YAZARLAR

Erkek kadını tatmin etmediği sürece başka kadına gider

Bir kadın; değer verildiğini derinden hissediyorsa, tartışmasız güven duyuyorsa, sahiplenildiğini görebiliyorsa, sevildiği hissettiriliyorsa ve bu his kelimelere dökülmekten çekinmiyorsa, korkmuyorsa, geçici arkadaşlıklara tercih edilmiyorsa, arkasından t

Geçtiğimiz hafta, mekan değiştirmenin zorluğunu gani gani yaşadım. Bu eylemi her ne kadar sık yaşıyor olsam da, her defasın da ‘’bir daha asla’’ diye kendime söz vermem, ardından unutmam rutin bir hal aldı diyebilirim. Hayatın döngüsünde, sorumluluklarım, mecburiyetlerimin dışında ki bir üst tabaka yazmak ise, her gün gündemin öbeğinde olamamak, bir şeyler çiziktirememek beni yaralasa da, kafamı sadece kelimelere gömeceğim günü hayal ederek yaşıyorum diye and içtikten sonra, geçtiğimiz hafta ‘‘kadın’ ve ilişkiler’’ üzerine birçok makalenin yazılması, ve benim bu yazılanlar üzerine kendimi tutamamama tanıklık edeceksiniz bu yazıda…

Ertuğrul Özkök, dün yazdığı köşe yazısında kadını anlayan on Türk erkeğinden bahsetmiş. Şöyle demiş; kadından anlayan erkekler değil, kadını anlayan erkekler.

Okuduğumda nasıl sevdim sevdim bu tamlamayı… Kadını anlayan on kişiden bahsederken ‘‘seri zampara değiller’’ demiş.

Kadını anlayan erkek seri zampara olur mu sayın Özkök?

Onlar bilir ki; seven kadın zamparalık hallerinden fena halde irite olur. Onlar bilirler ki; seven kadının gururu Tanrı parçacıklarından daha üstündür ve yine onlar bilirler ki; kalbi kırılan kadının kimyası alt/üst olur, DNA’sı bozulur. O kadını anlayan erkekler şunu da çok iyi bilirler ki; gururu ayaklar altına alınan, kalbi cam gibi her defasın da paramparça edilen kadın aynı şeyleri erkeğe yaşatmaya karar vermişse, oscar’lık bir oyunculukla bunu alnının akıyla başarır. Kadını anlayan erkekler, bunu ne kendilerine ne de kadına yaşatırlar. Kadını anlamak zor değildir sayın okuyucu, insanı anlamak da çok zor değildir…

Hayatı anlamak, bilgelik halleridir bunlar. Egoyu yenmiş olmak, kompleksleri halletmek, iç dünyayı düzene sokmak, insan halllerini tanımak ve olgunluk mertebesine ulaşmakla mümkündür. Kolay değildir ama zor da değildir. Hayat yolunda yürürken karşımıza çıkan her kişi bize bir armağan olabilir, ders olabilir, şer olabilir… Karşımıza çıkan kişinin neden hayatımıza girdiğini anladığımız ‘an’ dan itibaren, yapacaklarımızdan bizler sorumluyuz. Bize ders olarak karşımıza çıkan kişi muhtemelen, ona verilen başka bir dersi yaşıyor olacaktır. Gördüğünüz gibi zincirleme hayatlar bizimkisi, birbirimize bağlı ama aynı zamanda kopuk, yabancı ama aynı zamanda çok yakın.

Özkök’ün listesinde iki kişiye tüm hücrelerimle katılıyorum. Bu diğerlerine katılmadığım anlamına gelmiyor… Yazılarını zaman zaman okurken ‘‘kadını neden bu kadar iyi tanıyabiliyorlar’’ diye kendimle konuştuğum zamanlar olmuştur. Murathan Mungan; Onu ‘Yüksek topuklar’ la tanıdım. Kitaplarını okurken hep şaşırdım, hep güldüm, kendi kendime güldüm, o bir eşcinseldi, ‘bio kadın’ değildi. Ama neden kadınları, kadın hallerini, kadın iç dünyasını bu kadar iyi biliyordu? Devam ettim; şarkı sözlerine kulak verdim, devamında ‘kadından kentler’i , hatim ettim. Bir yanlışlık vardı, kadını kadından iyi tanıyordu, eşcinselliğine verdim, çift cinsiyetli zekasına verdim...

Ve Reha Muhtar; Yazılarını zaman zaman okurken hep ben de hayranlık uyandırmıştır. Eski sevgilileri/eşleri hakkında yazdığı yazılarda hep pozitif konuşması, gram ego taşımaması, onları koruması, babacan tavrı, güvenilir etkisi, hayatında ki kimseyi gizleme ihtiyacı hissetmemesi, her şeyi sınırda, detaylara girmeden anlatması, onlarla gurur duyması, beni hep etkilemiştir. Ve hep söyle düşünmüşümdür;’’Sen hep kadınlar hakkında yaz Reha Muhtar’’…

‘’Erkek kadını tatmin etmediği sürece başka kadına gider’’ demesi beni can evimden vurmuştur. Kadına erkek bakışını terk edip, kadın gözüyle de bakmaktan geçiyorsa kadını anlamak, bu hiç de zor değildir.

Reha Muhtar; kadını anlatırken, erkekler dünyasına da parmak basmakta, onların ezikliklerini, anlamsız egolarını, ve hangi hareketlerin ne anlama geldiği ile ilgili çok özel nüanslar vermektedir.

