fark eder.

Unutulmamalıdır ki kökleri derinde olan ağaçlar fırtınalara daha güçlü dayanır. Türk gençliği de köklerini Türk Dünyası’nın geniş ve zengin mirasında buldukça geleceğe daha emin, daha bilinçli ve daha güçlü yürüyecektir.