YAZARLAR

Dine giden 'Kadınsı' yol

Dini bütün yaşamak için cinsiyetin farkı yok lakin değer ve hazine açısından kadınlarımız bizim kıymetlilerimiz.

Mustafa Sabri Beşermsbeser@internethaber.com

Geçtiğimiz senelerde bir başka platformda yayımladığım bir yazımı gündem ve gelişmelerden ötürü biraz güncelleme yaparak yeniden yayınlama ihtiyacı hissediyorum

Dini tahrif etmek istiyorsanız öncelikle her zaman ilk vuruşlar, değerler ve hazineler üzerinden olur.

İngiliz-Yahudi Medeniyeti de özellikle coğrafyamızda dinimize karşı savaş halinde olduğu için dinimizin değerleri ve hazinelerini hedef alarak alçakça savaşmaktadır.

Max Weber, maneviyatın ve Allah ile münasebetin güçlü bir şekilde yaşandığı toplumlar için “Dünyanın büyüsünü bozuyorlar!” diyor.

Dolayısıyla bu büyümenin bozulması için seküler yaşantı tarzının albenili olduğunu Müslüman coğrafyaya aşılamaya çalışıyorlar.

Mantık yolu ile sadece dünyevi bir hayat tarzının standartlaştırılması ve dinamiklerimizin tamamını dünya için tüketmemizin adı sekülerizm.

Her fırsatta söylediğim bir şey var; Din geldiği gün gibi taptazedir.

İngiliz-Yahudi Medeniyetinin politikasını da her daim dile getirdim;

“Türklerin ellerinden Kur'an-ı Kerim'i alın kadınlarının da önünü açarak kendilerini teşhir etmelerini sağlayın, bakın nasıl çözülüyorlar ve bizim istediğimiz hamur şekline dönüyorlar…”

Dini bütün yaşamak için cinsiyetin farkı yok lakin değer ve hazine açısından kadınlarımız bizim kıymetlilerimiz.

Asıl hedef her zaman için kadındı şimdi de öyle oldu.

Zamanında nasıl bir güruhu elde tutup zihinlerini yönlendirebilmek için ürün reklamlarında kadının çekiciliğini ön planda tutup gösteriyorlarsa; araba, lastik, parfüm.. vs, bizim güruhu da birbirleri ile kıyasıya yarış için kadını öne çıkaran moda ve gençlik modeli oluşturdular.

Ve yeni din algımızı “Kadınsı” yol üzerinden gençlerin beynine yerleştirmeye başladılar.

Müslüman bayanlar artık çok rahat hangi mekâna gitmişlerse o mekânda bütün endamları ile birlikte resimlerini sosyal medya üzerinden sunabiliyorlar.

Şöyle düşünelim; yolda yürüyen yabancı bir erkek bir bayandan “evdeki, gezme anındaki, sohbetteki..vs. en güzel, en alımlı ve süslü resimlerini bana vereceksin” dese hiçbir bayan bunu kabul etmez.

Mesela toplumumuzun örfünden olan kına gecesine düğün evinin erkekleri dahi alınmaz çünkü mahrem bir an ve zamandır.

Ama ne hikmetse kına gecelerinde dahi yaşanılan enstantaneler en güzel pozlarla resmedilip sosyal medya aracılığı ile sunulabiliyor.

Evet, “Kadınsı” diyoruz, çünkü genç neslin Din algısı kadın üzerinde yoğunlaştı.

Kadın artık kendini örtüsüyle bile teşhir edebilen ve bende Müslümanım! diyebilen duruma geldi.

Dini yaşantımız, gösterişli, süslü ve çekici de olarak yaşanılabilir algısı yerleşti.

Yani ılımlı Müslüman, ılımlı İslam modeli “Kadın” üzerinden bize kabul ettirilmeye çalışıldı ve başarıldı.!

Kadın, ayakları altına Cennet'in serildiği en büyük makam sahibidir. Ama makamdan kaçış var.

Fatih'i, Selahaddin'i, Yavuz'u, Ertuğrul'u doğuran kadınlarla şimdiki genç neslin doğuracağı yeni nesil, bir olmayacak-olamayacak.

Toplumu yetiştiren, nesilleri inşa eden kadının-annenin en çok saldırıya uğrayacağını, dolayısıyla en çok savunmanında bu alanlarda olması gerektiğini düşünüyorum.

“Kadınsı yol” algısının aktörleri Mina'da değil içimizdeler artık, teyakkuzda olalım ve önce kendimizi hizaya çekip sonra en yakınlarımızdan başlayarak, içimizdekileri tekrar Mina'ya geri gönderelim ya da hizaya çekelim.

Tarihi kayıtlara düşmüş şu vakıa önümüzde büyük bir örnektir: İttihatçı Abdullah Cevdet İçtihat dergisi için yaptığı bir anket çalışmasında bir Fransız düşünüre Müslümanların nasıl uygarlaşacağını sorar:

Fransız düşünür: “Kur'an'ı kapa kadınları süsle. Tesettür hayâ elbisesi olup takva elbisesini muhafaza eden bir kalkandır buna dikkat et. Tesettürü en cüretkar hale sok!”

Abdullah Cevdet ise: “Kadınları süsleme noktasında sizinle hem fikirim çünkü kadın tesettürlü haliyle sürekli İslam'ı ve Allah'ı hatırlatan bir simgedir. Tesettür bizim modernleşme adına dayattığımız süreç için en tehlikeli silahtır.” İçtihat, 4, Ekim 1904

Dünya terkedilerek ahiret kazanılmaz. Lakin kadınların oyuncak olduğu ve dinin tahrif edildiği “Kadınsı”  sahada da ahiret kazanılmaz.

Kâfirin tek derdinin Dünya olduğu doğaldır. Böyle bir dünyada Müslüman kalmak zordur evet.

Lakin Batılı gibi yaşamaya çalışan, harcayan, giyinen Müslüman gencin kafasındaki İslam algısı değişmedikçe maalesef Batılılaşır.

Cenneti kazanmak istiyorsak işte bu Dünya, Cennetin kapısının anahtarını taşıyor.


 

Yorumlar 9 yorum