Sayın Özkök yazısında, son iki kişiyi siz tamamlayın demiş, iki kişi değil ama bir ad vereceğim size, Kim mi? Ahmet Altan.

Açıkcası, Murathan Mungan’dan sonra, Ahmet Altan kitapları okuyan ben, biz kadınların iç dünyasını bu kadar güzel kaleme almasının arkasında ‘acaba o da mı eşcinsel’ diye düşündüğüm zamanlar olmuştur. Kadınları anlamak için elbette çift cinsiyet taşıyor olmak gerekmiyor ama, bir erkeğin gizlerimizi bu derece anlayabilmesi bazen korkunç bazen de zevklidir. Ben kendi adıma beni bir erkeğin bu kadar net, şeffaf tanımasını istermiyim bilemiyorum ama kadını bu kadar anlayabilen ve tanıyan bir erkekle bir kadının birlikteliği sanırım çok sıradan bir şey olmamakla birlikte, çevredekilerin de enerjisini etkileyebilecek bir harmoni çıkacaktır ortaya, ya da tam aksi, çelişki işte…

Kadını anlamak bilgelik gerektirir ha! anlamasınız da olur, saygılı ve dürüst olun, ona sahiplendiğinizi belli edin derim ben. Kadına fiziksel şiddet bu yazının konusu değil ama kadına ruhani şiddet, psikolojik şiddet bu yazının konusu olabilir, siz karar verin…

Bir kadın; değer verildiğini derinden hissediyorsa, tartışmasız güven duyuyorsa, sahiplenildiğini görebiliyorsa, sevildiği hissettiriliyorsa ve bu his kelimelere dökülmekten çekinmiyorsa, korkmuyorsa, geçici arkadaşlıklara tercih edilmiyorsa, arkasından türlü oyunlar oynanmıyorsa, tüm güzellikleri erkeğe bir altın tepside sunar, yaşar ve yaşatır.

Bir erkek; Yaşadığı ilişkiye değer veriyorsa, ilişkisini gözler önünde yaşamaktan çekinmiyorsa,( bazı erkekler gizli yaşamayı tercih ederler, kısmetim kapanmasın daha iyisini bulurum, diğerlerine şans veremem düşüncesiyle… oldukça çokdur bu tipler) güven verebilmişse, kadınlara karşı tatminsizliğini yenmişse, başka bir kadınla tanıştığında, ‘’benim sevgilim var’’ diyebiliyorsa (çok önemli bir nüansdır, genelde yalnız olduklarını söyler tatminsiz ruhlar) onu kırmaktan/incitmekten çekiniyorsa, ilişkisi varken ve sevdiğini söylüyorken, diğer taraftan da, başka kadınlarla harala/gürele flört etmiyorsa, sürekli arayış içinde değilse, ona sıkıca sarılın…sevgilisinin yanında başka kadınlara iltifat etmekten hoşlanıyorsa, bunu şuursuzca yapıyorsa, kadınlardan gelen her telefonu ‘iş arkadaşım’ diye tanıtıyorsa, sonra foyası meydana çıkıyorsa, telini sürekli sessize alıyorsa, siz onu aradığınız da, yanında birileri varken sizinle sıradan bir arkadaşınız gibi konuşuyorsa (sizin yanınızda iş arkadaşım diye nasıl tanıtıyorsa, muhtemelen siz de o an onun iş arkadaşı oluyorsunuz) bazı geceler ona ulaşamıyorsanız, ertesi gün öğleden sonra ulaştığınızda, ‘uyuya kalmışım’ klişesiyle karşılaşıyorsanız, kendi iş çevresi ve iş etkinliklerine sizi götürmek ve tanıştırmak istemiyorsa, sizi tanıştırdığı birkaç arkadaşına karşı korumuyor ve sahiplenmiyorsa, kendinizi yalnız hissediyorsanız, kızdığında her türlü hakareti rahatlıkla edebiliyor,en ağır lafları söyleyebiliyorsa, kısaca saygı/sevgi/sadakat/güven/sahiplenme yoksa, bir erkek de bunlar yoksa, erkekliği, kadına çiçek almak, öğrenilmiş birkaç centilmenlik, sanıyorsa, bu kadar sığ ise, kadınlar uzak durun, uzak durun, olay yerinden hemen kaçın ve duygularınızı kontrol altına alın derim.(etrafımda ki hemcinslerimin yakınmaları üzerine kaleme alınmıştır)

Bunlar da ne diyen sayın okuyucu? İşte böyle! Modern dediğimiz zamanın, insanı ve ilişkileri ne hale getirdiğinin tablosu diyebilirim size.

Kadın ve erkek oyunları yaz yaz bitmez. İnsan kendini dahi bazen anlamıyorken, bir başkasının ruh ikizi olabilmesini artık uzak bir ihtimal olarak görürken, çok fazla anlamış ve çözmüş olmanın da,’cızzz’ etkisi yaptığı kafasındayım. Ne yaşatırsak, aynısını yaşarız. Acımışsa kalbimiz, ‘Ah’ lara gerek de yoktur, ilahi adalet, hiç şaşırmayacaktır, rahat olun. Ama acıtmışsanız çok, aynısını yaşamadan son nefesinizi vermezsiniz, çünkü bu adalet Öyle İsviçre mahkemelerine benzemez, hayli hızlı işler.

En can alıcı nokta, dürüst olmaktan geçer, dürüst olun gerisini hayata bırakın.

Ve Özkök’ün dediği gibi; kadından değil, kadını anlayın.

Yorumlar