YAZARLAR

Erbakan’ın davası, Erdoğan’ın kavgası!..

İstanbul fethedildikten sonra Eyyüp el Ensari ile oğulları arasında geçen o unutulmaz diyaloğu bilir misiniz?

Osman DİYADİNo.diyadin@hotmail.com

Yerli ve milli olmanın bir bedeli vardır bu ülkede...

Hocanın davası vardır ve ağırdır...

Bugün Erdoğan’ın kavgası bundandır!..

Erbakan Hoca unutulmazdır...

Şöyle bir bakın yakın tarihe…

Sağlığında bazı kitlelerin görüşlerine büyük destek verdiği, bazı kitlelerin ise karşı çıktığı ama ölümünün ardından tüm kitlelere “Yahu hocayı yanlış anlamışız” dedirten bir lider varsa, o Necmettin Erbakan’dır…

Ne yazık ki burası Türkiye…
“El üstünde tutulmak için illa tabuta mı girmek lazım” sorusunu sormayı alışkanlık haline getirmiş bir ülke…

Erbakan Hoca için de bu soru karşımızda…

Ne yazık ki Türkiye yeterince kıymetini bilemedi...

Ve yeterince ondan faydalanamadığı gerçeği ile ölümünün ardından yüzleşti…

Ve o yüzleşme halen sürüyor…

Hocanın sağlığında bizzat kaleme aldığı, adını  “DAVAM” koyduğu ve “Ne yaptıysam Allah rızası için yaptım” diye başlayan muhteşem eserini okumak biraz olsun o yüzleşmenin yükünü hafifletiyor…

Herkesin ve okuyanların da bir daha okuması gerek yüzleşmek için…

Her bir sayfasındaki görüşleri, tespitleri, Türkiye ve İslam dünyası için çizdiği yol haritası çok önemli…

Bir manifesto gibi...

Bu manifestonun değerini Erbakan hocanın öğrencisi olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yol haritasına baktığınız zaman sanırım çok daha iyi anlayacaksınız…

Kim ne derse desin hocanın izinde Erdoğan…

Bazıları hocanın Erdoğan’a dargın olarak aramızdan ayrıldığını söylese de, kendisi ile yapılan son söyleşide bakın ne diyordu:

“Tayyip gençlik kolları başkanımızdı… il ve İlçe başkanımızdı… Belediye başkanımızdı… Yıllardır beraber çalıştığımız evlatlarımız. Bunlar iyi niyetli insanlar. Hiçbir zaman bilerek Türkiye’ye kötülük yapmazlar. Kendisi ile her zamanki sevgim bakidir. Onların da aynı şekilde beni sevdiklerinden eminim.”

Erbakan Hoca yıllar önce yazdığı dava kitabının son sözünde öğrencisi Recep Tayip Erdoğan ile değişen ve büyüyen Türkiye’ye yani bugünlere ışık tutacak şekilde bakın neler söylüyor:

                                                 ***

Bugün yeni bir çağa, yeni bir fethe ihtiyaç vardır. İnsanlığın hasretle beklediği bu yeni dünyaya, yine bu millet öncülük edecektir. Şerefli bir milletin ve şerefli bir tarihin evlatları öncülük edecektir.

İstanbul’un fethinden çok değil, sadece 50 yıl öncesinde, 1400’lerin başlarında Timur Anadolu’yu istila ettiğinde her şey bitti sanılıyordu. İslam dünyası en dağınık dönemini yaşıyordu. Ama 50 yıl içinde milletimiz toparlanmış ve İstanbul’un fethiyle çağ açıp çağ kapatmıştır. Bugün yeni bir çağa, yeni bir fethe ihtiyaç vardır.

Ancak bunun için İstanbul’un fethini iyi incelemek ve ders almak gerekir.

