YAZARLAR

CB Kurulu,İstanbul seçimi,Yeni parti,Hükümet’te Revizyon ve MEB..

Yeni partiler:

Vallahi helal olsun!. Milletvekilliğini meslek olarak görmek bizim ülkemize has galiba. Yeni partilerde, belli bir yaşa gelmiş -70’in üstünde- MV isimleri bunun ispatı. Oysa, torunlarını sevseler, parti yerine ülke için aklı selim olsalar, bir bilen gibi davransalar daha iyi hizmet olmaz mı?

O görevlerin parası yok mu? dediniz! Aşk olsun, hepsi “ülkem için” demiyor mu?

Bir süredir sessiz kalan Sn.E. Günay yeni partiyle ilgili açıklama yapmış; "Babacan, 5'li kurulun sözcüsü olacak" demiş. Malum, son zamanlarında bazı suçlamalar basına yansımıştı. 2008’de Bakanlığı sırasında görüşmeye çağrılmış, sonra danışman görüşecek denmiş, karşıma -o zamanlar TV’da popüler olan, her programa çağrılan- FETÖ kaçağı Önder Aytaç çıkmış, benimle konuşmuş ve “atama dosyamı” yok etmişti.

Şimdi isimlere bakıyoruz da -bir çoğunun Antalya/Manavgat/Alanya/Edremit/Akçay/Side v.b. otelleri olduğu biliniyor- ; bazı MV'nin oy potansiyeli ne ki, yine siyaset yapmak istiyorlar? Diye düşünmeden edemiyoruz.

Hani son İstanbul seçiminde 96 oy alan “bağımsız aday” gibi olanlar var!..

CB Kurulları:

Hükümet söz verdiği halde çalışanların yanında durmadı. Vergi dilimleri düzenlenmedi. Örnek olarak sanatçılar, Mart 2019’dan beri, yüksek dilime girdiği için her ay 610 Tl. eksik alıyorlar.(Zarar şu anda 1800 Tl) Ama, piyasa durmuyor; Süt, çay, benzin, elektrik v.b.

Çalışanların Vergi Dilimleri yüzünden her ay eksilen maaş aldığı ülkemizde, bir haber bomba etkisi yarattı; Yeni partilere gitmelerini engellemek için, çok değerli/ulu siyasetçilerimizin yer aldığı CB Yüksek İstişare Kurulu üyeleri; -ilk sözleşmede maaş 13 bin TL idi-, şimdi ise 18 bin TL oldu. Kendilerine  oda ve sekreter verilmiş." Bizce; makam arabası ve şoförü şart olup, iki sekreter verilmelidir ki, çalışanlarla eşit olunsun!...

Bunu hiçbir partilinin savunması  mümkün değil, israftır ve  çalışanlarla  alay edilmektedir!.

Madem; hizmeti çok seviyorlar -ki bazıları gerçekten seviyor!-  maaş neden verilmektedir.

Bu karar bile, bir iş ortaya koymayacak kurul(ların)un iptal edilme sebebidir.

İstanbul seçimi:

Seçmen çalmaya inanmadı -çünkü, hırsız bulunmadı/ya da yoktu-, AK Parti söylemleri birbirini tutmadı, oysa Sn.E.İmamoğlu; başta ne dediyse onu; israf-16 milyon, tarafsız hizmet v.b. “dedi. Güven verdi, yeni bir dil, yaklaşım, tarz getirdi. Bir Vali olayından medet umar hale getirildi. Son mektup olayı işin tuzu biberi oldu. AK Parti, ikini seçimde herşeyi kullandı. Özellikle; "İBB önünde bildiri okuyan çalışanları -zorunlu olarak- Sn.E.İmamoğlu’na karşı konuşma yapmaya çağırması iletişim hatasıydı. O çalışanlar, mesaj attı; Diyorlar ki “Bize ne için orada olacağımız söylenmedi. Şu saatte burada olacaksınız olmazsanız işinizden olursunuz diye talimat geldi. Mecburen gittik.” Değer miydi?

İstanbul kaybedilince, herkesin dili çözüldü. AK Parti içinde hesaplaşmalar, ayak oyunları v.b. Peki, bunları yazanlar daha önce neden vatan haini olmuş, hıyanetle suçlanmış, köşe yazılarına son verilmişti?

Mesela, İstanbul’un İlçelerini eski Has Parti'lilerle dolduran Sn.N.Kurtulmuş, seçim döneminde ki," önce oy, sonra tövbe" sözüyle tepki almıştı!.. Özellikle Şişli ilçesinde kadrolaşmaya yakından tanığız. 

