YAZARLAR

Erdoğan Halep'te Yalnız Mı?

Bizi birbirimize düşürenlerin oyunlarını ne zaman alt edebileceğiz? Mezhep savaşları içinde boğulup gitmek mi istiyoruz?

Mustafa Sabri Beşermsbeser@internethaber.com

Halep’ten yükselen çığlık tüm dünyada yankılanıyor.

Bu çığlığı ne kadar derinden duyumsayabiliyoruz, ne kadar yürekten hissediyoruz?

Uykularımızın kaçması için daha ne olması lazım?

Hiç kendimize soruyor muyuz bu yaşananlarda benim vebalim ne?

Hadi bunları geçtim; bu yangını söndürmek için, karınca misali de olsa bir damla su taşıyabiliyor muyuz?

Biz ne zaman birlik olacağız?

Birbirimizin arkasını ne zaman kollayacağız?

Bizi birbirimize düşürenlerin oyunlarını ne zaman alt edebileceğiz?

Mezhep savaşları içinde boğulup gitmek mi istiyoruz?

Mahşer gününde Halep’in hesabını nasıl vereceğimizi düşünmüyor musunuz?

Bu yük ağır, sorumluluğumuz çok büyük.

Bu oyunu bozarsak ancak biz bozarız.

Biz böyle bir imkâna sahibiz.

Liderimizin böyle bir niyeti var.

Bizlerin de bu niyete sahip olup, elimizden ne geliyorsa canla başla çalışmamız gerekiyor.

Tarihin nesnesi haline getirildik.

İslam dünyasındaki parçalanmalar ve dağılma süreçleri sömürge devletlerinin operasyonları ile vuku bulmuştur.

Her İslam devletinde sömürü güçler; siyasi, iktisadi, idari kısacası hayati açıdan bütün kolları kendilerine bağımlı hale getirdiler.

Sömürü yapmış oldukları İslam devletlerinde fiili olarak bulunmasalar bile etkinlikleri ve sömürülerini devam ettirmekteler.

Sömürü plânlarını ise; Müslümanların birliğini, dirliğini, dinini bozabilmek adına bütün bildikleri ve etki sağlayabildikleri zeminlerde, şer zihniyetleri ile önce dağıtmak sonrasında ise kontrol altında tutmak için yapıyorlar.

İslam devletlerinin kalbinde, özellikle azınlıkların ya da azınlık teşkil edebilecek, grupların aracılığı ile de problemlerin her daim devam etmesi noktasında titiz davranıyorlar.

Bütün problemler, Müslümanları ya yollarından saptırmaya ya da derin yaralar açan sonuçlara sebebiyet verir durumda.

Müslüman halkın kimlikli bir şekilde, şahsiyeti oturmuş, kendi kararlarını verebilen, yatırımlar, öğretiler, yenilikler üretebilen güçlü millet haline gelmesini, oluşturmuş oldukları kolları aracılığı ile engelleyip yok olmasının zeminini hazırlarlar.

Uzaktan hakem rolünde, bütün yaşanan problemlerin Müslümanların kendilerinden kaynaklandığını kabul ettirerek, çözüm yolları önerirler.

İdari, siyasi ve sosyal farklılıklar oluşturup, toplumu ya da milleti bölmek adına, zengin-fakir, kültürlü-cahil, güçlü-zayıf algısı ile oluşan zaaflar neticesinde kendilerine boyun eğdirirler.

Kalbinin sesini dahi duymasına mani olabilecek oyunlarla, Müslümanı benliğinden uzaklaştırırlar.

Maalesef bahsetmiş olduğumuz bu fotoğraf, ülkemiz için de geçerli bir vakıadır.

Lakin bizde dikkat çekmek istediğim mesele ise çok daha vahimdir.

Sömürülmekten beslenen, menfaati olduğu için sömürenlerin savunuculuğuna soyunmuş zihniyetin varlığından bahsediyorum.

Bilinçli ve hassasiyet sahibi kişiler vesilesi ile kendi kimliğimizi, şahsiyetimizi kazanma çabaları yeniden Müslümanları heyecanlandırmış durumda.

Sadece ucundan gösterilen rahatlık fotoğrafından dolayı, kendi kimliğini unutanlara yapılan hatırlatmalar, nefislerine, zihinlerine ağır geliyor.

Evet, esaretten özgürlüğe olan yolculuk meşakkatli…

Anis Nin der ki; “Hayat insanın cesaretine göre büyür veya küçülür”

Bunun içindir ki gönüllerinde zerre miktarı ürperme olmuyor. 

Sömürge güçleninceye kadar, belli bir neden ya da sakınılacak bir durum olmadıkça, sömürülenlere özgürce gibi görünen haklar tanınmalı” diyen Francis Bacon, şer zihniyet zekâsı ile sözünde işaret ettiği gibi, içimizde kendini özgür zannedenler var ve memnuniyet içerisindeler.

Kurulu düzenlerinden ve tembellikleri yüzünden kimlikli duruşa geçmek işlerine gelmiyor.

Celladına âşık olan idam mahkûmu gibi kendisini sömürenlere alışmış ve kabullenmiş, hatta savunur durumda olanların da bu meşakkatli yolculuğu göze almaları gerekiyor.

Artık tarih yapıcı rolümüze geri dönmemiz gerekiyor.

Ne zaman bu mücadeleye girsek Türkiye’yi sindirmeye çalışanlar olacak.

Bunun adı Gezi olur, 15 Temmuz olur, Beşiktaş saldırısı olur…

Ama biz bu sindirme planlarına karşı dik durup, acımızı içimize atarak mücadeleye devam etmek zorundayız.

Gün doğmuş gün batmış, ebed bizimdir.


Yorumlar 14 yorum