Peygamber Efendimiz “Letüftehanne’l-Konstantiniyyetefe’l-eni’me’l-emiru, emiruha, ve’l-eni’mel-ceyşü, zalike’lceyş” hadisi şerifiyle İstanbul’un fethedileceğini açıkça müjdelemiştir:

“İstanbul mutlaka fethedilecektir, onu fetheden ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir” buyurmuşlardır. Bu hadisi şeriften alacağımız dersler var. Şu hadisi şerif ne buyuruyor? “Le tüftehanne’l-Konstantiniyyete” buyrulmuştur. Burada hem “lam” var hem de “nün” şiddetle vurgulanmış. Yani İstanbul mutlaka ama mutlaka fethedilecektir. Fetih için temel olan işte bu inançtır.

Yani eğer bir fetih yapacaksak biz de kesin bir şekilde inanmamız lazım, şüphesiz bir şekilde inanmamız lazım. Efendimiz Aleyhisselatüvesselam “İstanbul mutlaka fethedilecektir” dediği için, Müslümanlar bu şerefe nail olmak için pek çok fetih seferleri yaptılar. Cenabı Allah bunlar içerisinde bu şerefi Sultan Fatih’e nasip buyurdu.

Nitekim, Sultan Fatih çocukluğundan beri İstanbul’un fethiyle yanıp tutuşarak büyümüştü. Bu hadisi şerife mazhar olmak için gece gündüz İstanbul’un fethini düşünüyordu. Sultan Fatih İstanbul’un fethinin adeta delisi olmuştur. Cenabı Allah da onu bu büyük şerefi bahsetmiştir.

O zaman inandığımız bu davayı hedefe ulaştırmak için o davanın delisi olmamız lazımdır.

Fatih Sultan Mehmet tahta çıkar çıkmaz gece gündüz çalışarak bütün hazırlıklarını tamamladı. Dünyanın en muhteşem şehri olan İstanbul’u fethetmek için her şeyi seferber etti. 200 bin kişilik ordu kurdu. Bunun yanında ilk defa devasa toplar döktürdü.

Bunlar çağının en ileri teknolojisiydi. “İnanç tekeden bile süt çıkartır” sözümüze kanıt olarak dağların üzerinden gemileri yürüttü.

Bir fetih yapacaksak inancın, azmin ve aşkın yanında çağın en yüksek teknolojisine ve en yüksek stratejisine de sahip olacağız.

6 Nisan’da Bizans’a teslim ol çağrısı yapıldı. Bu, Müslümanlığın esasıdır.

Kan dökmemek için bu çağrı yapılmıştır. Ama Bizans bunu kabul etmedi, savaşacağını ilan etti.

Ve Sultan Fatih hücum emri verdi. Bundan önce namazını askerleriyle beraber kıldı, ardından Allah’a dua ederek zafer için yalvardı.

Dua ederken aciz bir kul gibi dua etti.

Duasını yaptıktan sonra hücum emrini verirken atına bindiğinde dağları titreten bir aslan gibi görünüyordu.

Aman Allah’ım!

Ne büyük bir savaş, ne büyük bir azim, ne büyük bir gayret. 29 Mayıs sabahına gelindiği zaman artık surda gedikler açılmıştı. İstanbul’un fethi mukadder hale gelmişti. Surlara ilk bayrağı dikmek Ulubatlı Hasan’a nasip oldu. Sultan Fatih’in askerleri açılan gediklerden bir sel gibi İstanbul’un içine aktılar. Böylece bir çağ kapandı, bir çağ açıldı. İstanbul fethedildiği zaman Sultan Fatih, Allah’a şükretmek için Ayasofya’yı camiye çevirdi ve iki rekatşükür namazı kıldı.

Bunun arkasından Ebu Eyyübel-Ensari Hazretlerinin türbesine ziyarete gitti. Böylece Sultan Fatih tevazunun, en büyük zaferden sonra Allah’a şükretmenin en güzel örneklerini göstermiş oldu.  

Bugün biz Milli Görüşçüler, surların önündeki askerler gibiyiz.

Yeniden fethin heyecanını duyuyoruz, yeniden fethi yaşıyoruz.

Önümüzdeki fetihleri yapabilmek için. Cenabı Allah’a sonsuz teşekkür ederiz ki böyle şerefli bir ecdadın torunları olmak bizim için en büyük bir mazhariyettir. İstanbul’un fethinden alacağımız en büyük derslerden birisi de Ebu Eyyübel-Ensari Hazretleridir.