Şimdi ortada dolaşan Hükümet Listesi’nde  ismi yok diye üzülmüştür. Çünkü, “harın gibi gelip, karun olmayacağız” diye suçladığı  AK Parti’ye gelirken,  “ikinci adamlık “  söz verildiği için, bir ara  Kültür Bakanı olunca küsmüştü?

 “Müstesna bir kul” olan bazıları mutlaka 2. adam olmalıydı!..

Oysa ülkenin yeni dile ihtiyacı var. Bakın  Sn. E. İmamoğlu: "Bireysel torpile de, akraba torpiline de ahbap çavuş torpiline de siyasi torpile de karşıyım" diyor. Yani; İBB'de "liyakat" olacak. Ne güzel, biz, yıllardır; “kurumlarımızda liyakat/vatana bağlılık/ehliyet/üretim” diyoruz.

Bu ülkede, 15 Temmuz’da ülkeyi manen-maddeten zora sokan FETÖ’nün yerine başka “…TÖ” yapıları istenmiyor. Ülkemizin ihtiyacı; biat etmiş, karşı tarafı ötekileştiren siyaset DEĞİL; sosyalleşen/kucaklaşan/birleşen/kardeş olan insanların yaşadığı GÜÇLÜ Türkiye’dir

Hükümet revizyonu ve Milli Eğitim:

Sn.Cumhurbaşkanı’nın G-30 toplantısına gitmeden hazırladığı öne sürülen “Hükümette revizyon” diye  bir liste dolaşıyor. Önce 4-5 Bakan değişimi düşünülürken, Sn.B.Albayrak hakkında çıkan son söylentiler üzerine, “onu almak/kamufle etmek için kadronun genişletildiği” dillendiriliyor.  İki Bakanlık MHP’ye verilmiş. Zaten birkaç gün önce MHP yöneticisi “en az 2 bakanlık bizde olmalı”, (Adalet-İçişleri-Milli Eğitim- Sağlık Bakanlığı) AK parti bu işi beceremiyor” demişti. Ayrıca bazı Bakanlıklarda Bakan Yardımcılığı görevlerinde de MHP'li isimlerin olabileceği konuşuluyor. MHP, ÖSYM’den sonra; ÜAK ve YÖK’ü de istiyordu. Zaten, YÖK Başkanlığı’nda bir isimde anlaşılmıştı ve atama bekleniyordu.

Bir ödül bile verilse; ya "çok iyi, hak etti" ya da "nereden çıktı bu ödül?. Ne yapmış ki?" denir. Yeni Hükümet Bakanlar listesi eğer doğru ise; MHP’de sorun yok, ama AK Parti; 17 yıldır, “yeni kadrolar yetiştirmemiş” demektir. Ve, Bakanlar "hala mı bu(aynı) kişiler?" dedirtecek cinsten. Kırılma daha da artacaktır.

Demek ki, liste doğru..

Sn.Cumhurbaşkanı’nın çok üzerinde durmasına rağmen, 17 yılda 7 kez Bakan değişmiş, hepsi de -başka partili gibi- bir öncekinin yaptığını bozmuştu. İlginç olan, AK Parti yönetim ve tabanı, hepsini alkışa boğmuştu. (Sorgulama yapılmayan biat  kültürü)

Ancak; atandığında büyük umut yaratan, eğitimci Bakan Sn. Z.Selçuk'un yerine getirileceği iddia edilen eski MEB Müsteşarı ve Hacı Bayram Ün. yeni Rektörü Sn.Yusuf Tekin ile, Sn.Selçuk'un eğitim görüşü ve düşünceleri taban tabana zıt. Sn.Tekin; MEB Müsteşarlığı zamanında “eğitimim bozulmasında en etkin/sorumlu isim” olarak görülüyordu.

Mesela; “CB Kararnamesi ile, “Rektörlük için üç yıl profesörlük yapmış olmak” şartının kaldırılmasının ardından ilk rektör ataması gerçekleşti. Ankara Hacı Bayram Üniversitesi'ne, henüz bir ay önce profesör olan Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Eski Müsteşarı Yusuf Tekin atandı.” Bu bile “etik dışı” bir davranış olarak karşılandı. Bu atama olursa, Sn.Tekin’in “CB gözünde ayrı bir yeri olduğu” bir kez daha ortaya çıkmış olacak.

Sonra da; AK Parti;

 Tekrar aynı/eski görüşe mi yöneliyor?,

Yine zikzaklar mı çizilecek?,

Yine mevsimler geçecek, ama, eğitimde değişen bir şey olmayacak mı? v.b. sorular gündeme gelecektir. Ve; Sn.Selçuk'un, toplumda olumlu cevap bulan uygulamaları/tarzı 8.kez "ters düz" olacaktır.

Yorumlar