Eyyüb el-Ensari, cihat ilan edildiğini duyunca, okuduğu Kuran-ı Kerim’i kapatıp hemen yerinden kalktı.

Evlatları karşı çıktı. Dediler ki;

“ Baba sen otur Kur’an’ını oku. Kendini tehlikeye atma.”

O ise şöyle dedi:

“Evlatlarım, siz bana otur Kur’an oku diyorsunuz. Ama ben Kur’an’ı okuyunca, o da bana diyor ki kalk ve cihat et.”

O büyük sahabe, İstanbul’un surlarının önüne 90 yaşındayken geldi.

Surların önündeki askerler yaşına hürmeten, yine onu geride tutmak istediler ama ona söz dinletemediler.

O, ateşlerin ve okların altında, “Dünyalık işlere dalmak suretiyle cihattan vazgeçerek kendinizi tehlikeye atmayınız” ayetini askerlere hatırlattı ve genç askerlere gereken dersi verdi.

Bütün bu fedakarlıklardansonra Cenabı Allah da kendisine surların dibinde şehit olmayıp nasip etti.

Cihat derken batılıların  içiniboşaltmaya çalıştığı kendi kavramlarıyla  çarpıtıp kirletmeye çalıştığı, Irak ve Suriye’de aklımızla alay ederek DAEŞ tiyatrosu ile de ürettikleri sözde Cihat’ı düşünmeyin…

Cihat Erbakan Hoca’nın da deyimi ile “Hak ve adaletin hakimiyeti için yapılan çalışma, mücadele ve  fedakarlıktır…”

Bunu da unutmayın…

                                                      ***

Bunları neden yazıyorum…

Bugün kim ne derse desin Necmettin Erbakan Hoca’nın bıraktığı bayrağı başı dik, alnı açık şekilde taşıyan, onun hayal ettiklerini ama yapamadıklarını başaran ve başarmaya devam eden isim olarak  öğrencisi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan var…

Eyyüb el Ensari gibi 17 yıldır üzerine oynanan bütün oyunlara, karşısına çıkarılan bütün zorluklara rağmen hem milleti hem İslam dünyası hem de mazlum dünya için cihatyani hakkın adaletinin tecellisi için mücadele ediyor…

15 Temmuz hain darbe girişimi gecesi korkmadan, saklanmadan “Ben milletin gücünün üzerinde güç tanımıyorum. Milletimden meydanlara inmesini istiyorum” diye haykırıp Marmaris’te uçağına binerekölümüne İstanbul’a uçması, o hain darbe girişiminin karşısına başı dik alnı açık şekilde diklenmesi cihat değil de nedir?

Tıpkı Eyyüb el Ensari’ninevlatlarına söylediği “Siz bana otur Kur’an oku diyorsunuz. Ama ben Kur’an’ı okuyunca, o da bana diyor ki kalk ve cihat et” sözü Recep Tayyip Erdoğan’ın 17 yıldır verdiği mücadele değil de nedir?

Mekanı cennet olsun, nurlar içinde yatsın cenazesi Fatih Camii’nde 3 milyona yakın seveni tarafından uğurlanan,barış ve huzur anlamında bir fethin sevdalısı olarak Merkez Efendi’de SilivrikapıSurlarının dibinde adeta fethi her gün yeniden yaşarcasına ebedi istirahatgahında yatan Erbakan Hoca diyor ki;

“Bu dava için çalışmak herkese nasip olmaz.İster gecenizi gündüzünüze katıp çalışın, ister yan gelip yatın. Bu hak davanın başarısını ne bir gün öne alabilirsiniz ne bir gün geciktirebilirsiniz.Bütün mesele bu şerefli davada nasıl bir imtihan vereceğimizdir…”

İşte bugün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu şerefli davada hocanın her defasında ettiği dua gibi  “Ya rabbi! Sen bize her zaman Hakk’ı, hak olarak göster, batılı batıl olarak göster. Hakkı tutmayı nasip et. Batıldan muhafaza buyur”diyerek imtihan veriyor…

Allah yolunu açık etsin…